|
EN RENKLİ
GÜN
Ertuğrul
Zengin
Bugün
hayatımın en renkli günlerinden birini yaşadım.
Bu cümleyle ayrıldım Ümit Meriç Hanımın
evinden.Renkli kelimesi bir gün boyunca yaşanan her
şeyi ifade edebilir mi? Sanmam; ama yaşanan her
şeyi de anlatabilmek mümkün değil ya. Her zaman
kelimelerin boyunduruğundan azade bir hakikat yaşıyor
insanın içinde. Hissettiği ama tarif edemediği
bir şeyler. Gene de insan duygularını muhatabına
anlatmak istiyor. İşte renkli kelimesinin misyonu:
tarifsizliğin tarifi.
Halbuki
Zülfikarla yola çıktığımızda kafamda
bazı tasnifler vardı. Ümit Hanım, büyük mütefekkir
Cemil Meriçin dünyada bir baba kızından memnun
olmuşsa, o baba benim diyecek kadar sevdiği hatta
kendisiyle özdeşleştirdiği kızıydı.
Aynı Ümit Hanımın Ben babamla özdeşleştim,
yıllar geçtikçe daha çok onun gibi oluyorum, onun gibi
konuşuyorum dediği gibi. Aslında tüm bunlar
içimizde hoş bir heyecanın yanında birazda
tedirginlik yaratmıyor değildi. Koskoca Cemil Meriçin
kızı, sosyoloji profesörü Ümit Meriç bizi nasıl
karşılayacaktı acaba! Ümit Hanımın
evinin önüne geldiğimizde saat daha bir olmamıştı.
Rumeli Hisarüstünden Allahın
inayetiyle bir dakika bile otobüs vapur beklemeden Çengelköye
ulaşmıştık.
Kapıyı
bize uzunca boylu, güzel yüzlü, elli yaşlarında,tesettürlü
bir hanım açtı. Tesettür, Ümit Hanımın
o latif gülümseyişiyle, yere sağlam basan, etrafına
hakim duruşuyla ve o güzelim duru Türkçesiyle o kadar bir ahenk içindeydi ki,
bu ahenk bir taraftan içimizi hemen Ümit Hanıma ısıttı
bir taraftan da artık çokça rastlayamadığımız,
insanı ezmeyen bilakis ona güven aşılayan soylu
azametle tanıştırdı.
Ümit
Hanımda toplanan ahenk ve sevimli azamet adeta içinde
yaşadığı evde ete, kemiğe bürünmüş.
Penceresinden baktığınızda boğaza
selam verebildiğiniz, aydınlığın
her an hüküm sürdüğü, sadeliğin inceliğiyle
döşenmiş bu ev Ümit Hanımın sevgisini
hak etmiş. Hele, merdivenlerden yukarı kata çıkıp
Cemil Meriçten yadigar kütüphaneyle tanıştığımızda
tarihin nabzının da bu çift katlı evde attığını
hissettik. Çokça bahsedilen Cemil Meriçin o meşhur kütüphanesi
karşımızda duruyordu ve bize eskilerden bir
şeyler söylüyordu. Bu kadar büyük bir kültürün bu kadar
mütevazi bir şekilde raflarda sıralanışı
da belki farklı bir incelik.Bunun sırrına vakıf
olabilmek ise hiç kolay değil. Bu geniş kütüphanenin
nasıl kurulabildiğini Ümit Hanım bize anlattığında
hayretimiz artıyor. Bir devrin aydınlarının
belki de memleketlerini kurtarmak için edindikleri, biriktirdikleri
eserlermiş çoğu, Cemil Meriç bu eserleri toplamış,
büyük de bir iş başarmış. Tabi, sadece
devrin Fransızca eserleri değil, eski yazıyla
da yazılmış bir çok eser var kütüphanede. Naima
tarihi ilk dikkati çekenlerden.
Ümit
Hanımın hikayesi bir Müslüman hanımın
(Müslüman tanımı kendisi için çok önemli) kozasından
çıkıp, tırtıl misali kelebeğe dönüşme
hikayesi. Buhranlı günlerden felaha, huzura kavuşmanın
destanı. Evet destanlar sadece milletlerin tarihinde
yer almaz kişilerin de hayat öykülerinde zaferler, destanlar
vardır. Ümit Hanımın doktorasını
tamamladıktan sonra Evet ben artık ilmin zirvesindeyim
ama neden huzurlu değilim? Neden bu bütün bilgiler doyurmuyor
beni? diyerek acı çekmesinden hayatını sürdüremez
oluşuna ve bir sabah ezanında her şeyden vazgeçmek
üzereyken Allahın inayetiyle alnını secdeye
koymasına kadar uzanan uzun zor bir mücadele. İnsanın
kendi nefsiyle savaşı ve en büyük zafer. İslama
dönmek, yegane destan.
Bugün ölümden korkmam alnımı secdeye koyamamaktan
korkarım da anlamını bulan derin imanın
ifadesi. Sosyolojiyi üç talakla boşadım İslamla
evlendim demek aslında sadece kurtuluşa ermenin
ilanı değil, aynı zamanda ey kitaplara esir
olanlar, duyun, sizin okuduklarınızdan daha fazlası
var! demenin veciz söyleyişi.Kısaca bir başkaldırı
ilmi mutlaklaştıran bilimsel bilgiyi doğrunun
tek ölçüsü sayan araç çevrelere gayet sarsıcı bir
yanıt.
Ümit
Hanım tek kelimeyle bir kalp insanı. Düşüncenin
diyalektiğinden, neden-sonuç ilişkilerinden, mantığın
şaşmaz kurallarından azade, söylediğini
şiir tadında söyleyen, zihinlerden ziyade hislere
hitap eden bir şair. Ümit Hanım şiir yazıyor
mu bilmiyorum ama duruşunda, vakarında hep bu şairlik
havası süzülüyor. Babamda düşünceyle ilham karışıktı,
bende ise ilham daha öndedir bu durumun ifadesi.
Ümit
Hanımın bize elleriyle hazırladığı
yemekleri yerken, karşılıklı çaylarımızı
yudumlarken, sohbet ederken bize hissettirdiği samimiyete
layık olabilmek için, onu anlatan bir şeyler yazmanın
gayreti içinde oldum.Hayatımın en renkli günlerinden
birini yaşadım diye başlamıştım
ama çünkü gökkuşağı gibi çok renkli bir insanla
tanıştım diye devam etmemiştim. Bu eksik
cümlemi şimdi tamamlayabildim mi; zannetmiyorum. Siz
okuyuculardan ricam bu yazının terkibinden ziyade
tek tek kelimelere aksettirmeye çalıştığım
sevgi ve hürmet duygularına dikkat kesilmenizdir. Herhalde
bu size daha çok şey anlatacaktır.
|