| QUINZE-VINGTS GECELERİ I
Kafası boşlukta dönen bir çark gibi manasız ve faydasız uğultularla
dolu. Hatıralar çabucak biten ve okuna okuna hiçbir cazibesi kalmayan eski
bir kitap gibi. Istıraplarını kelimeleştirmek tesellisinden
de mahrum, ağlaması da yasak!
Bu uçsuz bucaksız kainatta onun hissesine düşen mesafe vücudu ile hudutlu,
ağaç gibi, evet ağaç gibi... Kökünden sökülmüş ve kurumaya terkedilmiş bir
ağaç.
Ona öyle geliyor ki aylardan beri dünyanın bütün saatleri durmuştur.
Yalnız... Belki ebediyen yalnız.
Buffon çölün dehşetinden bahseder. Pascal sonsuzluğun yıldırım
gibi çarpan azametini anlatır...
Görmek tabiata tahakküm etmektir. Dış dünya, ne kadar düşman unsurlarla
dolup taşarsa taşsın, zekamızın gözbebeklerimizden boşalan
seyyalesiyle ehlileşmeye, mutileşmeye mahkumdur. Hayatımız
bakışlarımızdan maddeye işler: madde bizimdir. Tabiatla
ebedi bir vuslat içinde yaşayabiliriz. Her bakış dış dünyaya
atılan bir kementtir. Mekan canavarı, bütün buutlarıyla ehlileşiverir.
Gören, hangi hakla yalnızlıktan şikayet edebilir? Mevsimler bütün
işveleriyle emrinde, renkler bütün cilveleriyle hizmetindedir. Yıldızlar
onun için doğar, çiçekler onun için abideleşir, güneş, kuşların
kanadında, onun için, alaimisemanın bütün nüanslarına geçit resmi
yaptırır. Şehrin bütün kadınları onun için giyinip süslenir. Çocukların
tebessümü onun içindir.
Cemil Meriç (16.07.1955, Jurnal I)
FİLDİŞİ KULENİN PENCERESİ
Haritada insansız bölgeler var: çöller, bataklıklar v.s. Ömür haritasında
da insansız yani macerasız, manasız, pis günler var. Bir aydır
bir tüneldeyim. Bu ıstırap bile değil. Mızmız bir diş ağrısı,
daha doğrusu Süleyman Efendi'nin nasırı. Uyuyamıyorum. Berke
askerde. Ali Bey Paris'te. Server galiba dargın. İzzet hayatını kurmaya çalışıyor.
Yalnızım. Hint satılmıyor. "Bati ve Hint`in - basılacağı şüpheli.
Dönemin Dante sayısı çıkmadı. Daha doğrusu Dante için
yazdığım yazı tasfiye edilerek çıktı. Karıma
Caddebostan plajının yarısı kaldı. Yani bir sürü borç,
hudutsuz dağdağa. Bu bir miras değil, bir şeamet. Zaten bu
plaj benim çarmıhımdır. Sana çok ihtiyacım olduğu bir
zamanda susuyorsun. Reva-yı hak mıdır? Fildişi kulenin penceresi
pembe kristal. İnsanlar güzel görünür oradan. İnsanları sevmek
için onlardan kaçmak gerek. Ben kütüphanedeki insanları seviyorum. Onları sevdiğim
için dışardakilere de muhabbet besleyeceğimi vehmediyorum. Ama
her temas yaralayıcı. Kılıç yarası değil bu. Tırnak
yarası. Kirli ve şiiriyetsiz. Flaubert Paris'ten kaçmak istiyordu.
Doğuya yani meçhule, Katolik olana, şekilsiz ve sınırsıza.
Baudelaire de öyle. İnsan göçebe bir hayvan. Konduğu yere yestehleyen
ve yestehleyecek yeni bir yer arayan şaşkın bir hayvan. Köpeğin,
tırtılın, balinanın harikulade yardımcısı insıyak. İnsan
böyle bir Koruyucu Melek'ten de mahrum. Zeka yolunu arayan bir çocuk. Karanlıkta
el yordamıyla yürüyen, emekleyen, kafasını her adımda bir
engele çarpan cesur, fakat idraksiz bir çocuk. Nerelerdesin? Mehdi ne yapar?
Cemil Meriç (12.08.1965, Jurnal I )
İnciler
(Jurnal 2 'den derlenen inciler)
Tabular tabular..Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi.
Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası.
Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında
boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim bizde filozof yetişmiyor" diye
ah-u vahlar.
--------------------------------------------------------------------------------
Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan
zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız
ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz
köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?
--------------------------------------------------------------------------------
Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman
benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa
sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu
ne demek?
--------------------------------------------------------------------------------
Hakikatte kendilerini konuşturduğum düşünce adamları benim
tercümanlarımdır. Tanıdığım binlerce insan arasından
onları seçişim, bazen kendimi sahneye çıkarmak istemeyişimden,
yani bir şöhretin arkasına gizlenmek ihtiyatkarlığından,
bazen de onlarla boy ölçüşebileceğimi ispata kalkmak gibi bir bencillikten
kaynaklanabilir.
--------------------------------------------------------------------------------
Karakter ne kadar kuvvetli ise, vefasızlığa o kadar az kabiliyetlidir.
--------------------------------------------------------------------------------
İdeoloji çağımızın anahtar kelimelerinden biri
vuzuhu
kilitleyen bir anahtar.
--------------------------------------------------------------------------------
Olmak veya olmamak, hayat ve ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak kucağa
ki. Ve insanı deli eden, olabileceğin, olması gerekenin parmaklarımızdan
kayıvermesi. Trajedi bu. Kırmızıya oynayayım derken
siyaha oynamak. Bir kere kırmızıya oynadınız mi geriye
dönemiyorsunuz artık.
--------------------------------------------------------------------------------
Bati; "muhteşem bir baş altında, sefil bir kuyruk"
--------------------------------------------------------------------------------
"Çağdaş avrupalı, ya ümitsizlik, ya iman diyor. Başka yol
yok. Zavallı büyücü çırağı, uyanışın biraz
geç olmadı mi? "
--------------------------------------------------------------------------------
İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.
--------------------------------------------------------------------------------
Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden
talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir.
Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul
etmesi, belli tehlikeleri göze alması lazımdır. Bir devrin şuuru
olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak,
bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu
göstermek.
Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine açılan
geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin
asaletine sığınarak elini kolunu bağlamak, düşünceye
ihanettir.
--------------------------------------------------------------------------------
"Yaşamak veya yaşamamak. Yıllardır bu iki zıt arzunun
pençesindeyim. Hayat, acılarımın sisli camı arkasında
kâh bir kâbusa, kâh bir heyulaya benziyor. Bazen komedilerin en adisi. Bazan
trajedilerin en dayanılmazı. Ve içimdeki cehennemden habersiz bir dünya..
Kitaplardı benim oyuncağım. Onları elimden aldılar. Önce
insanlar aldı, sonra kendileri kaçtılar benden. Ve kadınlar ki, ölüm
kadar güzeldiler..
Duyguları kapıda bekletiyorum. İçerde yabancılar var. Kapıyı açtığım
zaman, kimseyi bulamıyorum dışarda..
Yasamak bir fırtınaya kapılmak, yanmak, ağlamak yani sevilmek.
Yaratmaksa mumyalaşmak, fırtınanın yani hayatın dışında
kalmak yabancılaşmaktır."
(Cemil Meriç, Jurnal 2, s.141-142) |