| Gurbete çıkan adam... Gurbet bazan odası insanin,
bazan vücudu, bazan... Nereye? Kendini bir ırmağın sularına
bırakan kayık hangi okyanusa açılacağını bilir
mi? Kayığı suya salan kendi iradesi mi zaten? Oyun yazılmış. İte
kaka çıkarıldığımız sahnede görülmeyen
bir suflörün fısıldadığı kelimeleri tekrarlamaya,
manalandırmaya çalışıyoruz. Vazife ahlakı! Senin,
kendine karşı hiç vazifen yok mu? Bhagavad doğru söylüyor
belki. Belki hikmet-i vücudumuz, ezelden beri devam eden bir oyundan
bizden bekleneni, kızmadan, sevinmeden yapıp göçmek. Ama bizden
beklenen ne? |
Değer levhasının her gün yazılıp
bozulduğu bir çağda hareketlerimizi yöneltecek kıstas
nerede? Aile? Aile var mi? Nasıl aile? Tesadüfen bir araya gelmiş insanlar
topluluğu, bir tren kompartımanında karşılaşmışlar.
Emerson, fikir adamı kendini egoizmle zırhlamalı, diyor. Evet,
cemiyet bir sümüklü böcek gibi ezer seni, zırhlı değilsen. Annen
ezer, kardeşin ezer, çocuğun ezer. Neden başkalarından farklısın?
Hem farklı, hem zayıf. İki büyük cinayet... Peki Emerson bize fikir
adamı hilati giydirecek hangi makam? Raskolnikof faciası, alnını,
bir şeyler var içinde diye yumruklayan bir hayalpereste soğuk terler
döktürecek kadar korkunç... Elbette yaşamak öldürmek demek, her adımımızda
bir takım canlara kıyıyoruz... Ölmek ve öldürmek...
Bir öfkenin, bir acının kızgın demiri kalbimize dokunmadıkça
ses gelmiyor oradan. Halbuki bizden ebediyete kalacak: bu çığlık.
Sevinç çığlığı, azap çığlığı,
merhamet çığlığı...
Zavallı midye! Seni kayadan söken iraden mi sanıyorsun? İsyan
vahim, tevekkül güç. Ama isyansız tarih olmaz, bütün dinler, bütün efsaneler
bunu haykırıyor. İblis'in isyanı, Promete'nin isyanı...
Neden tevekkül güç? Ve Allah insanı yarattıktan sonra istirahate çekildi,
insana yükledi vazifelerini, hilkatin son şaheseri insana. Yaratmak daima
bütünün parçalanması. Tanrı kainatla sınırlandırdı kendini
ve her varlıkta bir kere parçalandı. İnsan da öyle.
Nietsche haklı. Kanla yazılan yazılar yaşıyor. Ne kanı? Çocuk
kan içinde doğuyor, milletlerin beşiği kan, Kapitol'ün harcında
kan. Kalbin kanayacak ki yaratabilesin. Ne Luther bir kavga adamı idi, ne
Gandi... Meçhul bir dalga umulmadık kıyılara sürüklüyor kayığımızı...
Sen istiyorsun ki, kucağında yaşadığın dünya hep
aynı kalsın, havan aynı, suyun aynı, dekorun ayni... Bu mümkün
mü? Mümkün değil, çünkü hayatın kanunu değişmek. Zaten zindanında
yeni pencereler açılmazsa boğulmaz mısın? Beni bulmamış olsaydın
aramazdın diyor Tanrı... Kendini erkeğe teslim eden bir bakirenin
korkusu: meçhul karşısında duyulan ürperti. Ama her meselenin
muayyen hal yolları var? Ve Sfenks sorularını cevapsız bırakanları parçalar.
Cemil Meriç, Jurnal I, 6.baskı, sayfa: 67-68-69 |