Ana Sayfa
Kimdir
Eserleri

Fildişi Kule

Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Fildişi Kule



Doğu ve Batı Karşısında Cemil Meriç

Önsöz

Ahmet Turan Alkan

 

Cemil Meriç, aydınların hızla birbirine benzeşerek tatsız bir kamplaşma atmosferinin sığlaştırdığı fikir hayatımızda daima "kendisi" kalabilmeyi başarmış sırdaşı bir insandı: Ömrü boyunca "göller bölgesinde bir ada" olmanın bedelini ödedi: Yalnız kaldı ve pek az anlaşıldı.

Bu çalışma Cemil Meriç'in henüz hayatta olduğu günlerde başladı; "va esefa" ki tamamlandığında Cemil Meriç terk-i dünya ederek ebedi aleme yürüyüp gitmişti. Bu mütevazı çalışmayı rahmetli'ye bizzat okuyarak, sistematik çalışma mecburiyetinden doğan mahzurları bizzat kendisinin tasfiye etmesini çok isterdim ama nasib olmadı. Hemen Mevla mekanını cennet eylesin. Takriben bir yıl boyunca Cemil Meriç'in fikir dünyasına yazılarıyla nüfuz etmeye gayret ettim: Bu bir yılı ömrümün kar hanesine yazıyorum.


Doğu-Batı ayrımı ve kavramlandırması, gündelik tartışma konularının uzağında kalıyor gibi görünse de, aslında Türkiye gibi birçok medeniyetin kavşağında bulunan ülkeler bakımından daima gündemde yer alır. Avrupa topluluğuna katılma arzumuzun, Batı kamuoyunda ve içerde enine boyuna tartışıldığı şu günlerde bile pratikte Batılı kimliğinin avantajlarıyla, Doğulu olmanın ve Doğulu kalmanın ürkütücülüğü en azından aktüel bir mesele teşkil ediyor.

Doğu ve Batı kavramları Aydınlarımız arasında da bir vuzuha kavuşmamıştır: Batılı kimliğini benimseyen aydınlarımızın olmadık zamanlarda Şarklılığı tutabildiği gibi, Batı'dan ürküntü duyanlarımız yeri gelince Batı kurum ve kavramlarına sığınmakta sakınca görmemesi fikir hayatımızda sıradan olaylardır. Bunun da çifte standartlı düşünce seviyesini aşamamanın ayginligi kadar, Türk aydının hala kimliğini arıyor olmasının da payı büyüktür. Hatta diyebiliriz ki Türk Aydınları arasında Doğu'dan veya Batı'dan yana tavır belirtmek, görüş sahibinin fikriyatını hatta sempati duyduğu ideolojik kampı belirlemekte bir flama gibi kullanılmaktadır. Sosyal bilimlerdeki kavram kaydırmalarının gündelik tartışmalarda "kargaşa"ya dönüştüğünü göz önüne aldığımızda bu gibi değerlendirmelerin, ilmi bir esasdan yoksun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. "İlerici", "gerici", "tutucu" radikal" gibi kavramların bile, kullanan şahsa göre anlamlarının gerçek zeminine oturmamış olması şaşırtıcı değildir.


Kelimeler etrafında sürüp giden tartışmalar esas meselenin, aydınımızın düşünce ve kanaat edinme biçiminde olduğunu hatırlatıyor. Sosyal bilimler eğitimi ve öğretiminin bazı çevrelerde hala yeterince ciddiye alınmaması birçok problemin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Fen bilimlerinin ve bilhassa endüstriyel teknik bilginin sosyal bilimlerin aleyhine pratikte-revaç kazanmış olması bir ülke gerçeğidir. Böyle bir zemin üzerinde "aydın”la, "mütehassis veya teknisyen"in birbirine karıştırılması normal sayılmalıdır. Hiper teknolojiye sahip olan Japonya'da bile eğitilen nüfusun teknolojik ağırlıklı öğretim görmesinin tehlikeleri üzerine dikkat çekilirken, ülkemizde fen ve sosyal bilimler sanki birbirine tercih edilebilir şeylermiş gibi sunulmaktadır.


Diğer yandan Cumhuriyet dönemi ile birlikte görüş haline gelen "Batı kurum ve kavramlarını benimsemek" seklinde özetleyebileceğimiz tutum, diğer bütün alternatiflerin daha ilk elde mahkum edilmesine sebep olmuştur. Bu yüzden sırf bir tepki niteliğinde olmak üzere Batı'ya alerji duyan görüşler belirdiği gibi, resmi görüş olması dolayısıyla, Batı'yı inanmadan savunan ve hatta yeterince öğrenme gereğini bile duymadan Batının erdemlerinden dem vuran kişi ve guruplar ortaya çıkmıştır. Her iki gurubun da hatalı zeminler üzerinde, sonu abesle bitecek bir tartışma başlattıkları ve bu tartışmayı hala sürdürdükleri traji komik bir gerçektir.


Türkiye, yakın dönemlerde son derece önemli bir kültürel kimlik değişimi geçirmiştir. Doğu'yla Batı'nın arasındaki bir tampon mevkii taşıyan ülkemizdeki bu değişim, ne yazık ki verimli tartışmalar başlatılması beklenirken, işi hemen şahsiyata ve son yıllarda, "konuşmaktan çok, karşı tarafı da dinlemek" biçiminde beliren bir eğitimi iyimserlikle karşılamak yanlısıyız. Sosyal bilimlerin ilgi alanına giren kavramların, ülkemizde bilhassa belirli bir dönemde, politik manevra alanları haline getirilmesi karşısında, böyle bir gelişmeyi sadece sempatiyle karşılamak yetmez; desteklemek de gerekir.


Bu çalışma Doğu ve Batı kavramlarını bir daha hiçbir tartışmaya yol açmayacak şekilde aydınlatmak iddiasını taşımıyor: Yapmağa çalışılan şey bu düalitenin Cemil Meriç'in fikir dünyasına akseden görüntülerini tesbite gayret etmek olmuştur.
Cemil Meriç'in yazılarında sıkça yer alan iktibaslar adeta bir muhakeme metodu saymamız gereken bir yoğunluk göstermektedir. Çalışma esnasında bu iktibasları esas ettim ve diğer yazarlara yapılan bu atıfları, Cemil Meriç'in fikir yürütmesini destekleyen muhkem karineler olarak addettim. Bu önkabulün okuyucu tarafından yadırganmayacağını ümid ederim.


Bu çalışmayı yöneten hocam Dr. Ali Birinci'ye şükran borçluyum. Çalışmanın kitap haline gelmesi için bana cesaret veren aziz dostum Dr. Mustafa İsen'e, daktilo ve tashihi esnasında çilemi paylasan İlhami Baştürk ve Muhittin Tus'a da teşekkür ediyorum.


Haziran - 1987
Sivas

Fildişi Kule

 

Makaleler, Denemeler, Tenkidler

Röportajlar

Kitaplar

Tez Çalışmaları

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |