|
Bir
sansürün 32 yıl boyunca gizli kalmış öyküsü
Cemil Meriç'in "Bu Ülke" adlı eserinin 1974
tarihli ilk baskısında üç kaçıştan söz edilir:
1. İrfan'a kaçış
2. Yunan'a kaçış
3. İran'a kaçış
Bu Ülke'nin daha sonraki
baskılarında ise bu kaçışlara iki tane daha eklenir:
4. Mutlak'a kaçış
5. Batı'ya kaçış
Demek ki 32 yıldır
"Bu Ülke" okurlarının haberdar olabildiği 5 kaçış var sadece.
Oysa Ankara'dan gelen bazı kişiler devreye girmeseydi, bu
zikredilenlerin arasında bir kaçış hikâyesi daha okuyacaktık;
32 yıldır farkına bile varmadığımız bambaşka bir kaçış hikâyesi
daha...
TURAN'A KAÇIŞ
Evet, Ankara'dan gelenler
müdahale etmeselerdi, bizler şimdi Cemil Meriç'in Bu Ülke
adlı kitabında Turan'a kaçışın da hikâyesini okuyacaktık.
Ne var ki 2004 yılında 29. baskısını 5000 aded olarak yapmış
olan "Bu Ülke"de hâlâ Turan'a kaçıştan söz edilmiyor; hem
de "Bu Ülke"nin ilk baskısı 180 sayfa iken, 2004 tarihli son
baskısı 340 sayfa olmasına rağmen... Yıllar içinde gerçekleşen
iştahalı müdahaleler kitabı şişirdikçe şişirmiş, genişlettikçe
genişletmiş. Eh normaldir, tabii karşılamak lâzım. Tabii karşılanamayacak
husus, onca şişmanlığına karşın "Bu Ülke"nin hâlâ eksik, hâlâ
sansürlü basılıyor olması ve nedense hiç kimsenin bir türlü
bu eksikliğin farkına varmaması...
Dilerseniz, bu sansür
müdahalesinin nasıl gerçekleştiğini bizzat Cemil Meriç'ten
dinleyelim:
- "Tanzimat'tan beri
bütün nesiller birer kaçış neslidirler. Kimi İran'a, kimi
Turan'a, kimi Yunan'a kaçmış. Bu Ülkeye "Turan'a kaçış"ı almadım.
Ankara'dan Galip (Erdem) Bey geldi, [Ötüken Yayınevi'nin yöneticisi]
Nurhan [Alpay] Bey ile beraber. "Ziya Gökalp bahsini çıkaralım!"
dediler. Bir yazar olarak hür değilim. Tâbi [yayıncı], yazara
bağlı olmalı, yazar tâbi'e değil."
Cemil Meriç, Turan'a
kaçan Ziya Gökalp hakkındaki yazısının Bu Ülkeden çıkarılışına,
bir başka vesileyle daha değinmiştir. Şimdi de bu değiniye
bir göz atalım:
- "Ziya Gökalp hakkında
yazı yazdığım zaman Ankara'dan geldiler, "Çıkar!" dediler.
Ben de çıkardım. Yazı [daha önce] çık[mış]tı çünkü. Herkes
okudu okuduğu kadar."
Evet, görüldüğü gibi
Cemil Meriç bir yazar olarak hür değildi ve ister istemez
sansüre boyun eğmek zorunda kalmış, en önemli kitabını gönlünce
neşretmenin sevincini yaşayamamıştı. Meriç'in yazgısı bu...
daha önce de iki kitabı benzer şekilde yayınevi sahiplerinin
müdahalesinden kurtulamamıştı.
Bu Ülke'de "Turan'a
kaçış" adıyla yayımlanacakken sansürlenen bu yazının orijinal
adı neydi peki? Hemen söyleyelim: "Türkperestlik ve Türkiyat".
Hikâye burada bitmiyor.
Bu yazı bir dergide yayımlandıktan sonra o dönemlerin sağcı
bir gazetesinde çıkan bir söyleşide kendisine bir itirazda
bulunuluyor ve Meriç de hemen kaleminin ucunu sivriltip aynı
dergide bir tenkid daha neşrediyor. Bu yazının adı da: "Türkoloji".
Garip olan şu ki bu
yazı, tam üç yıl sonra (1978'de), nasılsa Cemil Meriç'in Mağaradakiler
adlı kitabına giriyor, ama bu sefer 1980 tarihli ikinci baskısından
sessiz sedasız bir biçimde buharlaşıveriyor. Yazarının vefatından
10 yıl sonra (1997'de) üçüncü baskısını yapan bu kitap, 2005
yılında 12. baskısına ulaştığı hâlde, 26 yıl boyunca kimse
bu Türkoloji yazısıyla bir daha karşılaşma imkânı bulamıyor.
Sizin anlayacağınız,
Meriç'in 1973'de yayımladığı Türkperestlik ve Türkiyat yazısı
1974'de "Bu Ülke"ye sokulmazken, bu yazının devamı sayılabilecek
1975 tarihli Türkoloji yazısı da Mağaradakilerin ilk baskısında
kısa bir süreliğine görünmesine rağmen 1980'den itibaren bir
daha aslâ ortaya çıkmıyor.
Bu Ülke'ye uygulanan
sansürün 32 yıl boyunca gizli kalmış öyküsünü bütün teferruatıyla
ve bir dosya halinde, bu hafta çıkan "Tarih ve Düşünce" dergisinin
67. sayısında yazmış bulunuyorum: Cemil Meriç'ten Gökalp'e
Ağır Tenkidler: "Ziya Gökalp Ezeli Çıraktır!" (Dileyenler
hikâyenin aslını oradan okuyabilirler.)
Belirtmem gerekirse,
"Bir Mâbed Bekçisi: Cemil Meriç" yazım "Doğu Batı" dergisinin,
"Kronoloji: Aptalların Tarihi/Cemil Meriç'in Düşünce Yıllığı"
adlı yazım da "Dergâh"ın son sayısında neşredildi.
Sorduğunuz için söylüyorum:
Lütfen kusuruma bakmayınız, ben size bildiğiniz ve beklediğiniz
gibi bir 'Meriç' anlatmakla vaktimi ziyan edemem.
|