Ana Sayfa
Kimdir
Eserleri

Fildişi Kule

Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Fildişi Kule


 

Dücane Cündioğlu

Meslekdaşım Cemil Meriç (II)

Keşifler, fetihler hiç biter mi? Bitmiş görünür sadece, ve birgün bir yerlerden sessiz sedasız birkaç yazı daha başını uzatıverir. Ne gam! 4-5 aylık çabaların neticesinde, iyi kötü koca bir külliyat ortaya çıkmış, toplanan yüzlerce makalenin yanında Meriç'in matbu kitapları bile neredeyse tüm ehemmiyetini kaybeder gibi olmuştu.

Bir yandan Balzac ve Hugo dosyalarının eksiklerini ikmal ediyor, kenarda köşede kalmış küçük ayrıntıları bir araya getiriyor, her geçen gün yeni ve farklı bilgilerle elimdekilerini karşılaştırarak bir sonuca varmaya çalışıyordum; diğer yandan, yolun başındayken müdahil olmayı pek düşünmediğim bazı konularla ilgilenmek zorunda kalıyordum.

Herkes kadar benim de az çok bildiğim/tanıdığım fikir tarafı, Cemil Meriç'in, gerçekte, konuşmaktan, değerlendirme yapmaktan en çok kaçındığım tarafıydı: Mütefekkir Cemil Meriç.

Bir mütercim ve münekkid olarak takdir ettiğim bu fikir işçisinin tezatlarla dolu mütefekkir yönüne temas etmem halinde, fincancı katırlarını ürkütmek hadi bir yana, Meriç'ten, Meriç'in zengin ve çok yönlü dünyasından, hele hele o muhteşem Türkçesinden istifade eden/edecek olan genç okurlarını ister istemez hayal kırıklığına uğratmak gibi sevimsiz bir duruma sebep olmak da sözkonusuydu. Çünkü bilinen, tanınan Meriç, 70'li, 80'li yılların Meriç'iydi. Bu Meriç hem yâra, hem ağyara hoş görünmek ihtiyacı hisseden, inişlerle-çıkışlarla dolu hâlet-i ruhiyesinin imkân verdiği nisbette itidali arayan, nadiren de olsa sonunda bu itidali bulan bir Meriç'ti.

Hâl böyleyken, bu süre içerisinde yayımladığım tedkiklerin tamamı Meriç'in münekkid ve mütercim yönüyle değil, mütefekkir yönüyle alâkalı yazılardan teşekkül etmiş oldu. Çünkü önce, 70'li, 80'li yılların Meriç'iyle ilgili kemikleşmiş vahim kavrayışları silkeleyip sarsmak ve vıcık vıcık müdahane kokan yıllanmış gevezeliklerin bir an evvel son bulması amacıyla, çürüme emareleri gösteren bu yaraya hiç beklemeden neşter vurmak, bana, daha sağlıklı ve daha ahlâklı bir tutum gibi görünmüştü.

Yıllar önce benzer bir çalışma yapmış ve Bir Kur'an Şairi: Mehmed Akif (İstanbul, 2000) adıyla yayımlamıştım. Bunca uğraşın içerisinde şimdi de Bir Mâbed Bekçisi: Cemil Meriç adıyla son bir monografi daha kaleme alıp neredeyse altı ay boyunca nefes almadan ve üstelik tenezzülen hazırladığım evrak-ı perişanımın, zaten can çekişmekte olan ilim-irfan dünyamızın melül melül bakan o aşksız, şevksiz, heyecansız bakışlarıyla bir kez daha kirlenmesine izin vermeli miydim?

Tereddüd içindeydim, ve daha da kötüsü, ne dostlar, ne de ehibba cihetinden destek görüyordum. Mizacımı bilenler, el attığım bir konuyu yarım bırakmayacağımı da bildiklerinden, ister istemez vaktimi ziyan edeceğimden, uzun süredir hazırlıklarıyla meşgul olduğum -kendilerince malum- dosyaların rafa kalkacağından endişe ediyorlardı. Tamamen de haksız sayılmazlardı. Çaresiz, kendimi ikna etmek için dostlarımı da ikna etmeye çalıştım. Sonuçta ben de, onlar da pek ikna olmadı ama, yola düşmüştüm bir kere, bari yolda olsun düşmemeliydim.

İlk yazılar günyüzüne çıkmaya başladıkça, çevremdeki tereddüt ve tedirginliklerin azalmaya başladığını farkettim; birkaç dostum yazılarımı yayımlanmadan önce okumak ve önerilerde bulunmak nezaketini gösterdiler. Kadim Meriç okurları da saha dışından konuşan bu davetsiz misafirin çalışmaları karşısındaki ilk tedirginliklerinden zaman içinde sıyrılıp iltifat ve teşviklerinden bu fakiri mahrum etmediler.

Her şey iyiye giderken yine de son bir monografi deyişim boşuna değil. Akif hakkında yazdığım monografi tam bir vazife hissiyle ve fevkalâde güç koşullarda kaleme alınmıştı; zira cehaletin ilim ve irfan hayatımıza bu denli acımasızca ferman dinletiyor olmasından fevkalâde incinmiştim ve memleketimizin yetiştirdiği değerli bir insana atılan ucuz iftiralar karşısında bile bile kulaklarımı tıkamaya gönlüm razı olmamıştı.

Hazırlıklarını deruhde ettiğim Meriç monografisi de -yukarıda kısaca izah ettiğim üzere- bir tesadüfler zincirinin sonucudur. Kendi aslî meşguliyetlerimi kısa bir süreliğine ertelemeyi göze aldıysam, bu, hayatta hiçbir tesadüfün anlamsız olmadığına inandığımdandır. Vazifelerimizi, zannedildiği gibi, tercihlerimiz değil, bilâkis tesadüfler belirler; belki garip gelecek ama, o tesadüfleri de sözümona tercihlerimiz tayin eder. (İtirazı ve dahî vakti olanlar varsa, hiç durmasınlar, tam da bu noktada seçmek ile seçilmek arasındaki o ince farkı soruşturmaya başlasınlar!)

Evet, son bir monografi... Tercihlerim itibariyle değil, niyetlerim itibariyle son...

O halde:

Yâr için ağyara minnet ettiğim ta'n etmen

Bağıban bir gül için bin hâre hizmetkâr olur

Fildişi kule, dâvâsız sanat meczuplarını barındıran miskinler tekkesi.

Fildişi Kule

Makaleler, Denemeler, Tenkidler

Röportajlar

Kitaplar

Tez Çalışmaları

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |