Babam Cemil Meriç
Önsöz
Ümit Meriç
Sevgili Okuyucu;
"Kimim ben" sorusuna "Hayatını Türk irfanına
adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi" diye cevap
veriyor Cemil Meriç. Bu münzevi ve mütecessis fikir işçisinin
yetmiş yıllık ömrünün ikinci yarısını
onunla paylaştım. Çocukluk günlerinde bahçede oyun
oynadığım arkadaşım, bütünlemeye
kalınca matematik öğretmenim, dertli anlarımda
dostum, aynı yazıhanenin iki tarafında çalışırken
hocam olan Cemil Meriç'le beraberliğimizin yoğunluğu
dünya tarihinde pek az baba-kıza nasip olmuştur.
Genetiğin "Çözülmesi son derece güç ve gizli tesadüflerine"
girmeyelim. Ama aynı hayatı paylaşan iki insanın
birbirlerini çok iyi tanıdıkları zannedilebilir.
Oysa kendimizi tanımak bile ne kadar zor, nerede kaldı
bir başkasını? Ne diyor Cemil Meriç:
"Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir
alay misafir var. Berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası
aydınlık. Işık binanın üst katlarında.
Kendini tanımak, kendini; yani dağılanı,
eriyeni, dumanlaşanı. Sen acılarınla,
utançlarınla, zilletlerinle aynısın; rüyaların,
hayallerin, dileklerinle bir başkası".
Acılarının, utançlarının, zilletlerinin,
Cemil Meriç'i ile rüyalarının, hayallerinin, dileklerinin
Cemil Meriç'ini aynı sayfalarda kaynaştırmak
ne kadar mümkün, mümkün mü? Ben bu kitapta ömrünün otuz karanlık
yılını eserlerine ışık dolu
harflerle satır satır işleyen ve körlüğün
narini, ilmin nuruna çevirerek teselli bulan bir insanın
hayat hikayesini birçok tanığın da katkısıyla
anlatmağa çalıştım.
Cemil Meriç "İlmi Çin'de de olsa arayınız"
emrine uymuş, Fransız düşüncesinden Hint Felsefesine,
Rus romanından İran şiirine kadar, elinde demir
asa, ayağında demir çarık dolaşmış,
sonunda yorgun ve memnun, kendi ülkesinin "irfan"ında
karar kılmıştır. Çağdaş Türk
aydını bir "mağarada"dır. Hakikatin kendi
mağarasının dışında olduğunu
zannetmektedir. Bu yüzden irfanı "tebdil-i tabiiyet"
etmiş,
"Ümran"dan vazgeçip "Uygarlığa" dahil olmak istemiştir.
Oysa "Işık Doğu'dan gelir". "Bu Ülke" maddeci
"Kültürden", mana dolu "İrfana" dönmelidir.
"Biz pencerelerimizi hem Batı'ya açmalıyız,
hem Doğu'ya. Ama önce kendimizi tanımalıyız.
Türk-İslam medeniyeti, ahlaka dayanan bir medeniyet.
Gerçekleştirdiği değerler edebiyattan da, felsefeden
de, ilimden de muazzez. O büyük, o gerçek, o mert insanı
ecdadımız yaratmış ve yaşatmış.
Kendini tanımak, irfanın ilk merhalesi. Düşüncenin
görevi, insanından kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran
aydınları irşada çalışmak".
Cemil Meriç bir isyandır, tarihten gelen, coğrafyadan
gelen haklarımızın yok sayılmasına
karşı bir isyan; "azgelişmişlik yaftasını",
bir "nisan-i zişan" gibi Osmanlı Devleti'nin ve
Türk insanının göğsüne yapıştıran
Avrupa'ya karşı bir isyan.
Batı'nın iyi ve kötü, doğru ve yanlış
cetvelini, Avrupa'yı birçok Avrupalı'dan iyi bilen
bir kişı olarak çıkarmış, "çağdaş
uygarlık düzeyi" ninnileri ile büyüyen ülkesinin gençlerine
sunmuştur, Cemil Meriç. Amacı idrakimize vurulan
zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını,
Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmaktır.
Elinizdeki kitap, bu amacın gerçekleşmesine ömrünü
adayan bir insanın hayat hikayesidir. Kitapta düşünen
ve yazan Cemil Meriç'ten çok, yaşayan Cemil Meriç'i sizlerle
tanıştırmak, evine onu ziyarete gelmiş
biri gibi sizi onunla dost kılmak istedik.
Gelin artık hep beraber Cemil Meriç'e "Merhaba" diyelim
ve "beşikten mezara kadar ilmi arayan" bu insanın
hayat hikayesini birlikte izleyelim.(1)
----------------------------------------------------------------------------------
(1) Okuyucu, daha önce Mahmut Ali Meriç tarafından kaleme
alınan ve Bu Ülke'nin İletişim tarafından
basılan nüshalarının başında yer
alan "Entelektüel Bir 0tobiyografi" adını taşıyan
çalışma ile, eserimiz arasında ortak olan alıntılara
rastlayacaktır. Cemil Meriç'in çocukluk ve ilk gençlik
yıllarını anlatan bu sayfaları, yeni yetişen
insanlara örnek olacağı düşüncesiyle, yinelemekte
bir sakınca bulmadık.
|