DOSTO
VE BİZ |
|
| Suç ve
Cezayı kim
tiyatrolaştırmış, hatırlamıyorum.
Dostodan okuduğum ilk eser, o küçücük tiyatro; okuduğum
ve sökmeye çalıştığım. Fransızcanın
namahremler için tehlikeler ve karanlıklarla dolu dünyasına,
ilk defa olarak, denize atlar gibi giriyordum. O karanlık
dehlizde, ışığına güvendiğim tek
fener: Şemsettin Saminin Kamusu idi (C harfinde başlayan,
Mde sona eren, dağınık, yırtık ve noksan
bir Şemsettin Sami). Suç ve
Cezayı ne kadar anlamıştım, bilir miyim?
Marmeledovun meyhanede söyledikleri, bugün okumuşum gibi
aklımda: Yoksulluk ayıp değil mösyö, ama sefalet
|
![]() |
| Suç ve Ceza, baştan sonuna kadar okuduğum, büyük bir kısmını çevirdiğim, daha doğrusu çevirdiğimi sandığım ilk yabancı kitap. | |
Bu bir keşifti. Kristof Kolombun önüne Amerikayı çıkaran kader, benim karşıma da Dostoyu çıkarmıştı, Dostoyu yani sonsuzu. Bu girdaplar ve zirveler dünyasında, tek başıma dolaşacak yaşta değildim. Kıyıdan seyrettim ummanı. Aylarca Raskolnikofu yaşadım. Sonyayı sayıkladım
aylarca. Kaç gece tefeci kadınla karşı karşıya
geldik. Bakışları, bir hayvanınkiler gibi manasız
ve soğuktu. Bir ölüyü öldürmüştü Raskolnikov, bir abesi
yok etmişti. Kitapta havsalamın almadığı tek
taraf, kahramanların, daha doğrusu kahramanın Hıristiyanca
nedameti olmuştu. Anlayamazdım Dostoyu. İnsanın
kendi kendisi ile kavgasını anlayamıyordum. Dünyada
iyiler ve kötüler vardı. Raskolnikov, gençti ve acı çekiyordu.
Niçin yaşadığı belli olmayan bir tecritti tefeci
kadın. Elbette izale edilecekti, hayatın kanunuydu bu. Dünyam,
romanların dünyasıydı. Ekmekçi
Kadınların, Tunçtan
Kızların, Simon ve Marilerin dünyası. Kuklalarla dolu bir dünya. Sonra Kumarbaz, Beyaz Geceler ve Budala.
Hiçbirinde aradığımı bulamadım. Zira, Balzacı keşfetmiştim
arada ve Ona aşıktım. Hıristiyan Dosto, beni
rahatsız ediyordu. Büchner, Nordau ve Marx beni mistisizmden öylesine
soğutmuştulardı ki vaaza benzeyen her düşünceye
kulaklarımı tıkıyordum. Zolayı seviyordum, çünkü dinsizdi. İlimciydim,
Beşir Fuatvari bir ilimcilik. Dostonun jurnali, beni büsbütün
hayal kırıklığına uğrattı. Karşımda,
geniş düşünceli bir fikir adamı değil, lâbis-i
libâs-ı katranî[1] bir
keşiş vardı. 1936lardan sonra bir daha aramadım
Dostoyu. İkinci sınıf bir Amerikan romancısının,
sığ, sahte, hantal bir kitabı, beni büsbütün soğuttu
Dostodan. Filhakika, Altın
Zincir, bütün bir nesille beraber benim de başucu kitabım
oldu bir zamanlar. Bu murdar kitaba, anlamadığımız
için hayrandık; anlamadığımız ve mukaddeslerimize
savaş açtığı için. Sinclair[2],
göğsünü gere gere, Dostodan tek kitap okumadığını söylüyordu.
Karamazofları, Papaz Zossimanın ölümü sahnesine kadar
karıştırmış; arkasını merak eden
varsa, zahmet edip kendi okusun buyuruyordu. Bu garip sanat tarihçisine
göre, Dosto Ortodoks doğulu ya da Bizanslı bir Hıristiyandır;
ayrıca Rus ruhunun harikulade ve bambaşka bir şey
olduğunu sanan bir Slavperest yahut mistik bir vatanperveri. Sonra,
egzistansiyalizm
Camus, Kafka, Sartre. Ve Avrupayı saran Dosto
aşkı. Ben yine de ısınamıyorum Dostoya.
Delilerle uğraşan bir deliydi hazret. Belki derin. Ama
karanlık ve miasmelarla[3] dolu
bir derinlik, bir kuyu derinliği. Dosto düşkünlüğü,
hasta bir sevginin belirtisiydi bence. Ama, çağdaş kültürün Batı kültürünün
demek istiyorum- temel direklerinden biriydi Karamazof yazarı.
Ummadığımız bir anda karşımıza büyük
enkizitör[4] çıkıyordu. Üstada
yeniden döndüm ve anladım ki, gözleri bağlı dolaşmışım
o ülkede. Dostonun dünyası, uçakla üzerinden geçilebilecek
herhangi bir harita parçası değil. Dosto, insanlığın
ezeli davalarını mihraklaştıran bir romancı.
Balzacın kahramanları onunkiler yanında tek buutlu;
birer komedi kahramanı hepsi de, terbiyeli ve uslu birer kahraman.
Fransız romancısının delileri bile akıllı.
Mükemmelin romancısı Balzac, mütekamilin romancısı.
Kucağında yaşadığı toplum da sıhhatli,
kendisi gibi. Sıhhatli yani bir tarafı noksan. Biz, Balzactan
fazla Dostoya yakınız. Acılarımızla, zilletlerimizle,
hayal kırıklıklarımızla. Dostoyu
anlayabilir miyiz? Evet. Hem de Batının bütün romancılarından çok.
1968den beri kurbanı veya seyircisi olduğumuz trajediyi,
bütün çıplaklığı, bütün eziciliği ile Ecinnilerde yaşıyoruz. Sosyalizm, anarşizm, batıcılık.
Dosto, bütün dertlerimiz üstünde düşünmüş, tabii bir Rus
milliyetçisi olarak. Pierre
Pascal[5] doğru
söylüyor: Karamazof, Dostonun bütünü. Hem hayat, hem hayal tecrübelerini
kucaklıyor. Sanki daha önce yazdığı romanlar,
yeni doğan bu prensesin beşiğine koşmuş,
her biri kendinden bir parça armağan etmiş ona; masaldaki
periler gibi. Karamazof, Dostonun, fikri vasiyetnamesi. Bir yanda İvan
Tanrıyı,
Tanrının eserini topyekûn inkar eden ve şerri, işte
eserin diye inanmadığı kadir-i mutlakın suratına
tüküren Avrupalılaşmış deli. Ötede Alyoşa.. İnsan
ruhu, iblisle Rabbin cenk alanı; şer, varlığımıza
sülük gibi yapışan yabancı bir nesne; aslında
en büyük caniler bile en az bizim kadar masum ve zavallı; Rusyayı hatta
bütün insanlığı mahveden, babalarla oğullar arasındaki
uçurum; bir ilerleyiş yok, bir kopuş, bir sarsılış,
bir kendini kaybediş, bir dengesizlik var; nesiller arasındaki
anlaşmazlık ilerleyiş değil. Rusyanın Avrupalılaşması bir
tehlike Dostoya göre. Bir ülke mazisinden kopamaz, kopmamalıdır.
Aydın sınırların ötesinden basmakalıp ıslahat
projeleri dileneceğine, halkın içine inmeli. Rusyayı ancak
din kurtarabilir, din yani Alyoşa. Tanrıya
inanan bir sosyalizm, garip bir Hıristiyanlık. Davayı reddetmek
kolay şey. Din problemi, şer problemi, Avrupalılaşma
problemi
bizim de gevelediğimiz mefhumlar. Ama, kimsenin bu
problemler üzerinde kafa yorduğu yok. Sağ, kovuğuna çekilmiş;
münzevi, mazlum, muzdarip. Sol, eline tutuşturulan reçeteyi
kekeliyor, manasını anlamadığı reçeteyi.
Tek ortak duygu: düşmanlık. Diyalog yok. Tanzimattan beri
hazır elbiseye meraklıyız, hazır elbiseye ve
hazır medeniyete. Tefekkür kılıçla fethedilmez. Sefillerdeki
Mabeuf babaya bayılırım. İnsanların anayasa
gibi, kralcılık gibi, meşrutiyet gibi, cumhuriyet
gibi, ham hayaller yüzünden birbirlerine düşman kesilmelerini anlayamaz. Dünyada
seyredilecek o kadar yosun, o kadar çiçek, o kadar ağaç var.
Hele o canım kitaplar. Bütün siyasi düşünceleri tasvip
edermiş Mabeuf. Zira hiçbiri umurunda değilmiş. Politikacılardan
tek istediği: kendini rahatsız etmemeleri. Hepimiz
birer Maneufüz. Ama ihtiyar Mabeuf, gafletinin cezasını göğsünden
yediği kurşunla öder; daha doğrusu kefaretini verir şaşkınlığının.
Bizim, ne nebatlara karşı sevgimiz, ne kitap düşkünlüğümüz
var. ama, insanlığı ilgilendiren en büyük, en hayati
davalar karşısında ondan çok daha sağır,
ondan çok daha körüz. Tabular, tabular.. Her adımda, şuura
dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında,
elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme!
Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında
boğduktan sonra, ellerimizi yıkayıp, efendim bizde
filozof yetişmiyor diye ah-u vahlar. Hem
imtiyazlıların, yani iktidarın, hem de liberal gençliğin
en büyük Rus yazarı olarak kabul ettiği Dosto, ölünceye
kadar polis esareti altında imiş. Çarlık Rusyasına
ne kadar benziyoruz. Yalnız bizde Dosto çıkmıyor.
Zira Dostoyu okuyacak saray yok. Saray mı? Kulübe var mı ki?
Kaç kişi, Puşkin Üzerine
Konuşmalardan haberli? Batı Batı Dedikleri,
hangi dikkatleri Avrupanın hakiki çehresine çevirebildi? Evet,
kelimelere esiriz, kelimelerden korkuyoruz. Düşmanımız:
kelimeler. Dosto, büyük kılavuzlarımızdan biri. Doğu
ile Batının muhasebesini yaparken, insanı, bütün
azamet ve sefaleti daha çok sefaleti- ile teşrih masasına
yatıran o büyük romancıdan cesaret aldım.* (Cemil Meriç, Mağaradakiler, İletişim
Yayınları, İstanbul. 5. baskı, 2000. 271-5.) [1] [Siyah renkli libası giyinmiş manasındadır. Papaz ve keşişleri
nitelemek için de kullanılır. CemilMeric.Net] [2] [Upton
Sinclair (1878-1968), Amerikalı sosyalist yazar. Altın
Zincir, edebiyat üzerine Türkçede yer alan meşhur
bir incelemesi. Sayısız esere imza atan yazarın,
1942de yayınlanan Ejder
Dişi adlı eseri Pulitzer ödülü almıştır.
CemilMeric.Net] [3] [Miasme,
Fransızca kökenli kelime, hastalıklı veya mikroplu
buhar ya da hava manasına gelmektedir. CemilMeric.Net] [4] [Büyük
Enkizitör, günümüzde yaygın olarak Büyük Engizitör olarak
yazılır. Bilindiği üzere, 1233 yılından
sonra Avrupada kurumlaşan Engizisyon mahkemeleri, dört
asır boyunca hüküm sürmüşlerdir. Engizitör (Inquisitor,
Sorgucu, Müfettiş) denilen keşişlerin yetkileri
sınırsızdı ve kimseye karşı sorumlu
değillerdi. Dostonun eserinin bir bölümünün başlığını olmuştur Büyük
Engizitör ifadesi. Beklenen Mesihin İspanyol Engizisyonu
devrinde gelmesi ve engizisyon ile olan macerasını hayali
olarak canlandırır Dosto. Engizisyonun başkanı olan
Büyük Engizitör, İsaya; halkın yığın
olduğu ve özgürlük istemediğini anlatır. Halk,
kilise tarafından güdülmeyi istemekte, birey olmak istememektedirler.
Hikayenin sonunda, İsa adamı öper ve diri diri yakılmaya
razı olur. CemilMeric.Net] [5] [Pierre
Pascal, Dostonun bir kısım eserlerini Fransızcaya
kazandıran, Karamazof
Kardeşlerin Fransızcasına giriş yazan
zat. CemilMeric.Net] * Bkz. Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları, İstanbul. 7. baskı, 1992. Öldürmeyeceksin s. 282 vd. ve Kırk Ambar, İletişim Yayınları, İstanbul. 2. baskı, 1998. Balzac mı? Dosto mu? s.260 vd. |
|