Ana Sayfa
Kimdir
Eserleri

Fildişi Kule

Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Fildişi Kule


 

Dücane Cündioğlu

Cemil Meriç'in 19. Vefat Yıldönümü Münasebetiyle (I)

 

10 Haziran 2006 Cumartesi, Yeni Şafak Gazetesi

 

13 Haziran 1987: Cemil Meriç merhumun vefat tarihi... Demek ki 13 Haziran 2006 da 19. vefat yıldönümü...

Acaba Meriç'i ne kadar tanıyoruz? Tanımak için ne kadar çaba sarfediyoruz?

Sanki hangi değerimizi tanımak için çaba sarfettik ki!

Şöyle soralım bari:

- Sizce Cemil Meriç bir ilim adamı mıdır?

Aniden böyle bir soruyla karşılaşacak olan mâlumatlı bir okur, muhtemelen bu soruya olumlu bir cevap veremeyecektir; hatta önce tereddüde düşecek ve sonra, muhatabının "ilim adamı" tabiriyle ne kasdettiğini öğrenmek isteyecektir.

Öyle ya, hangi anlamda bir ilim adamı?

Şayet 'bilimadamı' anlamındaysa, bu soru pek acemice sorulmuş olmalı; zira Meriç ne fizikçiydi, ne de kimyacı..

'Akademisyen' anlamındaysa, hiç kuşkusuz lecteur'lük (okutmanlık) yapmış olmasına rağmen, o, ünvanı olan bir 'akademisyen' değildi.

Yok eğer 'âlim' anlamındaysa, elbette kendisi klasik mânâsıyla bir âlim de değildi; zira medrese eğitimi almadığı gibi, medrese ilimleriyle de meşgul olmamıştı.

- Modern mânâda bir bilimadamı değildi. Klasik mânâda bir âlim de değildi. Belirli bir branşın akademisyeni ise hiç değildi. Peki o halde, gerçekte neydi Cemil Meriç?

Bu soruya verilecek cevap, hiç değilse en başta, hakikat'in ve dahî hakikat ehlinin kendisine tesamuh ve tahammül gösterebileceği bir sadakat seviyesiyle mütenasib olmalıdır:

- O bir fikir adamıydı.

Fikir hayatını ve fikir adamlarını ciddiye alan her namuslu kalem bu ölçüye riayet etmekle mükellef ise de böylesi mütevazi cevaplardan tatmin olmayan/olamayan kimseler -şayet sıradan bir hayran makamında yıllarca pineklemiş ekâbir arasında yer alıyorlarsa- biraz da kaçınılmaz olarak, övgülerinden memnun ve mesud bir hâlde, eh biraz da Meriç'in kendisiyle ilgili etkileyici birkaç tavsifinden istifadeyle şöyle cevaplar vermeyi tercih edeceklerdir:

- Cemil Meriç mi? Haa, bakınız o benim entelektüel babamdı... aynı zamanda bulutları delen bir kartaldı... üstelik mütecessis ve münzevî bir fikir işçisiydi... hem de kendi semâsında tek yıldızdı... ufukların muhasibi idi... yanısıra âraftaki kâhindi... kim ne derse desin, çuvala sığmayan mızraktı... ayrıca düşüncenin gökkuşağı idi... bir yandan kavramlar cangılının bilgesiydi... öte yandan mağara içerisindeki tecessüstü... o sadece tefekkürün hasbî kalemi değil; aynı zamanda sözün sultanıydı... kelime avcısıydı... 'avcı' da neymiş, o bir kelime imparatoruydu... niye saklayalım, henüz öğrenmiş bulunuyoruz: o bir mâbed bekçisiydi... vs.

Ne hoş değil mi?

Lâkin hepsi bu kadar işte... sadece 'hoş'.

Vefatının üzerinden neredeyse yirmi yıl geçmiş olan bir Cumhuriyet aydını hakkında sıklıkla tekrarlanan bu süslü tanımların tesirini sanırım kimse zayıflatmak istemeyecek, kimse bezirgân mânilerinin parlaklığına gereksiz yere gölge düşürmeye yeltenmeyecektir. Muayyen sınırları korumanın "taassub", duygularda seyyaliyet yerine düşüncelerde ciddiyet aramanın "lüzumsuz bir gayretkeşlik" addedildiği günümüzde, kim, düşünceden çok duyguların konusu olan bir aydının faziletlerinin yanısıra gerçek zaaflarına da işaret etmenin sevimsizliğini üstlenebilir? Sanırım, hiç kimse!

- O bir fikir adamıydı.

Böylesine mütevazi ölçülerde tasarlanmış müphem bir çerçeveden tatmin olmayı beceremeyenler arasına bu satırların yazarı da dahil edilmelidir; zira uzun bir süre, hem de nazarına çarptığı andan itibaren, şu soru, kendisine, cevabı bir çırpıda verilemeyecek denli basit ve sade görünmüştür:

- Nasıl ve ne düzeyde bir fikir adamı?

Bu basit ve sade soruya bir çırpıda cevap veremeyecek kadar kendini Meriç'in dünyasına uzak hisseden birinin, çaresiz elinde ne varsa, ne kadarlık bir malzemeye ulaştıysa, ulaşabildiyse hepsini de tek tek çırpmaktan başka bir yol bulamayacağı takdir edilmelidir.

Bir marifetmiş gibi sunulan bu çırpma işlemi, gerçekte bir tahsil-i hâsıl sayılmaz mı? Şimdikilerin tabiriyle bu, Amerika'yı yeniden keşfetmek değil midir?

Biraz kulak kabartacak olurlarsa, küçümen tepelerin yârânı, tevazu kuyusunun diplerinden gelen şu tek kelimelik itiraz çığlığını duymakta hiç de zorlanmayacaklardır:

Hayır.

Evet, ne yazık ki hayır.

Yarın da -nasip olursa- bu mütevazi hayır'ın sebepleri üzerinde duracağız.


Fildişi kule, dâvâsız sanat meczuplarını barındıran miskinler tekkesi.

Fildişi Kule

Makaleler, Denemeler, Tenkidler

Röportajlar

Kitaplar

Tez Çalışmaları

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |