Eski Yunanı bir
parça bu esaret mahvetti. Çünkü kölelerin yaptığı isler küçük
görüldü, bu yüzden endüstri kurulmadı. İnsan emeğine karşı gösterilen
bu tepeden bakış, onu yıktı. Rabelais, Tanıdığım
en dürüst hâkim zar atarak idam veya beraata karar verirdi, diyor.
Kitlelerin
suç işlediği büyük hâdiselerde décimation, yani onda biri
fedâ edilmesi âdettir.
Tarihte mucize yoktur. Bir Yunan mucizesinden bahsedilemez. Asyanın mirasına
konan Yunanın semere vermesidir Yunan mucizesi, o kadar. Yunan propaganda
ve reklâmda çok ileri gittiği için kendini tarihin tek milleti olarak
kabul ettirdi.
Hıristiyanlık halka hitap eden bir Eflâtunculuktur Nietzscheye göre.
Kadim demokrasi de esarete dayanır, insanlar ferda (yarın)
endişesinden uzaktır. Köleler bütün işi
görürler. Tek şerefli iş devlet
idaresi ve felsefedir. Daha sonraki çağlarda demokrasi geniş halk tabakalarının
idareye katılışıyla inkişâf eder.
Teokratik
Ortaçağda demokrasi yoktur. Ancak 18.yüzyılda ortaya çıkar.
Hıristiyanlık bir köleler dinidir. Doğduğu zaman
Roma Lejyonlarının çiğnediği aç ve muzdarip
kalabalıkların dini olarak doğar. Tahtla mihrap Konstantinin
elinde birleşir. Hıristiyanlık her türlü cinâyete
fetva verir.
Demokrasinin
kurulusunda kilisenin büyük rolü olmuştur. Çünkü hérédité (irsiyet)
yoktur, papalar seçimle işbaşına gelir. Dünya işleri
ile kilise birbirinden ayrıldı. Bütün Ortaçağ boyunca
kilise hükümdarlara karşı tabiî hukuku ve insan haklarını müdafaa
eder.
Sosyalist
Leroy, piskopos Bossuetnin insanların ölüm karşısında
eşit olduklarını söyleye söyleye Fransız ihtilâlinin
prensiplerini yerleştirdiğini söyler. 18.asır, geniş halk
tabakalarının okuyup düşünmeye başladığı çağ.
Rabelais, Montaigne, Descartes, Molière gibi Helvétiusla dHolbach
da burjuva sınıfının çocukları. Tout pour
le peuple, rien par le peuple (Her şey halk için, hiç bir şey
halkla beraber değil), der Voltaire.
Tarihin
bütün müesseselerini aklın
huzurunda sorguya çeker 18.asır. 1789 ihtilâli, burjuvaların önderliğinde
hareket eden Paris halkı, açlar ve küçük zenaat erbabı tarafından
gerçekleştirilir. 1791de Kurucu Meclis, Anayasayı yaparken
kanları ve iskeletleri ile ihtilâli yapan halkı ziyafet
sofrasına çağırmaz. Rousseaunun Contrat Socialde
ortaya attığı görüş su: Tanrı hüküm sürmek
görevini hükümdarlara devretmiştir.
Hükümdarların kendilerini Tanrı saymaları halk tarafından
hoş karşılanmayınca, Tanrının iradesiyle geldiklerini
iddia etmeye başladılar. İdare edenler hâkimiyet hakkını nereden alırlar sualine Rousseau cevap verir. Hastalığı ve
dehâsıyla 19. asırdan olan, romantik olan Rousseau, hâkimiyeti bütün
topluma verir. Hâkimiyet, milletin kendisinindir. Fertler ancak kesirli bir
hâkimiyete sahiptirler. Bu hak gasp edilemez, muvakkat bir zaman için istediklerine
devredilir.
1791de bu görüş kurnazca istismar edilir. Rousseaunun bahsettiği
hâkimiyet bütün cemiyetin, yani milletindir. Millet fertlerin üstündedir. 1793
anayasası tatbik edilmeyen bir genel af getirir. Termidor ile Robespierre
idama yollanır. Napoléon devrinde, halkın iktidara geçmesini istemeyen
burjuvazi, halkı oyalar. XVIII. Louis, censitaire seçimi koyar ortaya.
(Yani oy verme hakkı belli
bir miktarın üstünde vergi verenlerin inhisarına verilir.)
Restorasyondan sonra, Temmuz monarşisinde, yani Louis Philippe devrinde
seçim zengin sınıfın hâkimiyetindedir. 1848den sonra bütün
Fransızlar oy hakkına sahip olurlar. Fransada kadınlara oy
hakkı 1944de
verilir. Kadınlar muhafazakâr oldukları için sağ partilere oy
verirler. Halbuki sağ partiler kadınların oy vermesinin aleyhindedirler.
Kadın sitenin dışında kalmalı, çocuklarını yetiştirmeli,
bu kirli islere karışmamalıdır. On ne gouverne pas innocement (
Siyâset ile iffet bağdaşamazlar) St. Just.
Rüşd
yaşıyla oy verme hakki ayni olmalı.
Bugün 3 çeşit demokrasi var:
1-Liberal (Batı Demokrasisi)
2-Marksist (Halk Demokrasisi)
3-Millî Demokrasi (3. Dünya)
Liberal
demokrasinin bel kemiği genel oy. Batı demokrasisi İngiliz
parlamenter sisteminden hareket eder. 1787de kurulan Amerika, eski İngiliz
parlamentosunu tatbik mevkiine koyar. Montesquieunün kuvvetler ayrımı Lockedan
gelir. O da kendi devrindeki İngiliz cemiyetini tasvir eder.
18.yüzyıl Fransası için İngiliz
rejimi ideal. Bir kralın cellât satiri altında can verdiği İngiltere.
(Great Revolution)
İngilterede
aristokrasi ile burjuvazi uzlaşmıştır. Bir zekâ aristokrasisi
vardır, sınıflar esnektir. Parlamento, çok partili
rejim, genel oy, ana hürriyetlerin kabulü: liberal demokrasiyi hülâsa
eder. İki partili ülkelerde fertler seçilir, partiler değil;
meselâ İngilterede iki parti var: Muhafazakâr Parti ve İşçi
Partisi. Halbuki çok partili rejimlerde, fikre, ideolojiye oy verilir.
Ekonomik liberalizmle siyasî liberalizm aynı şey
değil. Fizyokratlar ve A. Smith devletin iktisada asgarî müdahalesini,
gümrük duvarları ve tahditlerin kalkmasını isterler. Fizyokratlar
toprağa önem verdikleri için değil, tabiatta (physis) olan tabiî nizama
inandıkları için bu ismi almışlardır. Batı demokrasisi
ancak endüstrileşen ülkelerde mümkündür. Liberalizm ışığa
doğru yükselen geniş halk tabakalarının alın
teri ile kazandıkları bir hürriyettir. Alın teri ve kanla
kazanılan ekmek.
Endüstri Avrupada, Asya, Güney Amerika ve Afrikanın sömürülmesi ile
baslar. Hâkim sınıf kendi isçi sınıfını sömürmekten,
Asya ve Amerikayı sömürdükten sonra vazgeçer.
Liberalizm, kapitalist istihsal sisteminin politik seklidir. İlk kapitalist ülke
Hollanda.
Duverger, sınıf kavgasının temelinde rareté (ender oluş)
prensibini bulur. Pasta küçük, açların sayısı büyük. O halde
pastayı az insan yiyecek, bir kısmı dışında bırakılacak
bu talânın. Tarihin en ihtilâlci sınıfı burjuvazi, genel
oyu kabul eder, aristokrasiyi yıkar ve endüstrinin yarattığı sınıfı,
proletaryayı kurar.
İki kıta (Avrupa ve Amerika) iki kıtayı (Asya ve Afrika)
sömürmek sayesinde zengin olmuşlardır. Batı demokrasisi
Avrupadan başka hiç bir ülkede gerçekleşmez.
1914 savaşından sonra monarşiler ve imparatorluklar sona erer.
Klâsik demokrasi yahut otoriter rejimler sahneye çıkar. Otoriter proleter
diktatoryası olan
SSCB doğar ve yeni bir rejim: faşizm önce İtalyada, sonra Almanyada
doğar.
Kapitalizm demokrasi ile sona ermez, bazan faşizm olur. İktisaden
ilerlemiş memleketlerde mümkündür. Kapitalizm, liberal demokrasi ile devam
edemeyince, pazarı kalmayınca, genel oyla iktidarda kalamayınca,
yerini bir Hitler ve Mussoliniye terk eder.
Faşizm, kapitalizmin kendi kendini yeni metodlarla devam ettirmesidir.
Tarihi bir kere ve bazı ülkelerde işgâl eder. Sınaî ihtilâli
yaratan burjuvazi 12. yüzyıldan beri çalışmıştır.
Liberal demokrasi, isçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki
mesut ve mükemmel bir âhenktir.
Demokrasi bir demopedidir (halkın eğitimi). Okuma-yazma bilmeyen
bir milletin iktidarı kontrol etmesi nasıl akla gelebilir? Bu itibarla
iktisaden geri kalan memleketler, Batı demokrasisini
ancak taklide yeltenirler. Aydınlar ancak özenir Batı demokrasisine.
1917ye
kadar tek dünya vardı. 1917den sonra iki dünya: sosyalist ve
liberal dünya.
II. Cihan Harbinden sonra 3. Dünya doğdu: eski müstemlekeler. Ortak dertleri
ama ortak olmayan ihtiyaçları olan bir devletler silsilesi.
Çinliler bu bölgelere zone de tempête (fırtına bölgesi) diyor ve
Batı emperyalizminin o ülkelerde can vereceğine inanıyorlar. Bu ülkeler
kanlı mücadelelerle, Batıya karşı çıkmışlardır,
sevmezler Batıyı. Ama sömürgeci ülkenin büyük taraflarını benimsemişlerdir.
Bunlardan birçoğu kapitalizmden kopup, sosyalizme yönelmişlerdir. Ama
komünizmden de korkarlar.
Kapitalizm, yasamak için sömürmek mecburiyetindedir. Avrupa medeniyeti Asyanın
sömürülmesine bağlı. Hiçbir millet veya sınıf, kendi haklarından,
lüksü ve kaprisinden mahza insaniyet namına vazgeçmez. 1960da Moskovada
toplanan 81 milletin delegesi, geri kalmış ülkeler için yeni bir
formül ortaya attılar. Kapitalist (liberal) dünya 3. Dünyayı uzun
zamandan beri sömürmeye alışmıştır. Yaşaması,
o güzel medeniyetin devam etmesi buna bağlıdır. Bu itibarla,
bunlara yaptığı yardım ve dostluk, bu çerçeve
içinde ele alınmalıdır. Doğu bloku iki taraftan gelen ışığı da
görmeli, iki tarafın da tecrübelerinden istifade ederek, bir millî demokrasi
kurmalıdır. Geri kalan memleketler, ancak büyük endüstri ile kalkınır,
ama Batı buna müsaade etmez. Millî demokrasi evvelâ bütün içtimaî sınıflara
dayanır. İktisat ve kültürde otarşi (siyasî) ve otarşiye
(ekonomik bakımdan kendi kendine yetmek) sahip olmalıdır. Derebeylik
sona ermeli. Bu bir zümrenin, bir sınıfın işi
değil, bütünüyle milletin işi.
Organize bir isçi sınıfı veya burjuvazi yoktur. Ordu vardır.
Derebeyliğe ve yabancı sermayeye karşı (toprak reformu
ve kompradorlara karşı ticareti birleştirmek suretiyle) savaşılır
ve millet bütünüyle kavgaya katılmışsa millî demokrasi tutunur
ve az gelişmiş memleket az gelişmiş olmaktan kurtulur.
Bu ne liberal demokrasidir, ne otoriter rejimdir.
Osmanlı İmparatorluğu çöküş devrinde yıkılmamasını,
kapitalist devletlerin rekabetine borçludur. Abdülhamit bu çöken ülkeyi 33
sene Avrupanın rekabeti sayesinde ayakta tuttu.
|