Ana Sayfa
Kimdir
Eserleri

Fildişi Kule

Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Fildişi Kule



Ümit Meriç`le Söyleşi

Hizmet Dergisi

Alper Erdem,

Temmuz 1998

 

"Hatay tekrar bir Cemil Meriç yetiştirebilir mi bilmiyorum. Türkiye yetiştirebilir mi diye sormak lazım? Fakat eskilerin dediği gibi "Gök kubbenin altı hiçbir zaman boş kalmaz".

Soru: Siz İstanbul'da doğdunuz. Babanız Cemil Meriç Hatay'da doğdu. Babanızın yaşadığı ve söz ettiği yerleri görme imkanınız oldu mu?

Ü. Meriç: Evet oldu. Pekçok defalar gittim. Hatay'a. İlk defa bebekken gitmişim. O yüzden pek hatırlamıyorum. Yalnız şöyle bir espri yapmışım: " Samu Ağa'nın Batı Ayrancı Köyü'ne gitmişiz.Orada tuvalet evin dışında. Tabii ki ben de bir şehir çocuğuyum, hayatımda böyle bir tuvalet görmemişim.
-Anne, demişim, burası ineklerin helası mi?"
Espri olduğunu bilerek söylememişim. Espri olarak anlatılabilecek bir çocukluk gözlemi.
Sonra Hatay'da ailemizin baba tarafı, bütün akrabaları yaşamaktadır. Yani benim ailem orada. Dolayısıyla sık sık gitme imkanım olmasa da her halde beş-altı kez gitmişimdir Hatay'a. Akrabalarım orada olduğu için İskenderun, Antakya, Reyhanlı, Kırıkhan üzerinde yoğunlaştı benim ilgim. Babamın babası Mahmut Niyazi Bey'in mezarı Kırıkhan'da. Fakat yeri kayıp olan bir mezar. Gittiğim zaman ziyaret edemiyorum. Mezarlığa Fatiha yolluyorum uzaktan geçerken. Babaanneminki de öyle...
Şimdi Batı Ayrancı köy mezarlığında her iki halam yatıyor. Yani babamın iki ablası Nadide ve Zehra hanımlar.
Zehra Meriç hiç evlenmemiş. Hayatını ailesine adamış olan bir insan.


Soru: Babanızın kitabında bahsettiği ablası mı?


Ü. Meriç: Evet o ablası. Nadide Halam, küçük halam. Ama babamdan büyük. iki numaralı abla. O da iki defa evlendi. İlk evliliği Antakya'da çok tanınmış, sipariş üzre çalışan bir marangoz. Ondan iki oğlu var. Sonra eşi ölmüş. Batı Ayrancı Köyü'nün Ağası olan Şemseddin Köklü -Samu Ağa yani- kendisini istemiş. Halam çok şehirli bir kadındı, babam gibi. Halam köyün agasına eş olmuş, köye gelin gitmiş. Ama sonuna kadar şehir nostaljisini korumuş bir insandı. Kendisi Hacıydı aynı zamanda . Allah rahmet eylesin. Biraz da sanki ilk eşini mi arıyordu, şehirliliği dolayısıyla. "Kadifeden kesesi/Kahveden gelir sesi / Oturmuş oyun oynar / Ciğerimin köşesi" diye türkü söylediğini hatırlıyorum. Ayrıca ömrümde ilk namazımı o halamla kıldım. Bize, Fethi Paşa Korusu'ndaki evimize geldikleri zaman. Şu anda babamın ablası Nadide Köklü'nün çocukları, torunları, torunlarının çocukları var.


Soru: Yani aileniz Hatay'a yayılmış.


Ü. Meriç: Evet ailemiz o taraftan çok yayılmıştır. Babamın iki çocuğu var, ben ve abim. Halamın dediğim gibi ilk eşinden iki, ikinci eşinden beş çocuğu var. Ve onlardan oluşan damatlar, torunlar yelpazesi açılıyor.


Soru: Ailenizde babanızın yolundan, izinden giden kimse var mi?


Ü. Meriç: Var. Mesela; İngiltere'de Talat Durmuşoğlu var. Talat, babamın ablası Nadide Hanım'ın kızı Şenbahar Abla'nın oğlu. Basın Yayın Yüksek Okulu'nu bitirdi İzmir'de. Ondan sonra İngiltere'ye gitti Londra Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Yüksek Lisansını yaptı. Londra Barosu'nun muteber  avukatlarından. Şimdi bir İngiliz kızıyla evli. Talat'la bundan aşağı yukarı on sene evvel bir yakınlaşmamız oldu. Yani o artık üniversiteyi bitirmişti. Babam öldüğü sıralar Göztepe'deki evimize geldi. Biraz Talat Sait Halman havasında birşeyler yazıyor. Kendi içinde kafiyeli ama manzum değil. Fakat kendi içinde secileri olan, fîkri çok güzel bir elbiseyle anlatan cümleler yazıyor gördüğüm kadarıyla. Hatay şubesinin en önde gelen ferdi o.
Cemil Meriç'in yolunda koşmak çok zor. Ağabeyimin iki oğlu var. Cemil Meriç'in torunları yani. Cem ve Sinan Meriç. Cem, Sen Josef i birincilikle bitirdi. Sınıfın değil, okulun birincisiydi. Sonra Fransa'ya Strasburg Hukuk ve İşletme fakültesi'ne gitti. Orada da sınıf birincisi olarak geçti sınıflarını. Bu çok önemli bir durum. 350 Fransız'la başlıyorlar, 50 kişi ikinci sınıfı geçiyor. Onların da birincisi oldu. Hakikaten maşallahlık bir insan. Bu sene yine Strasburg üniversitesinde yüksek lisansını yaptı. Uluslararası mali ilişkiler üzerine şu sırada Paris’te (Paris Ulusal Bankası'nda) stajını bitirmek üzere.


Soru: Cemil Meriç'in düşünceleri yanında Hataylı oluşu bizim için ayrı bir anlam İfade ediyor. Bunun gururunu duyuyoruz içimizde. Hatay farklı kültürlerin beslendiği bir ortam . Cemil Meriç'in düşünce dünyasının çeşitliliğinde bunun bir anlamı, etkisi olabilir mi?


Ü. Meriç: Mutlaka bir etkisi var. Hatay Türkiye'nin çok ilginç bölgesi diyebiliriz. Ama dünyanın da çok ilginç bir bölgesi. Antakya şehrinin Kuran'ı Kerim'in Yasin sûresinde zikredilen şehir olduğu biliniyor. İlk Hıristiyanlığın yerleştiği şehirlerden biri. Habibi Neccar İlk Okulu'nda okuyor babam. Fransız Kültürü, İslam Kültürü,Türk Kültürü üst üste. Babamın yetişmesinde bu özel bölgenin çok büyük katkısı olmuştur. Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'nde doktora yapıp, lise hocalığı yapmak üzere memleketine dönen, başka hiç bir lise hocası o sıralarda söz konusu değildir. Bir misyoner okulu değil Antakya lisesi. Yani bir Sen Josef, Sen Benua değil babamın okuduğu Antakya lisesi.





Soru: Kitabınızdan öğrendiğimiz kadarıyla Cemil Meriç'in büyüdüğü Hatay'da kültür faaliyetleri çok yoğun. Bugünlerde Hatay'da çok kof bir kültür ortamıyla karşı karşıyayız. Belki de tüm Türkiye'de böyle... "O günlerde Hatay'da çıkan dergilerden biri Yeni Mecmua. Bugün hala böyle bir dergi yok" diyor Cemil Meriç. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Hatay bir Cemil Meriç daha yetiştirebilir mi?


Ü. Meriç: Evet, o dönemin fikir hayatı açısından da çok zengin Hatay. Antakya Lisesi'nde Fransız Hocalar var. Fransız Dominyonu ama. Fransa'nın çok yeni geldiği ve çok az kaldığı bir yer.
Yani bir sömürge demek mümkün değil. Fransa oraya kültürüyle gelmiş ve adeta Cemil Meriç'in,Yalçın Küçük'ün ve birkaç başka ismin yetişmesi için özel bir Avrupa ilim bombardımanına tutmuşlar o zamanın gençlerini. Sonra gedikleri gibi gitmişler, Mustafa Kemal'in tabiriyle. Fransız kültürünün orada daha öncesi de yok, daha sonrası da yok. Fakat o dönemde çok özel bir koruma bölgesi olmuş Hatay. Ve babam orada Avrupa kültürüyle, sömürgeci olmayan (oraya geliş amaçları sömürge olsa da, kısa süren bir sömürge dönemi). Beşeriyetin bir bölgesinin değerlerini getiren Batı felsefesi ile, Batı edebiyatı ile, Batı kültürüyle yakînen tanışmak imkanını bulmuş.
Hatay tekrar bir Cemil Meriç yetiştirebilir mi bilmiyorum. Türkiye yetiştirebilir mi diye sormak lazım? Fakat eskilerin dediği gibi "Gökkubbenin altı hiçbir zaman bos kalmaz".
Yani Cemil Meriç'in toplumsal bir fonksiyonu vardı. O fonksiyon ona verilmişti. Verili bir görevdi bu. O görevini yerine getirdi ve gitti. Daha nice Cemil Meriç'lerin var olduğuna ve yetişmekte olduklarına, onların da nice önemli eserler kaleme alarak insanımızı insanımızla tanıştıracağına, insanımızı dünyayla tanıştıracağına inanıyorum.


Soru: Babanız İstanbul'a geldiğinde girdiği ortamda taşra duyarlılığını bir ayrıcalık olarak sunar. Bugün aydınlarımız taşraya ilgisiz. Taşra ilgiye değer mi sizce?


Ü. Meriç: Ben Anadolu'yu çok önemli buluyorum. Haziran ayındaki Kültür Dünyası Dergisi'nde babamla ilgili özel bir bölüm var. Bir de benim Anadolu ile ilgili bir yazım var. Yazımın başlığı "Asırların Harman Yeri Anadolu". Anadolu'ya çok ehemmiyet veriyorum. Emin olun ki Anadolu'nun büyük şehirler tarafından haksız yere küçümsendiğini düşünüyorum. Çünkü Anadolu'da çok saygın kişiler var. Adeta destan şahsiyetler yaşamaya devam ediyor. Bir anlamda büyük şehirlerimizin kozmopolitliğine karşı, Anadolu'nun küçük şehirleri kendilerini daha iyi koruyorlar. Değerlerine daha bilinçle sahip çıkıyorlar. Elaziz'den bir telefon aldım. Kanal 23 oranın yerel televizyonuymuş. Babamla ilgili bir program yaptılar, beni de telefonla canlı bağlantıya davet ettiler. Orda öğrendim ki Elaziz Lisesi'nin bulunduğu İstasyon Caddesi'ne belediye kararıyla "Cemil Meriç" adı verilmekte. Şu an belediye meclisinde görüşülüyor. Karar alındığı zaman kızımla beni davet edecekler. Caddenin kırmızı kurdelesini kızıma kestireceğim. Onlar siz kesersiniz dediler ama ben yarının Türkiye'sine aday olduğu için inşallah kızıma kestireceğim.
Elaziz şehri bir caddesine oradaki lisede 3-4 yıl lise öğretmenliği yapan babamın adını vererek kendisine ait değerleri bilmekle ne kadar bilinçli, ne kadar vefakar olduğunu ispat etmiş bulunuyor.


Soru: Kitabınızda Cemil Meriç'ten nakille Tarık Mümtaz'ın "Ümit" isimli bir edebiyat mecmuası çıkardığından sözediliyor. Bunu sadece anmak istedik,doğrudan irtibat kurmak değil niyetimiz. Sizin isminizi babanız koymuş. Edepsizlik saymazsanız neden 'Ümit' ismi ? Neyin ümidi, neye ümit idi Ümit Meriç?


Ü. Meric: Tarık Mümtaz'ın dergisinin ismini babamın çok sevdiğini biliyorum. Babam önceden benim için isim hazırlamamış. 'Bir kızınız oldu, ismini ne koyalım?' diye sormuşlar, o salisede karar verip '"ümit" demiş. Hepimizin ümide ihtiyacı var. Ümit, "fukaranın ekmeği" derler. Ümit,Türkiye'nin ekmeği, dünyanın ekmeği. Beşeriyet, ister zengin, ister fakir, ümidi olmadan yaşayabilir mi? Ancak ölülerin ümidi yok, kim bilir belki de onların yaşayanlardan daha fazla ihtiyacı var ümide. Şimdilik denemediğimiz bir hal olduğu için henüz bilmiyoruz.
'Babam Cemil Meriç' adlı kitabımın İletişim Yayınları'nca yapılan baskısının arka kapağında benim hatıra defterimden bir alıntı var. Babam şöyle diyor: "Sana ümid bağlayanların ümidi de, senin ümitlerin de hiç kırılmasın cici yavrum."
Dolayısıyla size, bize ümit bağlayanların da, bizim ümitlerimiz de hiç kırılmasın sevgili arkadaşlarım.


Soru: Ümit Meriç'ten ne ümit ediyordu babanız?


Ü. Meriç: Vallahi doğduğum zaman benden ne ümit etmişti onu bilmiyorum. Ama zannediyorum ki öldüğü zaman hiçbir ümidini kırmamış bir kızı vardı babamın. 41 yıllık yaşantımızda bunu başardığımı tahmin ve temenni ediyorum.


Soru: Babanız "Başlıca isim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır." diyor. Neyi düşünüyordu Cemil Meriç, neyin peşindeydi?


Ü. Meriç: Cemil Meriç bir tek sayın peşinde değildi. Cemil Meriç her şeyin peşindeydi. Yani onun düşüncesini tek bir kalıbın içine doldurup, suyu buz haline getirir gibi dondurmak mümkün değil. O seyyâl bir ruh yapısı, o hep soran bir zihin. Dolayısıyla bir tek düşüncenin pesinde olan adam değil. Ülkesi adına bazı konularda önde koşan bir düşünce adamı. Tek bir düşüncenin adamı değil o. Özelliği de bu seyyaliyeti. Zaten onun için gerçek bir Cemil Meriççi asla Cemil Meriççi olamaz diyoruz.


Soru: Babanızı bu kadar çok yönlü yapan nedir?


Ü. Meriç: Bu insanın doğal yapısıdır. Elbetteki insan genetik yapısında, kodunda bir takım artlar taşıyarak dünyaya geliyor. İçinde yaşadıgı çevre, Hatay çevresi onu kendi kimliğini bulmaya zorluyor. Sonra Türkiye kendi kimliğini aramaktadır. Cemil Meriç Türkiye Cumhuriyeti'nin insanına yeni değil eski olan ama varolduğu halde unutulan bir kimlik takdim ediyor ve bir yerde ortak payda olarak hepimizi birleştiriyor. Tank Zafer Tunaya'dakı anma toplantısında söylediğim gibi "Ben kurtluğumu Cemil Meriç'le aştım." diyen Galatasaray Üniversitesi öğrencisi ile Hafız-i Cemil olmak istiyorum diyen 15 yaşındaki İmam-Hatip'li mesture kız öğrencinin ortak paydası oluyor Cemil Meriç. Yani kendisinin ifadesiyle şakirtleri çoğalıyor ve sıhhatli bir yeni kuşak doğuyor.


Soru: Antakya'da, Antakya Sultanisi'nin adı dahi değişip Lycee d'Atioche oluyor. Eğitim Fransızca ve Fransızlar her şeye hakim. Buna rağmen çok güçlü bir Türkçesi var Cemil Meriç'in. Bağımsız bir ülkede yaşıyoruz ve Türkçe konusunda yetişmiş bir çok insanımız var, kurumlarımız var. Ama Türkçe'nin hali içler acısı. Yabancı dille eğitimin de çok yoğun olarak tartışıldığı şu günlerde yeni nesle işaretler taşıması açısından Cemil Meriç'in bu durumunu değerlendirir misiniz?


Ü. Meriç: "Kendi dilini bilmeyen yabancı dil öğrenemez." derdi babam ve nitekim bana Fransızca'yı lise son sınıftayken öğretmeye baçladı. Ben ilkokul üçten itibaren İngilizce okumuştum. Fakat bana asıl son sınıfta kütüphanemizin tamamı Fransızca olduğu için Fransızca’yı öğretmeye başladı. Ben bundan hiç şikayetçi değilim. O zamana kadar Refik Halid'Ieri, Reşat Nuri'leri, Ömer Seyfettin'leri okumuştum. Dilimizin bilgisine hakimdim. Ondan sonra Fransızca'yı öğrenmem çok çabuk oldu. Herşeyden önce kendi dilimizi öğrenmemiz, dilimize sahip çıkmamız gerekiyor. Bu konuda annem de çok hassastı. Annem Darü'l-Fünûn'un son mezunu. Tarih,coğrafya öğretmenidir. Cemil Meriç'in eşi olmanın ötesinde vasıfları olan bir insandır. Mesela benim Türkçe telaffuzumun en ufak bir gölgesi olmasına annem asla tahammül edemezdi, "Süleymaniye Camisi" desen annem buna katiyyen müsade etmezdi. Derhal tashih ederdi "camii" diye. Evimize Anadolu'lu delikanlılar gelirdi.. Üniversite talebesi hepsi. Kitap okurlardı. O zaman televizyon yoktu, dolayısıyla İstanbul Türkçesi bu kadar yaygın değildi. Gerçi bugün televizyondaki spikerler de olmadık hatalar yapıyorlar ama o dönemin Türkiye Radyoları'nın spikerlerinin telaffuzları çok incelmiş bir İstanbul Türkçesi'ydi. Radyo dinleyenler biraz daha İstanbul telaffuzuna yaklaşıyordu. Ama evinde radyo bile olmayan köylerden gelen delikanlılar üniversitenin koridorunu dolduruyordu. Felsefe koridorunu görseniz Erzurum Türkçesi, Edirne Türkçesi ve İstanbul Türkçesi bir arada işitilirdi hep. Şimdi öyle değil. Türkçe hataları belki yapılıyor ama,ortak bir Türkçe telaffuzuna televizyonlarla yaklaşılmış oldu. Annem az önce bahsettiğim gibi bu konuda çok titizdi. Ve bize kitap okumaya gelen bu Anadolulu delikanlıların telaffuzlarını onlar babama kitap okurken keser, "öyle değil yavrum, böyle" derdi. Delikanlı tekrarlarından sonra doğrusuyla okumaya devam ederdi. Bizim evde bedava diksiyon dersi veren bir anne vardı yani.


Soru: "Cemil Meriç şair doğmuştu. Onun için şiir yazmak konuşmaktan da kolaydı." diyor, iki şiirini de alıntılıyorsunuz kitabınızda. Oysa Andre' Gide'nin "Herhangi bir halisisîden daha iyi yazabilenler varsa, kırın kaleminizi." sözüne atıfla denemeye yöneldiğini yazıyor Cemil Meriç. Hoş "Bu Ülke'yi büyük bir bölümüyle şiirden ayırmak imkansızdır bize göre. Şiire hiç uzak durmamıştır o. Bu nedenle meraktan kurtulamıyoruz. Çevirileri dışında biçim açısından doğrudan şiir olarak adlandırdığı şeyler yazdı mi? Bunları biz de görebilecek miyiz? Ve kalemini kırdığı şair kimdi?


Ü. Meriç: Babamın şiirleri var. Özellikle Antakya'daki lise yıllarında fışkıran bir kaynak gibi haftada bir şiir defteri doldurduğunu biliyoruz. Onu kim önüne gelirse verirmiş. Bize hiçbir şey kalmamış. Bu şiirlerden babamın o dönemdeki arkadaşı olan Kemal Sülker'de ve onun kızında var.
Kalemini Nâzım için kırmıştı. "O dönemde Nâzım vardı" diyor şair olarak.
Babam Nâzım'ın rüzgarlı üslubunu severdi. Ben de severim. "Türkiye'den İnsan Manzaraları" üniversite yıllarında beni çok etkilemişti. Belki de Haydarpaşa İstasyonu'ndan kalkıp Anadolu insanına giden o demiryolu macerası beni de Fransız Filoloji'den Sosyoloji'ye getiren etkenlerden biridir.


Soru:Anlaşılmamaktan, ilgisizlikten şikayetçidir hep. "kafasına en denk düşen arkadaşı" dediğiniz Kemal Tahir için de durum böyle ve daha birçok düşünürümüz İçin de. Hâlâ eleştiri kültürü çok zayıf Türkiye'de. Bildiğimiz kadarıyla Ahmet Turan Alkan'ın çalışması dışında başka bîr çalışma yok Cemil Meriç hakkında. Oysa bir çok aydınımızı bugün önemli çalışmalara onun yönlendirdiğini biliyoruz. Örneğin; Şerif Mardin'in Said Nursi ile ilgili çalışması vb. Bu durumu açıklamak mümkün müdür?


Ü. Meriç: Ben Cemil Meriç'in zamanında anlaşılmadığı kanaatindeyim. Zamanında da anlaşıldı ama, yakın çevresi tarafından anlaşıldı. Yakın çevresi Cemil Meriç'in önemini çok iyi biliyor. Yani düşünün evini, esini, çocuğunu, eğlencesini, dinlenmesini bırakıp gelip babamla çalışan nice insan var. Bir kısmı profesör bunların. Sonuna kadar öğrenci olma vasfını koruyan insanlar. Ama bugün Türkiye'de Cemil Meriç'in geniş okuyucu kitlesi tarafından da iyi anlaşıldığı kanaatindeyim. Yani tohumu ekti o. Tohumun çıkması için belli bir zamanın, belli iklim şartlarının olması lazım gelir. Hani Larousse Lügati vardır ya. Onda bir amblem vardır. Bir kız profilden bir ota üfler,o otun tohumları paraşüt tohumlandır ve rüzgarla dağılır giderler. Altında su yazılıdır: "Bu tohumları bütün rüzgarlara ekiyorum." Cemil Meriç de bütün rüzgarlara düşüncelerini yolladı. O rüzgar,o paraşüt tohumları Anadolu'nun her tarafına dağıttı. O kadar hoş ki ben, Sen Petersburg'daydim, Moskova'daydım bundan bir ay kadar önce. Orda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın misafiri olarak okulları, Rus-Türk Kolejlerini ziyarete gitmiştim. Okuldaki hocaların hepsi ezber Cemil Meriçci. Sen Petersburg'da geziyoruz. Yanımdaki Tolga adlı arkadaş bana "Mağaradakiler"den "Rusya'da Aydın" kısmını ezbere okuyor. Ben Cemil Meriç'i onun ağzından ezber olarak dinliyorum. Buna Türk diasporası diyelim, bu bizim yeni dağılmamıza. Ülke dışındaki okullar zincirini çok önemli buluyorum. Onlar Türkçemizi yurt dışında yayıyorlar. Zannediyorum ki rüzgara binerek giden paraşüt tohumlar arasında Cemil Meriç de var. Yani biz,belki bundan yirmi sene sonra,mesela Filipinler'den yahut Almaata'dan gelmiş bir insanın dilinden Cemil Meriç'in biraz farklı bir telaffuzla da olsa cümlelerini dinlemek imkanına sahip olacağız. Türk diasporasıyla beraber,Türkçe'nin diasporası da gerçekleşecek. Cemil Meriç'in dilimizin dünyada sevilmesinde önemli bir yeri olacaktır tahmin ederim. Ben bütün kitaplarını hem Moskova'daki Rus-Türk kolejine hediye ettim, hem de Sen Petersburg'daki Türk-Rus kolejine hediye ettim. Ve şöyle dedim: "Biz epeyce Soljenitsin, Tolstoy ya da Puşkin okuduk. Biraz da Slav çocukları Cemil Meriç okusun.


Soru: Babanızın eserleri başka dillere çevrildi mi?


Ü. Meriç: Efendim, babamın eserlerinin çevirisi yapılmadı. Belki bir yerde şanssızlığı bu. Yapılabilirdi ama biz,babamla İkimiz oturduk Fransızca'ya tercüme edelim dedik. Fakat Cemil Meriç o kadar güzel bir Türkçe'yle yazıyor ki, onu en güzel Türkçe'den okuyabilirsiniz. Tercümesi çok zor Cemil Meriç'in. Dünya Edebiyatıyla ilgili yazısının dünyada bir örneği olduğuna kaani değilim. Ve dolayısıyla bir yerde Dünya'yı kanatlarımızın altına alırken, Dünya'nın da Türkiye'den haberdar olması gerek. Ben Cezayir'de bulunduğum sırada Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın misafiri olarak Türk kolejlerini ziyaret ettim, bir ay kadar önce. Okuldaki hocaların hepsi ezber Cemil Meriççi. Ülke atomdaki okullar zincirini çok önemli buluyorum. Buna Türk Diasporası diyelim; bu bizim yeni dağılmamıza.
Türkiye denince Yasar Kemal, Yılmaz Güney, Nâzım Hikmet isimleri akla geliyordu. Bence bu isimler varlıklarını güçleri nisbetince korusunlar. Hiç kimseye hayır demiyorum. Aradan yüzyıl geçtikten sonra Türkiye denince Mustafa Kemal ismiyle beraber Cemil Meriç'in ya da Ziya Gökalp'in adı da akla gelecek.


Soru: Babanızın kütüphanesi şu anda nerede?


Ü. Meriç: Babamın kütüphanesini baltayla ortadan ikiye ayırdık. Yarısı bende yarısı ağabeyimde. Fakat bir gün ben iki parçayı birleştirmek istiyorum. Çünkü babamın eserleri kadar kütüphanesi de önemli bir eserdir. Yalnız sulbî evlatları olan bizlerin değil, gerçek evlatları olan okuyucularındır da o kütüphane. Cemil Meriç kütüphaneyi, okuyucularına eser hazırlamak için kurdu. Vesilesi sizlersiniz.


Soru: Babanız için vakıf kurulması söz konusu mu?


Ü. Meriç: Bu vakıf meselesi üzerinde konuşuluyor. Vakıflar genellikle heyecanla kurulmalarından sonra da tozlanan kurumlar haline geliyor. Böyle bir akıbeti de istemiyorum. Amacı ve araçları iyi belirlemek lazım.

Soru: Babanız İstanbul'a geldiğinde girdiği ortamda taşra duyarlılığını bir ayrıcalık olarak sunar. Bugün aydınlarımız taşraya ilgisiz. Taşra ilgiye değer mi sizce?


Ü. Meriç: Anadolu'ya çok ehemmiyet veriyorum. Anadolu'da çok saygın kişiler var. Adeta destan şahsiyetler yasamaya devam ediyor. Bir anlamda büyük şehirlerimizin kozmopolitliğine karşı,Anadolu'nun küçük şehirleri kendilerini daha iyi koruyorlar, değerlerine daha bilinçle sahip çıkıyorlar.


Soru: Babanızın musikî ilgisi nasıldı?
Ü. Meriç: Babam musikîyi severdi. Klasik Türk Musikîsi'ni ve Şevki Bey'i çok severdi. Kendisi de şarkı söylerdi. Hatta annem babamın psikolojisini söylediği şarkılardan bilirdi.

Fildişi kule, dâvâsız sanat meczuplarını barındıran miskinler tekkesi

Fildişi Kule

 

Makaleler, Denemeler, Tenkidler

Röportajlar

Kitaplar

Tez Çalışmaları

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |