"Çağdaşlaşmayla batılılaşma
arasındaki fark" ne demek? Batılılaşma miti eskiyince,
yeni bir yalan çıktı sahneye, daha doğrusu aynı nâzenin
taze bir makyajla arz-ı endâm etti: çağdaşlaşma.
Intelijansiyamızın uğrunda şampanya şişeleri
patlattığı bu ihtiyar kahpe, Tanzimat'tan beri tanıdığımız
Batı'nin son tecellisi. Çağdaşlaşma, karanlık,
kaypak, rezil bir kavram. Rezil, çünkü tehlikesiz, masum, tarafsız
bir görünüşü var. Çağdaşlaşmanın kıstası ne? Hippilik
mi, bürokrasi mi, atom bombası imal etme gücü mü... Çağdaşlaşmak,
elbette ki Avrupalılaşmaktır. Avrupalılaşmak,
yani yok olmak. Avrupa bizi çağdaş ilan etti, Avrupa, daha
doğrusu onun yerli simsarları. Zira apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız,
düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha
eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin. İki yüzyıldır
bir anakronizm'in utancı içindeyiz, sözüm ona bir anakronizm.
Bu 'çağdışı' ithamı, ithamların en alçakçası ve
en abesi. Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar
vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve kapitalist
Batı'nın abeslerine perestiş olsun? Fani ve mahalli
abesler. Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek
ve köleliğe peşin peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık
masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi, LSD
gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağdaşlaşmanın
halk vicdanında adı da asrîleşmektir, asrîleşmek
yani maskaralaşmak, gavurlaşmak.
***
Avrupalının yazdığı tarih, Hıristiyan Avrupanın
gururunu okşayacak bir masallar yığınıdır.
***
Tunus'un düşünce tarihinde iki ad: Ibn Haldun, Hayreddin. Biri cihanşümul
bir zekâ, İslâm irfanının son muhteşem fecri. Öteki geniş ufuklu
bir devlet adamı, içtimaî ehramın en alt basamağından zirvelere
tırmanmış. İkisi de mağlup ve muzdarip, ikisi de yalnız. İkisinin
de meşhur olan: Mukaddime'leri. Ibn Haldun, tarihle pençelesen bir dev.
Hayreddin, tarihin ifşalarına kulak kabartan bir dinleyici. Benzeyen
tarafları: ciddiyet, samimiyet, tecrübe.
***
Kanunların iki kaynağı vardı Hayreddin'e göre: akıl
ve vahiy. Akıl, insanlığın ortak malıydı; adaletle
hürriyet, aklın iki temel prensibi. İslâm dünyası adaletle hürriyeti
baş tacı ettiği müddetçe yükselmiş, Hıristiyan dünya
bu temel değerlere ihanet ettiği için karanlıklarda kalmıştı.
***
"Filozofların aydınlatmadığı toplumu, şarlatanlar
aldatır...".
***
Batıda ıslah korumak içindir, bizde yok etmek için. Batı perestişkârları,
kitapta gördükleri her hastalığın kendilerinde de olduğunu
vehmeden, toy tip öğrencilerine benzerler. Kucağında yaşadıkları toplumu
sıhhate kavuşturmak için kitaba sarılır, onu hayali hastalıklarla
donatır.
***
Bir Hint bilgesi, "Hatâdan hakikate geçilmez, diyor, bir hakikatten başka
bir hakikate geçilir".
***
İslâm medeniyeti bir bütündür. Bu büyük terkibi yalnız Arabın
eseri imiş gibi göstermek ya Araba dalkavukluk, ya misli görülmemiş bir
gaflettir. Farabi İslâmdır, İbn Sina İslâmdır, Arap
değil. O ummana karışan en büyük ırmak: Türk.
***
Bizim "Büyük İslâm Birliğinin kurucusu olarak selâmladığımız
Efgani'nin Fransa'daki dostu Hıristiyan Halil Ganem'dir. Sultan Abdülhamid
hanın hasm-ı biamânı Ganem. Renan, Efgani'yi bir masal kahramanı olarak
değil, gerçek kişiliği ile yani dinsiz, bir "libre penseur" olarak
tanımaktadır.
***
Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmemiş.
Düşmanları dost, dostları düşman olarak tanımış.
Peygamber'in adını anmağa cesaret edemeyen bir Efgani'yi (Cemaleddin
Efgani) Peygamber kadar saygıya layık görmüş.
***
Kişilere ferman dinleten: iktisadın şuursuz kanunları.
***
Reklamın göklere çıkardığı ülkü: israf.
***
Tabiat şimdiden mezbeleleşti. Bu insicamsız şehirleşme
insanı da mahvedecek.
***
Kutsal kâr ekonomisine dokunacak her tedbir peşinen yasak...
***
Altın çağ ne zaman sona erdi, bilen yok. Üstureler ezelden beri karamsar: şairler
ezelden beri ümitsiz. Tevrat da, Upanişatlar gibi korkunç kehanetlerle dolu.
Mâzide tufan, istikbalde kıyamet ve dünya bir gözyaşı vadisi,
bir vehim, bir rüya.
***
Nihayet "homo ekonomicus"un yani burjuvazinin hakimiyeti, Tanrıya ve mukaddes'e
açılan savaş. Tek mabet: banka, tek mabut: altın buzağı.
Hürriyetin ve gururun sarhoşluğu. Fetihler, fetihler.
***
Batı Avrupa yüz milyonlarca nüfuslu bir şehir. Bütün diğer ülkeler,
bu şehrin banliyösü. Görevleri: dev şehrin sanayi mamullerini alıp,
ona hammadde hazırlamak. Sombardt, bir buçuk asırdan beri Batı Avrupa
ile Amerika'da olup bitenlere akıl erdirmek için şeytana inanmak lazım
diyor. Bizi gökten koparıp, maddenin esaretine sokan o.
***
Çağdaş Avrupalı, ya ümitsizlik, ya iman diyor. Başka yol
yok. Zavallı büyücü çırağı, uyanışın biraz
geç olmadı mı?
***
Fazilet cinayetin suç ortağı, ilim yıkıcılığın
emrinde, idealizm yalancı, realizm hayâsız. Ey ilim, ey vazife! Demek
siz de şüpheliydiniz. Sonra şair avunmağa çalışıyor: "belki
her şeyi kaybetmedik, ama her şeyin kaybedilebileceğini anladık.
Avrupanın belkemiğinde korkunç bir rase dolaştı. Kendini
tanımıyordu artık, kendine benzemiyordu ki... Şuurunu kaybetmemek
için kitaba hatıralara sarıldı... Gerçekle kâbus arasında
rakseden bir tecessüs bu. Avrupa, "kapana tutulan fare"nin telâşı içindedir. İlim,
haysiyetini kaybetti, ahlaktan söz etmeğe hakkı yok artık. İdealizm öylesine
yaralı; gerçeklik deyince sayısız günahlar. sayısız
günahlar, sayısız cinayetler geliyor akla. Hem hırs suçlu, hem
feragat. Salip sahiple, hilâl hilâlle boğaz boğaza.
***
İbn Haldun(1332-1406), Ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem
ve münzevî bir yıldız; ne öncüsü var, ne devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan
bir fecir, girdapları, mağaraları, zirveleriyle.
***
Oysa demokrasilerde... Ahlâksız veya açgözlü bir hükümet için ihanet, namussuzluk,
iç savaş, halkın refahından çok daha kârlıdır bazen.
Kralların gözdeleri varmış, demokrasilerin yok mu? Elbette var,
hem de çok daha kalabalık, çok daha pahalı.
***
Hasta ile sıhhatli adam arasındaki fark şu: hastanın başlıca
kaygısı kendi varlığıdır; sıhhatli adam dış dünyayla
uğraşır...
***
Dil musikidir... Musikilerin en mânâlısı, en az müphemi, ama musiki.
Her kelime, bir kelimeler dünyasının anahtarıdır; meçhule
açılan bir kapı, her kelime. Meçhule, yani rüyalara, hatıralara,
anlatılmayanlara, anlatılamayacaklara. Mağaralarından süzülür şuur-altının, şuurun
yedi kat göğünden dökülür. Kelime küfür, kelime dua, kelime büyü. Zihnin
bu esrarlı meyvesini asırlar besler, asırlar olgunlaştırır.
***
Son yıllarda garip bir mahlûk türedi Türkiye'mizde. Tek sahife tarih okumadan
milletin mâzisini keşf, hâlini tasvir, istikbalini tanzim eden bir âllame
türü... Hafızamızı kaybettik. Hafızamızı, yani şuurumuzu...
|