Ana Sayfa
Kimdir
Eserleri

Fildişi Kule

Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Fildişi Kule


Cemil Meriç ile Sohbetler

 İKİNCİ BASKIYA TAKDİM

 Halil AÇIKGÖZ Aksaray - 2005

 Cemil Meriç İle Sohbetler 1993'ten beri büyük bir ilgi gör­dü ve hemen her yıl okundu. Bu hal, Cemil Meriç’in hâlâ yaşa­maya devam ettiğini göstermektedir. Cemil Meriç verimli yazı hayatı boyunca ve ayrıca sohbet ve konferanslarıyla bir kaç ne­sil tarafından hakkıyla okunmuş, dinlenmiş ve değerlendiril­miştir. Bundan sonra da okunacağı muhakkaktır.

 Cemil Meriç’i okunur kılan, işlediği konular olduğu kadar üslubudur da. Gerçekten yazmanın hem beyin hem yürek işi ol­duğunu onun hayatı ve eserleri en güzel şekilde göstermekte­dir. Cemil Meriç İle Sohbetler, dindirilemez ve gemlenemez bir beyin fırtınası sahibi insanın, neyi, ne zaman, nasıl düşün­düğünü olduğu kadar hangi acıları ve sevinçleri de damla dam­la nasıl yaşadığını vermeliydi. Nitekim her okuduğumda ken­dim de aynı duyguya kapıldım. Çünkü sohbetler canlı bir Ce­mil Meriç sunmaktadır.

 Günlük sohbetlerde daldan dala sıçrayan konular arasında kavramlar, şahıslar, hadiseler, günlük ihtiyaçlar, nefes alıp ver­diğimiz ortamlar vb. her şey aynı kargaşa içinde sistemli ve dik­katli bir düşünce adamının kalıcı dünyasında renk renk, çizgi çizgi yer almaktaydı. Bir teyp sadakatiyle zapt etmeye çalıştığım bu tespit ve görüntüler aradan geçen bunca zamana rağmen hâ­lâ aynı canlılığını ve sıcaklığını koruyor.

 Cemil Meriç yirminci yüz yıl boyunca Türk düşünce tari­hinde ele alınıp tartışılmış pek çok konuya ciddiyetle yaklaş­makla kalmamış, meselelere nasıl yaklaşılması gerektiğinin ör­neklerini ve metodunu da sunmuştur. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da tartışılacak düşüncelerle ilgili "Acaba Ce­mil Meriç yaşasaydı, bu konuda neler düşünürdü?" sorusu­nun cevabını onun okuyucusu eserlerinde her zaman bulacak­tır. Sohbetler bu manada ayrıca yol gösterici mahiyettedir.

 Cemil Meriç, günlük politikanın ancak düşünce tarihini il­gilendirdiği kısmıyla, yani ana kavramlarıyla ilgilenir ve onlara zihnini yorardı. Dolayısıyla dogmatikleştirilmiş her düşünceyi zararlı bulur, ideolojik kamplaşmaların yol açtığı yasaklamaları, okutmazlıkları beyinlere giydirilmiş birer deli gömleği olarak vasıflandırırdı. Sohbetlerde de görüleceği gibi düşünce adına ortaya çıkan her türlü çalışmayı büyük bir titizlikle değerlendi­rirdi.

 Çeşitli sebeplerle zaman zaman döndüğü hatıralarından hatırladıkları da, çevresi, bulunduğu ortamlar ve onlarla ilgili değerlendirmeleri sohbetlere konu olduğu için Cemil Meriç üzerine çalışanlara ve çalışacaklara ayrıca yardımcı olacak tes­pitlerle doludur. Bir zamanlar pek yakınındakilerin niye uzaklaştıklarının, uzaktakilerin de niçin gelemediklerini satır arala­rında bulmak mümkün.

 Cemil Meriç, Eski Hint’ten İslâm-Şark ve Batı medeniyeti­ne kadar çağlar boyu akıp gelen beşerî tecrübelerin harmanladı­ğı bir merkezde durduğunun farkındaydı. Düşünce merkezli insanî bütün tecrübelere açıktı. Yazı hayatı boyunca ele aldığı konular bugün de tartışılmaktadır. Bilhassa Avrupa'da ve Avrupalılaşmış dünyalarda üretilen teorileri tenkitçi bir yaklaşım­la ele alırdı. Bir büyük coğrafyanın, bir büyük medeniyetin hay­kıran vicdanı olmak istiyordu. Nitekim oldu da.

 Sohbetlerde de görüleceği gibi aynı zamanda tabiî bir ko­nuşma üslûbu vardı. Hem duyguyu hem düşünceyi tek cümle­ye sığıştırıveren usta bir kalemdi. En derin felsefî anlatımları bile şairane bir nefesle hemen kanatlandırıverirdi. Bundan dolayı hem yazılan hem de sohbetleri ayrı bir tat verir.

 Cemil Meriç İle Sohbetler’in ilk yayınından sonra, tanı­dık ve tanımadık pek çok dostum tebrik etmek lûtfunda bulun­dular. Asıl tebrike lâyık kişi Cemil Meriç'tir. Bu kitap ona sade­ce tarafsız bir ayna tutmaktan ibaret bir gayret sonucu ortaya çıktı. Yeni baskıdaki estetik güzelliğin sahibi Erol Cihangir dos­tumdur. Kendisine ayrıca teşekkür ediyorum.

 

Cemil Meriç ile Sohbetler (Eski Baskı)

Önsöz
Halil Açıkgöz
1993

 

"CEMIL MERIÇ İLE SOHBETLER" isimli bu kitap, günlük Not Defterim’den derlenmiştir.

Cemil Meriç hakkında daha hayattayken başlamış tanıtma, tenkid, tahlil ve incelemelere ilave olarak, onu yakından tanıyan başta kızı Doç.Dr. Ümit Meriç Yazan ve oğlu Mahmut Meriç’in, sekreterlerinin, eli kalem tutan dost ve arkadaşlarının, ilim, fikir, edebiyat ve san’at adamlarının onunla ilgili hatıralarını, sohbetlerini, mektuplaşmalarını da neşretmeleri pek faydalı olacaktır. Çünkü Cemil Meriç, en yoksulu bulunduğumuz düşünce dünyamızın girinti ve çıkıntılarına, zihin ışığıyla pertavsız tutan fikir adamlarımızın başında gelmekteydi.

Cemil Meriç’in yazılarının, konuşmalarının, konferans ve sohbetlerinin çok geniş ve derin bir zemini vardı. Bu, bir manada, kendi tabiriyle, "yazı mutfağı" idi. Her aydının tecessüslerinin, düşünce tomurcuklanmalarının ve sezgi akış istikametinin aydınlatılmasında faydalı olacak zeminlerden birisi de şüphesiz, çevresi tarafından gün ışığına çıkarılan böyle bir yazı mutfağıdır.

Cemil Meriç ile, sekreterliğini yaptığım 1976-1982 arasında okuduğu, yazdığı mefhumlar ve mevzular, Türk tefekkür tarihinde başkalarının ve kendisinin yeri, yetişme tarzı ve çevresi, Türkiye’nin günlük mes’eleleri, ümitleri, korkuları, beklentileri.. gibi çeşitli sahalarda sohbet ve konuşmalarımız oldu. Yüz yüze karşılaştığımız daha ilk günden itibaren sohbetlerimizi, mes’eleleri ele alış tarzını, şahsiyet ve mefhumlar karşısındaki tavrını "nakş-i ber-ab" olmaması için yazmaya başlamıştım. Cemil Meriç gibi bir kıvrak zekalı fikir adamıyla çalışmanın çeşitli zorlukları vardı. Böyle, günlük notlar tutma düşüncem, bir bakıma, daha önce bazı makaleleri, bir kaç te’lif ve tercümesiyle tanıdığım Cemil Meriç’te kendimce gördüğüm zikzakları, müphem, soru işaretli noktaları açmak, hakikati öğrenmek cehdiydi. Bir de, farklı zaman ve atmosferlerde verdiği hükümler arasındaki illiyeti yakalamak, daha doğru düşünmeğe çalışmak, Cemil Meriç’in fikir üretimine yardımcı olmak içindi.

Cemil Meriç, her şeyden önce, gıdası düşünce olan adamdı. Başlıca gayesi doğru düşünmek, kendisinden önce söylenmiş hakikatleri bir daha yoklamak, düşünce planında insanlığın yaşadığı macerayı bütünüyle kucaklamaya çalışmak, iki asırdır karşılaştığımız mes’eleleri tesbit etmek, bu sıkıntı ve acılara çareler göstermek.. Türklüğe ve insanlığa düşünce yoluyla hizmet etmekti. Tabiatıyla Cemil Meriç, kalemi kılıç gibi kullanan bir fikir mücahidi şahsiyetiyle karşımıza çıkmaktadır.

Her mücahidin elindeki alet bazen eğrilerin yanında bazı doğruları da keser. Fikir dünyasında doğru zannettiğimiz pek çok hükmün yeri geldiğinde yeniden düşünülmesi lazımdır. Dolayısıyla, Cemil Meriç’in makale ve kitaplarına aksetmiş ve etmemiş bu sohbetlerdeki bazı keskin hükümlerine bir takım itirazlarımız olmuştur. Nitekim buradaki günlük notlarda da görüleceği gibi, bu keskin hükümlere yaptığımız itirazlar, zaman zaman sohbeti elektriklendirmiş, sohbet bazen sohbet olmaktan çıkarak tam bir fikir çekişmesi havasına bürünmüştü. Çalışırken, dinlenirken, yemek yerken, yürürken.. hemen her türlü şartlar altında, sür’atli not tutma alışkanlığım dolayısıyla, sohbetleri yazı ile zaptetmeğe, o günün akşamı da temize çekmeğe başlamıştım. Öyle oldu ki, bir kaç hafta sonra "Hocam, falan gün şunu dediniz. Şimdi de bunu. Arada tezat yok mu ?.." gibi hatırlatmalarıma karşılık, önce hafızamın ne kadar kuvvetli olduğunu takdir etmek istemişti. "Hafıza-i beser nisyan ile maluldür, kalem ise unutmaz. Sizinle olan konuşmalarımızı sohbetlerimizi yazıyorum. Bir manada, Cemil Meriç benim gözümde… Hatırlamamın sebebi bu" demiştim. Çok memnun oldu ve "Yazmalısın. Herkes yazmalı. Beni okuyan herkes" dedi.

İşte bu kitapta yer alan sohbetler böyle bir teşvik ve işaretin mahsulüdür. Aynı şekilde, tanıdığım kadarıyla İzzet Okuyan’ın, Mehmet Akif Ak’ın, Cevat Özkaya’nın, Muhsin Demirel’in, Yrd.Doç.Dr. Mehmet Tekin’in, Prof. Dr. Berke Vardar’ın (ne yazık ki, vefat etti), İngilizce tercümeleri birlikte yaptıkları Lamia Çataloğlu’nun, Sadık Göksu’nun.. kısacası, onun "yazı mutfağında" çalışmış dost, arkadaş herkesin.. Cemil Meriç’in hadiseler ve mes’eleler karşısındaki tavrını yazmaları gönlümüzün başlıca arzusudur. Bütün büyük şahsiyetler tarihe malolurlar. Hepimiz bu tarihi ve abide şahsiyetlere ait müşahede ve münasebetlerimizi, onlardan kalan yadigarları neşretmekle bir borç ödemiş oluruz kanaatindeyiz.

Cemil Meriç, en çetrefil mes’eleleri bile kolay ve rahat anlaşılır kılmak için Türk dilinin bütün imkanlarını kullanmıştır. Dil zevki ile fikri bir teknede onun kadar isabetli yoğurmuş bir üslup sahibi yazar ne yazık ki, günümüzde artık azalmıştır. Cemil Meriç, üslupta başkalarına karşı ne kadar insafsız bir tavır takınmışsa, kendi söyledikleri ve yazdıklarına karşı da o derece müsamahasız davranıyordu. Bir makaleyi yerine göre yedi-sekiz defa yazdığımız olmuştur. Ona göre düşünen adam, kendisini daha fazla tashih ve tasfiye eden adamdı. Onun için hiç bir yazısına ömrünün sonuna kadar bitmiş nazarıyla bakmamıştır. Yazılarının ilk inşasından kitaba girinceye kadar düşüncesini ve ifadelerini devamlı tashih ederdi. Bazı cümleleri, kelime gruplarını, ekleri, bazı noktalama işaretlerini, paragrafları, hatta alt bölümleri ve bölümleri paranteze aldırır, “hasiv bunlar” dediği doldurma ibare ve ifadelerden kurtulmağa çalışırdı. Dilin ve ifadelerin çeşitli çağrışımlarını ustalıkla kullanır, kısa kısa ve konuşma cümlesine yakın cümlelerle bir dil ve fikir orkestrasyonu teşkil ederdi. İşte bu tavrının örnekleri olması itibariyle bazı notlarına ait birinci, ikinci, üçüncü insanlarını da kitaba aldık. Elbette aynı titiz dil işçiliğini sohbetlerden bekleyemeyiz. Fakat kitapta da görüleceği gibi, Cemil Meriç’in, bir bakıma sesli düşünürken dahi aynı üslup zevkiyle konuştuğu müşahede edilecektir.

Düşünen her insanın şahidi olduğu hadiseler, okudukları, çevresi, geleni gideni, kendisine sorulan sorular, cevaplar, münazara ve fikir alış verişleri, dostlukları, nefretleri.. bunların yeri, zamanı ve seviyesi.. onun hayat seyrinde ve fikir dünyasında çeşitli izler bırakır. Hele bu insan "hasbi tefekkür"ü dünyaya gelişinin ve yaşamasının yegane gayesi bilmişse… Hele bu insan “düşünce” yolunda çıkılamaz zirvelerde cevelan etmişse… Bu onu bir müddet sonra çevreden ve dünyadan koparır, yalnızlaştırır. Cemil Meriç de fikir cevelangahında yalnız kalanlardandı. Bilhassa gözlerini kaybettiği 1954’ten sonra bu yalnızlığı bütün dehşetiyle yaşadığını biliyoruz. Bu yalnızlık ve imkansızlık atmosferi içinde dahi durmadan okumuş, konuşmuş ve yazmıştır. Tabiatıyla bir parça entelektüel ışık sezdiği her insana değer veriyor, onun eksik taraflarını hoş görüp doğru ve yanlışları göstermekten, öğretmekten ve anlatmaktan usanmıyordu. Cemil Meriç her şeyden önce "hoca" idi. Vardığı hükümleri, tesbit ettiği doğru ve güzellikleri başka kafa ve gönüllerle paylaşmak, yaşadığı entelektüel tecrübelerden hemen herkesi faydalandırmak, sahibi olduğu başlıca insani meziyetlerdendi. Sekreterlerinin farklı seviye ve çevreden oluşları iledir ki, Cemil Meriç Türkiye’deki çeşitli fikir dünyalarıyla temaslar kurma imkanına sahip olmuştur. Hocalığı ve insani girdabına çekiveren üslubu ile zaman içinde bir Cemil Meriç mahfeli de teşekkül etmişti.

Elinizdeki sohbetler, bir bakıma dört yıllık üniversite tahsilinin üstüne bir de Cemil Meriç Hoca’nın rahle-i tedrisinden geçmek bahtiyarlığına erişen, onun çilesini paylaşmış tomurcuk halindeki bir tecessüs sahibinin karınca kaderince onun dünyasından derleyip sunmaya çalıştığı çeşit çeşit dikenlerle dolu bir bukettir. Okuyucu burada fotoğraf çektirmeye hazırlanan bir Cemil Meriç ile değil, sabah yatağından yeni kalkmış, terlikleri ayağında, pijaması üzerinde, traşını daha olmamış, makyajsız bir Cemil Meriç ile karşılaşacaktır. Günlük hayatın bazı sıkıntı ve çıkmazları, sevince ve kederi, uzvi ağrılar, yorgunluklar, sokak gürültüleri, çalışma şevkinin azaldığı veya kaybolduğu anlar.. kısaca fikir adamının düşünce akışını bozan her türlü engel tabii olarak sohbetlerde çeşitli kopukluklar meydana getirmiştir. Cemil Hoca bütün bu dağdağa içinde bile, aksi isbat edilmediği müddetçe, düşüncelerinin ana yolundan ayrılmamış, metodik düşünme prensiplerine daima bağlı kalmıştır. Onun için, hükümlerine iştirak etsek de etmesek de, zaptedebildiğimiz konuşmaları aynen vermeğe ve hükmü okuyucuya bırakmaya çalıştık.

İfade etmek istediğimiz bir başka mes’ele de şudur: Sohbetler daktilo edilirken çoğu yerde sorular, sohbete zemin teşkil eden hususlar ve o günlerin havası uzun uzun tasvir edilmemiştir. Çünkü verilen cevaplar aynı zamanda sohbetin mevzuunu ve soruları da içinde bulundurmaktadır. Bu yolla okuyucu Cemil Meriç ile daha fazla yüz yüze getirilmek istenmiştir. Tabiatıyla, mühim olan Cemil Meriç’in söyledikleri, ifade tarzı ve tavrıdır.

Bir yazarı en iyi yine kendisi anlatır. Türk edebiyatında ve fikir dünyasında şehr geleneği geniş yer tutar. Külliyatının yeniden basıldığı bu günlerde Cemil Meriç’i anlamak, ele aldığı mes’ele ve mevhumları daha rahat kavramak için bir yerde, zaman zaman kendi açıklamalarına da ihtiyaç duyulacağı muhakkaktır. Cemil Meriç, dergi ve gazetelerde neşredilen yazılarına daima müsvedde nazariyle bakardı. Onları kitaplarına alırken devrin ihtiyaç ve şartlarını da göz önünde bulundurarak, gerek üslup, gerek fikir cihtiyle ayıklar ve besler, daha da olgunlaştırırdı. Bu cümleden olarak, Cemil Meriç’in bir mevzu etrafında ilk yazısından son yazısına kadar kaleme aldığı çalışmalar üzerinde, fikir ve edebiyat tarihimize malzeme olacağı için, Türk diliyle nelerin, ne zaman ve nasıl düşünüldüğünü göstermesi bakımından yapılacak çeşitli mukayeseler pek faydalı olacaktır kanaatindeyiz. Bilhassa, sekreterliğini yaptığım devrede neşredilen kitaplardan, başta Mağaradakiler olmak üzere, Kırk Ambar, Işık Doğudan Gelir, Bir Facianın Hikayesi, Kültürden İrfana eserlerinde yer alan makale çalışmalarında ve yeniden basılan Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa, Bir Dünyanın Eşiğinde adlı kitaplarda yapılan ufak tefek değişiklikler ve bunları yaparken düşüncesi, neler hissettiği, heyecanları, üzüntüleri, bir bakıma kendisini yenileme ve değiştirme noktaları da görülecektir. Cemil Meriç, yaşadığı devrede çeşitli çevreler tarafından okunan, dinlenen, kendisinden gıdalanılan bir mütefekkir olarak yaşadı. Tabiatıyla gelecek nesiller Cemil Meriç’i yeniden keşfedecektir ümidindeyiz.

Kitabin gün ışığına çıkması için teşviklerini gördüğüm Cemil Hoca’nın kızı Doç.Dr. Ümit Meriç Yazan’a kitabın dizgi, tashih ve baskı zahmetini ciddiyetle yürüten Seyran mensuplarına burada teşekkür etmeyi bir borç bilirim.*

Halil Açıkgöz

Aksaray-1992 Ağustos

* Bu notlardan bazıları daha önce neşredilen aşağıdaki yazılara da mevzu olmuştur: “Not Defterim’den: Cemil Meriç ile Sohbet”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, yıl 16. nu. 3, Temmuz 1987, İstanbul; “Not Defterim’den: Cemil

Fildişi Kule

 

Makaleler, Denemeler, Tenkidler

Röportajlar

Kitaplar

Tez Çalışmaları

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |