| Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk,
bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük mustariplerin,
büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde.
Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben
ten'im, sen gönül. Ben alev'im, sen ışık. "Ben sen'im" diyorsun.
Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa.
Lal Ded'i hatırladım, gerçekde Lal Ded sensin, her asırda
başka bir adla tecelli etmişsin.
Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir
destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın.
Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.
Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamiam benim. Sen doyulmayan,sen
kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.
Romeo'yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman
alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında
zaman yok. Elest bezminden beri dudak dudağayız, seni kaburgamdan yarattım,
hayır, gönlümden yarattım, kafamdan yarattım, belki de ben senin
kaburganım. Cennette beraberdik ve ismin Havvaydı. Yirmi beş yıl önce
yine beraberdik. Adın bilinmeyen'di, özlenen'di.
Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun,
gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum.Yirmi
beş yıl önce adın hasret'ti, sonra ümit oldu. Seni bulmadığım
için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek
intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum
Lamiam.
Her kitabımda sen varsın. Hind'i ben yazmış olamam. Bende
güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin.
Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen. Levislerini takdis ediyorum.
Onlar olmasa insandan çok tanrıya benzerdin ve sana yaklaşamazdım.
Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Istıraplarımı takdis
ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ıstıraplarım, ıstıraplarım
yani sensizlik.
İki gündür çocuklarınla beraberim. V. çalışıyor, yarın
gelecek. Hepsi iyi. Onlarla beraber olmak içime su serpiyor, dinleniyorum, öksüzlüğümü unutuyorum
ve hayat geçiyor. Evet Lamiam, benimki nankörlük. Onbir gün, onbir gecede bütün
hazları yaşadıktan sonra yanıp yakılmak; ama cennetten
kovulan Adem'in şikayeti bu.
Arzularımı susturamıyorum. Şımarığım,
yaramazım, alçağım. Sel yatağına çekilmedi henüz. Mektuplarınla
yaşıyorum. Garip bir hayat bu, seninle yatıyor, seninle kalkıyorum,
ama yine de mütehassırım, yine de Lamiam benim, bütünüm, kemalim, zindanımı aydınlatan ışık,
gözbebeğim.
Sana yolladığı kitaplardan utanıyorum. Sen bütün kitaplardan
daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi
kendini oku. Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize
kelam. Kelam, yani sen.
Sabahleyin uyandığım zaman ezanı dinliyorum, sonra şarkılar
söylüyorum sana.
Öperek...
(Cemil Meriç`in Lamia Hanıma Yazdığı Mektuplardan Bazı Kesitler
)
Ben Ezeli Bir Mağlubum
"Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost,
ilk ve son sevgilisin. Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun.
Acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm. Istıraplarım çok
mu çirkin, çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim? Sahneye maskeyle çıkmak!
Ben aktör değilim. Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim
an yokum.
Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın
kaynağı da sensin. Senin için ve seninle yaşıyorum. Sen uçuruma
yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın
dudaklarında ümidleştiği kadın. İki yıl önce bu
akşam bir rüyaydınız, bilinmeyendiniz. Sen bütün kitaplardan daha
derinsin. Sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini
oku. Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam.
Kelam, yani sen."
Biliyorum ki Benimsin
Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız
yıldız; köpük köpük. Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı kah
bir çöl gecesi kadar serin. Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.
Kelime kanattır, kelime buse. Ve gece bir deniz kızı gibi başladı.
Harikulade gözleri vardı gecenin. Ve saçları bir kucak alevdiler ve
dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen
bir iksir. Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra
bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık
dal kaybolurmuş, gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta
farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren
bir keşif olup çıkar. Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun
bakışı, tıpkı onun kahkahası. Kristalizasyon yüzünden
günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık
olduğumuzu, hayretler içinde görürüz. Tecrübe güvensizlik yaratır.
Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır. İkinci aşk, yozlaşmış bir
aşktır. Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde
büyüktür. Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe
aşkımızın ömrü ebedidir. Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi
ihanetin. Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal,
o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.
Mektupların Büyülü Bir ayna
Kendimi bir mektupta seyrettim. Büyülü bir ayna idi bu. Bu aynada bütün paslarından
arınmış ve tanrılaşmış bir Cemil Meriç vardı.
Senin Cemil'in. Bu aynada ikimiz vardık. Eriyen, dağılan, kaynaşan
ikimiz. Abélard ile Héloise'i hatırladım. Geçen devirlerde yaşamak,
yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak. Başka ülkelerde
yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek.
Damlayken denizleşmek. Ve an'a edebiyeti sığdırmak. Kalbini
bütün heyecanlara açmak. Yani sınır taşlarını devirmek, çağların
ve politikaların sınır taşlarını. Bütün insanlığı aynı büyük
aşk içinde birleştirmek. Sanat, en yüce sanat, bir "communion" değil
midir? Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine
sevdirmek. İki insanı veya iki milyar insanı. Sanat bir heyecan
seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri
birleştiren büyüdür. Karanlıklardayım. Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor;
bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı... Karanlıklardayım.
Zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı.
Yıldızım benim. Ve uzaklardasınız. Çöldeki kumlar gibi
susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların
nisan yağmuru. Hind'in turnaları gökkubbeden dökülen damlaları toprağa
düşmeden içerlermiş. Kelimeler alnımı, ruhumu serinleten
birer buse. Onları senin ellerin yazmış, güzel ellerin. Bir afyonkeş gibi
akşamı bekliyorum. Postacı geç uğruyor.. Bu acılar saadetin
gölgesi, bu acılar vuslatın dikenli yolu. Bu acılar araf. Sen
yıldızlarla dostsun, kumsalda böceklerin vardı. İnsanlar
yabancıydı senin için, benim için düşman. İkimiz de gurbetteydik.
Karşılaşsak tanıyamazdık birbirimizi, bana gülümsemezdin,
ben çekinirdim yanına yaklaşmağa, hisarım, gururdu.
Sizde İdeali bulamadığım Zaman
Bir uçurum gibi büyüyen sükut, hayattan, ışıktan, ümitten kopuş.
Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz. Kırık bir tekne, karanlık
bir deniz. Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk, bu rezil, bu pespaye,
bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu. Yeniden kendimi buldum
mektubunuzda, ömrümün en kederli anları sizi kaybettiğimi sandığım
anlardı: Şubat'in ilk günleri, Ankara. Gökkubbenin bütün yıldızları başımda
parçalandı ve güneş kahkahalar atarak uzaklaştı ufkumdan
ve gece, ıslak, yağlı, isli bir gece bütün benliğimi bir
ahtapot gibi kucakladı. Kimsiniz? Otuz yıldır gördüğüm rüya.
Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı. Şimdi
yıldız yıldızdı kelimeler, simdi şimşek şimşek.
Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların
fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lema ile doluydu, yani Lamiamla
doluydu. Kuşlar tarlada mı şakıyorlardı, içimde mi? |