|
Cemil Meriç, Bir
Kelime Imparatoru ve Cemilmeric.net Sitesi
Doğumunun 89. Yıldönümünde, Cemil Meriç`i saygıyla
yad ediyoruz...
Emine
Karahocagil Arslaner
Düşüncenin
her korkudan azad olduğu bir ülke
Bir
ülke ki
insanları dimdik,
Dünya
duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler
gönlün derinliklerinden
fışkırır,
Emek
kemale uzatır
kollarını,
Aklın
ırmağı alışkanlıkların
karanlık çölünde
Kuruyup
gitmemiş,
Ne olurdu
Tanrım! Benim
yurdum da böyle bir
Ülke
olsa!
Tagor
Kelimeler
sukutu delip
tane tane dağılıyorlardı
şuur prizmasına.
Ne kadar seviyordu
onları. Hepsi ne kadar doluydu, ne kadar anlamlı, ne kadar haşmetli, ne kadar şefkatli, ne kadar canlı
Türkçe kimin kalemine
bu kadar
yakışmıştı? Mürekkep
kimin kaleminden
böyle şifalı bir iksir olup
akmıştı? Kitabın
kenarına tecessüs
yazdı ve seyretti.
Hakikat yazdı.
Önce gözleriyle ve giderek elleriyle
okşamaya koyuldu
kelimeleri. Tefekkür yazdı, Fildişi Kule yazdı, Umran yazdı, Irfan yazdı,
Medeniyet, Asabiyet yazdı. Sonra Ibn Haldun yazdı;
Saint Simon, Eflatun, Sokrat,
Hobbes, Machiavelli yazdı.
Cemil Meriç yazdı
sevgiyle, harflerini
teker teker sevdi.
Cemil
Meriç sızıyordu
sayfalardan içeri,
ışıl ışıl. Beynindeki
pancurları sonuna kadar açtı. Önce kimliğini yokladı Cemil Meriç. Sonra el ve ayak izlerini,
yıllar yılı
berhava biriktirdiklerini; gül devrini, lale
devrini, nergis
devrini. Taştan heykellerini parçaladı, adımlarının izlerini
süpürdü tüm
kaldırımlardan. Aynasındaki
suretini kaldırdı,
kendi suretini
düşürdü durgun su yüzeyi, cam
parçasına. Teker
teker kopardı takvim yapraklarını. Artık o bir, Ayine-i mücellada nihan dı; sanki hiç yaşamamıştı.
O, Cemil Meriç`e
temas etmişti ve cemal aynasında
bir belirip
bir kaybolan Cemil
Meriç`i temaşa
etmekteydi.
Bu
kısa paragrafları
20 li yaşlarda, yani Ustad`la haşır neşir olmaya başladığım
o ilk dönemlerde
bir kağıt parçasına dökmüş ve hapsetmiştim dosyalarımdan birinin en kuytu köşesine. Hücresinden kurtulup ışığa kavuşan
satırlar, Meriç`i
yeni yeni tanımaya
başlayan her toy
yüreğin duyduğu o muazzam ürpertiyi yeniden canlandırdı içimde bir yerlerde.
Her Meriç aşığının
aşina olduğunu
düşündüğüm o ürperti,
geçen zaman zarfında
kalplerdeki tahtından
olmasa bile, hafızaların
arkasındaki o ihtişamlı
tahtından aşağı
indirilemeyecek kadar
büyüleyici ve cezbedicidir.
Çünkü Meriç;
büyük bir tefekkür
abidesi, kendini
ülkesinin makus talihini değiştirmeye vakfetmiş
bir kahraman
ama hepsinden öte,
Türk edebiyat tarihine
adını altın harflerle kazımış
ve yeri doldurulamaz
bir kelime
imparatorudur. Meriç`i okuyan her gelişmiş idrağın, iman ve ikrar edeceği
müşterek hakikat
Tevrat doğru söylüyor, önce kelam vardı cümlesi olacaktır. Önce kelam, yani
önce Cemil
Meriç vardı.
Meriç`in
bir diğer
ayırıcı vasfı,
herhangi bir sınıfın ideolog ya da demogogu
olmadan, sınıflar
üstü hakikatlerin
taharrisine kendini adamış bir münevver olmasıdır. Bütün nass`ların peçesini sıyırmış; kıldan
ince, kılıçtan
keskin uslubuyla, irfanına sunulan bütün hakikatleri tenkid süzgecinden geçirmiş, bütün ideolojilerin cilasını
kazımıştır. O; ne solcu,
ne sağcıdır. Sesine
en çok öfke
ve isyan sayhaları
karıştırarak andığı
zevat ise,
ortada kalanlardır. Toplumsal kamplaşmadan nefret ederken, fikri ödlekliğe tarafsızlık kılıfı
giydiren orta
yolcuları, Bizde asıl sürü, asıl sürüngen, asıl kara kalabalık, asıl nasırlaşmış
şuur, kemikleşmiş
vicdan, asıl
araba beygiri, başını sağa
sola çevirmekten korkan nasipsizler. (...) Orta... Orta, uyuyan milyonların
yan geldiği sedir diye
hararetle tenkid eder.
Öyleyse Meriç`e göre ideal düşünce adamı
kimdir?
Cemil
Meriç tarihine ve yaşadığı topluma angajedir.
Sağ ve sol zihniyeti aynı potada eritip, eledikten
sonra geriye kalan muhtevadan en sağlıklı olanları
alır, benimser ve sindirir. Denilebilir ki; en insani
taraflarıyla sosyalisttir, yani ezilen halkların
sesidir. Gençlik yıllarından miras kalan sosyalist
hassasiyet, birgün onu inançlarından dolayı ihtibasa
ugrayan, bir menfez arayan insanların isyankar sesi olmaya
itecektir. Ihtilalden sonraki fırtınalı yıllarda
Said Nursi risalelerini okumak için bir araya toplanan insanların
tevkif edilmesini hamakatle kaynaşan bir cinayet olarak
resmedebilecek cüretteki, çok az kalem ve yürek sahiplerinden
biridir Cemil Meriç. Aynı çoşkun ve silkeleyici
uslubuyla, arapça ezan okuduğu için tartaklanan din adamının,
ışıktan korktuğu için tutuklanan imamın
haklarını mudafaa eder; Müslüman olduğundan,
Doğulu olduğundan, Türk olduğundan utanan;
tarihinden, dilinden utanan şuursuz bir yığın
haline geldiğimizi haykırır.
Filhakika,
ictimai barışın en büyük düşmanı
sınıf ayrımcılığıdır.
Meriç`in tasavvurundaki düşünce adamı uçurumlara
atılan bir köprü olmalıdır. Fildişi kulem
dediği tefekkür sinasında bu milletin evlatlarının
maziyle bağlarını koparanları ve hafızadan
yoksun bir nesil türetenleri tel`in eder ve Umrandan Uygarlığa,
Batı`dan Doğu`ya uzayacak köprünün temellerini atıp,
burçlarını tasarlar.
Cemil
Meriç, düşünce süzgecinden damıttığı
ilim, irfan, tefekkür dolu şarapları altın
taslar içinde sunar okuyucusuna. Işte bu yüzden Cemil
Meriç`i yudumlayanların kurdukları cümleler Cemil
Meriç aromalıdır. Kelamları bu yüzden buram
buram Cemil Meriç kokmaktadır. Entelektuel camiaya Meriç`in
kanatlarında yelken açanların üzerlerinde taşıdıkları
Meriç rüzgarını manuple edebilmeleri neredeyse imkansızdır.
Rüzgar dindiği an; kalem tökezler, fikir sendeler. Meriç
rahle-i tedrisinden geçenlerin uçsuz bucaksız gönül ve
beyin dergahından sonuna kadar nasiplenmelerine mütebessim
bir çehreyle mukabele eder ama, Meriç`in aksi sedası
refakatinde belli bir davanın propagandası yapıldığında
kaşları çatılır, yumrukları sıkılır.
O, hiçbir davanın temsilcisi değildir. O`nun vahasından
su içenler hiçbir ideolojik, siyasi ve sairi sınıfların
mudavimi olmadan, sadece hakikati çile edinmiş gönül
ve tefekkür erleri olabilmelidirler.
Cemil
Meriç okunmaz, Cemil Meriç yaşanır. Cemil Meriç
yaşanır, çünkü Cemil Meriç yazmamış, sohbet
etmiştir. Ustadın ilim meclislerinde iman ile inkar,
akıl ile kalp kolkoladır. Felsefesi de mizacı
gibi bir tezatlar mehşeridir. Bazen Sosyalisttir, bazen Osmanlı. Aslında hem Sosyalisttir
hem de Osmanlı. Akılcılık ile Mistisizm,
sonsuz gercekle hudutlu ilmi keşifler, sag ile sol, iman ile bilgi arasında mütemadi gidiş
gelişler
Meriç hiçbir izm`in parçası olmak istemez.
Mudahil olmak mütefekkir icin fikri bir barikattır. Meriç`in
düşünce dünyasında memnu bölge, kuşatılmıs
alan yoktur. Her kitabında baska bir kostümle karşımıza
çıkan bu çılgın ve cevval mütefekkirin sesi
asırlar ötesinden gelir. Kah
münzevi bir aydındır;
ışığını
ulaştıracak izanları
arar, kah
müşfik bir babadır; sizi muhabbetle sarıp sarmalar. Kah coşkun
ve bulanık,
kah durgun ve
berrak, Ganj
gibi. Bazen bir rebabın
titrek tellerinden
yükselen melodilerin eşliğinde gözyaşlarına
boğulursunuz; Cemil
Meriç aşıktır, ağlar. Bazen elinde kırmızı şal, bir matador
çıkar arenaya;
tribünlerdeki yerinizden çoşkuyla tezahurata kalkışırsınız. Ancak
ve ancak,
onun koluna takılıp
kırk ambarın
kırk odasını tavaf eden, Himalayalarda
soluklanıp, Umrandan
Uygarlığı seyredenler,
iliklerine kadar
işleyen müthiş kelimelerin ardında yatan kuvvetli imanı bilirler.
Cemil
Meriç isyan
etmez, şikayet eder. Arafta`ki kürsüsünden elimize cennetin haritasını uzatan bu büyük bilge,
ilahi tecelliye
mazhar olmuş iltimasli bir mümin
cesaretiyle Allah`a
yüreğini açar, bir cevap ister.
Şikayeti isyanla
karıştıracak kadar
vicdani muhasebeden
yoksun kafaların ustadı münkirlikle suçlamaları mukadderdir. Her
hücresini bir
azabın kemirdiği Eyyüp peygamberin sessiz çığlıklarını
duyabilmek, hissedebilmek
için bir Meriç
olmak gerekir.
Soren Kierkegaard Kahkaha benden yana kitabında
suskun sırdaşım
dediği Eyyüp
peygambere şikayet et! diye seslenir:
Şikayet
et! Tanrı korkmaz, kendini pekala savunabilir, fakat hiçkimse bir insana
yakıştığı
gibi şikayet etmeye cesaret edemezse kendini savunmak için nasıl
konuşabilir? Konuş, sesini
yükselt, Tanrı
elbette daha yüksek
sesle konuşabilir,
onun yıldırımı
var, fakat
o da bir cevaptır, bir açıklama, güvenilir, dürüst, hakiki. Tanrı`nın kendisinden gelen bir cevaptır, bir insanı çarpsa bile Tanrı`nın
haklılığı hakkındaki,
insan zekasının
keşfedip kadınsı
yaratıklarla haremağalarının
aracılığıyla
etrafa yayılan
dedikodudan daha görkemlidir
Cemil
Meriç sevdiklerine,
sevmediklerine; dahil
olduğu cemiyete, kendisine ve tabi yaratıcı
kudrete karşı
samimi ve dürüsttür.
Verilecek cevabı;
tahrip gücü ne olursa olsun, göğüslemeye
ve gerektiğinde
diz çöküp Ilahi
kudrete ram
olmaya hazırdır nasıl olsa. Jurnal`deki şu satırlar ne kadar anlamlıdır:
Ama
bir çaresizliğin
şuuru olabilir
sukut, bir silahları bırakış, bir teslimiyet. Mutlak karşısındaki aczi
efendice itiraf. Babam konuşmadı. Ben çok konuştum. Ne değişti? Hiç! Kelimelerin müessiriyetine inanmıyorum. Milyonlarca defa tekrarlanan bu söz yığınları
bir nota
kadar bile manalı
değil. Galiba
tek kurtuluş inanmak. Ama onda
da hür değiliz.
Iman ilahi bir
hidayet
Cemilmeric.net
Web Sitesi
Kafasıyla,
gönlüyle; bu ülkenin derdini kendine dert etmiş bu serazat
düsünce adamının, bu ülkenin çocuklarına tanıtılması
zaruridir. Meriç`in okullarımızın mufredatlarında
yer alması ülkemizin muhtemel mütefekkir, edebiyatçı,
araştırmacı ve yazar sayısının
üçe, dörde, beşe, katlanması anlamını
taşımaktadır. Cemilmeric.net sitesi
bu ideali
bir nebze olsun gerçekleştirebilmek,
genç tecessüsleri
tetiklemek muradıyla kurulmuştur. Internet okyanusunun
enginlerinde çırpınan
sayısız dalgalardan
biri olan
web sitemiz, kollarındaki hazinelerle dolu kıymetli şişeyi ehil ellere tevdi
için biteviye
dalgalanmaya devam edecektir. Bu muhterem
emanetin bahtiyar
ellere ulaştırılması
asil bir
çaba ve çetin
bir muharebeyi
gerektirmektedir. Takdir edersiniz ki, bu
muharebenin zaferle
taçlanması tüm Meriç severlerin destekleriyle mümkündür.
Doğumunun 89.
Yıldönümünde büyük
mütefekkirin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor, kendisine Allah`tan rahmet diliyor ve,
iyi
ki doğdun Ustadım; sayende düşünüyoruz, sayende varız diyorum
|