|
Cemil
Meriç'in 'Bütün Eserleri' üzerine notlar
13 Haziran 2006 tarihli
Yeni Şafak'ın "Düşünce Gündemi" sayfasında, bir hanım yazar
tarafından Cemil Meriç'in eserlerinin neşriyle ilgili bazı
sorunlara ilişkin tesbitler (hatta yakınmalar) içeren çok
önemli bir yazı yayımlandı. Umarım okumuşsunuzdur.
Bu yazıda yer alan tesbit ve eleştirilerin güncelliğini korumak
ve mümkünse birkaç adım daha ileriye taşımak amacıyla ve okurlardan
gelen ısrarlı talepleri de dikate almak suretiyle Cemil Meriç
Külliyatı'na ilişkin görüşlerimi kısaca belirtmekte yarar
görüyorum.
Sözü hiç uzatmadan söylemem gerekirse, sayın Mahmut Ali Meriç'in
-Cemil Meriç Külliyatının neşri sırasında-ilmî neşir kaidelerine
riayet etmeye lüzum görmeksizin kitapların muhtevasına da,
planına da keyfî müdahelelerde bulunmasını, şahsen 'ilim'
nâmına teessüf verici bir hâdise olarak karşılıyorum. Veraset
salâhiyetini ölçüsüzce kullandığına inandığım nâşir, herhalde
müellifin mahdumu olmak yetkisine de istinaden, dilediği yazıyı
dilediği kitaptan çıkarıp bir diğerine ilave etmek hakkını
kendinde bulduğu gibi, şahsî zevkince aynı kitap içerisindeki
yazıların yerlerini değiştirmekte de, bölüm başlıklarıyla
oynamakta da nedense hiçbir mahzur görmemektedir. Bu keyfî
müdahelelerle ilgili olarak okurların hiç değilse kişisel
itiraz haklarını kullanmaları gerektiğine inandığımdan, müddeamı
isbat sadedinde -sayın Mahmut Ali Meriç'in notlarından hareketle-
bazı misaller vermek isterim. (Kısaltmalar: BÜ: Bu Ülke, UU:
Umrandan Uygarlığa, MA, Mağaradakiler, KA: Kırk Ambar)
1. "Cemil Meriç, Ruşen Eşref'in eserinde 7. sırada yer alan
Nazif'i her nedense 17. sırada ele almış. Yazarın sıralamasına
sadık kalmak düşüncesiyle Nazif'i 7. sıraya yerleştirdik."
(KA, s. 370)
Sayın Mahmut Ali Meriç hangi yazarın sıralamasına sadık kalmaya
çalışıyor: Cemil Meriç'in sıralamasına mı? Hayır, Ruşen Eşref
Ünaydın'ın sıralamasına.
2. Yazarın sıralamasında 17. sırada bulunan Haşim, Cemil Meriç
tarafından son sıraya, 18. sıradaki Ali Kemal de 16. sıraya
alınmış. Haşim'i 17, Ali Kemal'i de 18. sıraya yerleştirdik.
(KA, s. 375)
Yerimiz sınırlı olduğundan açıklama yapmaksızın birkaç müdahale
örneği daha verelim:
3. "Cemil Meriç'in bu yazısı, 'Umrandan Uygarlığa' adlı eserinin
ilk iki baskısında yer almışken (Ötüken, 1974 ve 1978), konusu
itibariyle bulunması gerektiğini düşündüğümüz 'Kırk Ambar'a
alındı ve 'Umrandan Uygarlığa'nın İletişim Yayınlarınca yapılan
baskılarından çıkarıldı." (UU, s. 367)
4. "Umrandan Uygarlığa'nın ilk iki baskısında (Ötüken 1974
ve 1977) yer alan bu yazıyı, bir önceki 'Edebiyat Tarihinin
Tarihi' yazısını tamamlar mahiyette olduğu için 'Kırk Ambar'a
aldık ve 'Umrandan Uygarlığa'nın İletişim Yayınlarınca yapılan
baskılarından çıkardık. (KA, s. 433)
5. "Cemil Meriç'in 'Mağaradakiler' adlı kitabında yer alan
Tunuslu Hayrettin Paşa ve eseriyle ilgili bu çalışmayı, bu
bölümde ele alınan konuları tamamladığı düşüncesiyle buraya
yerleştirdik. (UU, s. 45)
6. "Biz ve Onlar" bölümünde yer alan yazılardan 'Biz'le ilgili
olanlardan sonra, 'Onlar'la ilgili olanları, yazı sıralarında
bazı değişiklikler yaparak yeni bir düzenleme ile sunuyoruz.
Amacımız, birbirini tamamladığını ya da izlemesi gerektiğini
düşündüğümüz yazıları bir araya getirmek. (BÜ, s. 181)
7. "Bu yazı Cemil Meriç'in bir başka eserinde yer alacağından,
'Umrandan Uygarlığa'nın İletişim Yayınlarınca yapılan baskılarında
bulunmamaktadır." (MA, s. 245)
8. "Cemil Meriç'in bu yazısı, Hisar Dergisinin Kasım 1980
sayısında yayımlanmış, ancak Kırk Ambar daha önce basılmış
olduğundan kitapta yer alamamış, beş yıl sonra yayımlanan
'Kültürden İrfana'da kullanılmıştır. Yazıyı bu kitaptan çıkararak,
konusu itibariyle bulunması gerektiğini düşündüğümüz 'Kırk
Ambar'a aldık." (KA, s. 317)
9. Son kısmı Cemil Meriç tarafından tamamlanamadığı için yazarın
hiçbir kitabında yer almayan bu yazıyı, bulunması gerektiğini
düşündüğümüz yere, yine Chevallier'den çevirerek, ekledik.
(...) Cemil Meriç'in çalışması burada bitiyor. Gerisini Chevallier'nin
kitabından çevirip özetledik. (UU, s. 228, 235)
10. Daha önceki baskılardan farklı olarak "Fildişi Kuleden"
ayırıp ayrı bir bölüm olarak düzenlemeyi uygun bulduk. (BÜ,
s. 233)
Bu müdahaleler ilmî değil, bilâkis keyfîdir; gayet keyfî...
Cemil Meriç'in "Bu Ülke" adlı eserinin 1974'de yapılan ilk
baskısı, büyükçe puntolarla basılmış 170 sayfalık çok hoş
bir kitaptır. 2004'de, 30 yıl sonra yapılan 29. baskısı ise,
küçük puntolarla basılmış olarak tam 339 sayfadır.
Bugünün okurları, "Bu Ülke"yi bazı katkılar sayesinde öncesine
nazaran iki katı şişmanlamış olarak elleri arasına alıyorlar.
Cemil Meriç'in 1980'de basılan "Kırk Ambar" adlı eseri de
büyük boy ve fakat yine büyük puntolarla dizilmiş olarak 487
sayfadır.
Peki bu eserin Mahmut Ali Meriç tarafından neşredilen ilk
cildinin, yani kendi ifadesiyle "Yirmi Ambar"lık ilk kısmının
kaç sayfa olarak basıldığını tahmin edebiliyor musunuz?
Küçük ve sık puntolorla tam 463 sayfa. Evet yanlış yazılmadı:
463 sayfa. Yani ilk "Yirmi Ambar", "Kırk Ambar"ın toplamına
neredeyse eşit. İkincisi de bu evsafta basılırsa, genç okurlar,
sadece iki cilde bölünmüş değil, aynı zamanda iki katına çıkmış
bir "Kırk Ambar"la karşılaşacaklar demektir.
Sayın Mahmut Ali Meriç bu şişmanlığın sebebini şöyle açıklıyorlar:
1. "Eklediğimiz dipnotlarıyla, özellikle de Cemil Meriç'in
diğer kitaplarından aktardığımız yazılarla daha da büyüyen
bu bölümleri iki ayrı kitap halinde sunmanın daha isabetli
olacağını düşündük." (KA, s. 13)
Merhumun evdeki dosyalarında kullanılmamış olarak kalmış nice
metin bir vesilesiyle kitaba iliştirilmiş. Nasıl olsa adı:
Kırk Ambar! Tıpkı Cemil Meriç'in dediği gibi: Ne ararsan bulunur,
derde devadan gayrı.
2. "... Türkçe'ye çeviren Dr. Sevim Kantarcıoğlu. Bu bölüm
de Cemil Meriç'in Hümanizm dosyasından alınarak buraya eklendi."
(KA, s. 103)
Sayın Mahmut Ali Meriç, üşenmemiş, mevcut eksikleri kişisel
katkılarıyla tamamlayarak kitapların yeni baskılarını zenginleştirmiş;
hatta fırsat buldukça, dipnotlarda Cemil Meriç'in vefatından
sonra yapılan yayımlardan da aktarımlarda bulunmuş.
3. "Son kısmı Cemil Meriç tarafından tamamlanamadığı için
yazarın hiçbir kitabında yer almayan bu yazıyı, bulunması
gerektiğini düşündüğümüz yere, yine Chevallier'den çevirerek,
ekledik. (...) Cemil Meriç'in çalışması burada bitiyor. Gerisini
Chevallier'nin kitabından çevirip özetledik." (UU, s. 228,
235)
Kitaplar arasında gerçekleşen bu geçişler bir yana, kitapların
kendi içlerinde de müdaheleler yapılmış, yeni bölümler ihdas
edilip, yeni yazılar üretilmiştir ki bu tutum, tekrarlıyoruz,
ilmî değildir, keyfîdir.
4. "Tek bir yazı olan 'Sakson Köleleri'nin ikinci kısmını
yeni bir başlıkla ayrı bir yazı olarak sunuyoruz. (...) Daha
önceki baskılardan farklı olarak ayrı bir bölüm olarak düzenledik."
(BÜ, s. 189, 267)
5. "Ötüken Yayınları'nca 1978'de basılan Mağaradakiler'in
bu ilk baskısında yer alan, ancak Cemil Meriç'in, kitabın
1980'deki 2. baskısında kullanmadığı yazılardan biri olan
'Suçlu Kim'e burada yer vermeyi uygun bulduk. (MA, s. 263)
6. "Büyük Siyasî Eserlerin Yankısı. Cemil Meriç'in "Batının
gözüyle Siyasî Düşünceler Tarihi" başlığı altında bir gazetede
yayımlanan yazısı için kaleme aldığı giriş'ten özet. (...)
'Araftakiler' bölümündeki yazıların çerçevesini çizerek onlarla
bütünleştiğini düşündüğümüzden buraya aldık." (UU, s. 164)
Örnekleri daha fazla çoğaltmaya gerek duymuyoruz. Çünkü bu
kadarıyla bile Cemil Meriç'in "Bütün Eserleri"nin birtakım
ciddi müdahalelerle yayımlandığı anlaşılmış olmalı.
Bu müdahaleleri, ticarî açıdan bilemeyiz ama ilmen kesinlikle
doğru bulmadığımızı belirtmeliyiz. Müdahelelerin bir ölçüsü,
bir sınırı olmadığından, Cemil Meriç'in kitaplarının, -eğer
hâlâ kaldıysa- ciddi okurları açısından içinden çıkılması
fevkalâde müşkil bir labirente dönüşmüş olduğu muhakkaktır.
Ve bu, tek kelimeyle teessüf verici bir hâdisedir.
"Size ne?" diyebilirsiniz.
Haklısınız. Gerçekten de bana ne!
Ben bir yazar olarak susabilir ve pekâlâ birçokları gibi "Bana
ne!" diyebilirim. Bazı kitaplarının baskı tarihlerinin yanlış
aktarıldığını, bazılarının birbirine karıştırıldığını, hatta
bazı baskıların bilinmediğini, en nihayet bu hataların 15
yıldır adım adım bütün ciddi bibliyografyalara bulaştığını
gördüğüm halde nasıl bunlara işaret etmiyorsam, külliyatın
başına gelenlerle de ilgilenmez ve bir yazar olarak, hem de
buzdan bir dağ gibi susabilirim.
İşin bu tarafını hiç düşünmedim diyemem. Lâkin şu soruya mâkul
bir cevap vermeyi bir türlü beceremedim:
- Bir okur olarak niçin susayım?
Sanırım, ağan lâvların sebebini burada aramak gerekir.
|