|
Bu
bir ‘jurnal’dir
Aksiyon
Degisi
Cemil Meriç’in ‘bütün
eserlerini’ yayına hazırlayan oğlunun ‘Kırk Ambar 2’de bütün
eserlere müdahale ettiğini, açıklaması yeni bir tartışma konusu
oldu.
Cemil Meriç'in bütün yayın
hakları çocuklarında, çocukları adına da oğlu Mahmut Ali Meriç'te.
Yeni çıkan ya da tekrar yayımlanan kitaplardan Sosyoloji Notları
dışında tüm Cemil Meriç külliyatını o yayına hazırladı. Belki
profesyonel iş hayatı, belki yurtdışında geçirdiği eğitim
dönemi, belki de görünmemek isteği sebebiyle onu pek tanımıyoruz.
Muhtemelen de tanıma fırsatımız olmayacak. Hâlbuki Cemil Meriç'in
bütün eserlerinin yeniden yayınının neredeyse tek sorumlusu
o. Yayınlarla ilgili bütün övgülerin ve yergilerin adresi
aynı zamanda. Cemil Meriç'in Ötüken'den çıkan bütün eserlerinin
İletişim'e geçmesinde onun etkili olduğu söylenir; söylenirken
de Ümit Meriç'ten daha farklı bir dünya görüşü olduğu vurgulanır
sanki.
Cemil Meriç'in 1974'te başlayıp yaklaşık 10 yıl sürecek olan
Ötüken Yayınları macerası noktalanıp eserlerinin yayın hakları
İletişim Yayınları'na geçtiğinde hemen bütün eserleri basılmaz.
Cemil Meriç'in vefatından sonra basılan Jurnal 1, Jurnal 2
peşi peşine çıktığında Cemil Meriç'in sivri diliyle eleştirdiği
kelli felli isimlerden dolayı büyük tartışma yaşansa da esas
şaşkınlığı muhafazakâr kitle yaşar; çünkü Ötüken'den alışık
oldukları Cemil Meriç gitmiş, yerine bambaşka bir Cemil Meriç
gelmiştir. Sevdikleri, takipçisi oldukları, 'fikrî önderleri'
Cemil Meriç'in geçmişi ile yüzleşmek kolay değildir.
Sadık muhafazakâr okurları, Meriç'in bütün eserlerinin yeniden
basımına Jurnal'lerle başlanmasıyla ilk şoku atlatır atlatmasına
ama yeni kitaplarda hep eski Cemil Meriç'i aramış ve farklı
Cemil Meriç portresinin çizilmeye çalışıldığının endişesini
taşımışlardır. Yeniden yayımlanan Cemil Meriç külliyatındaki
farklılıklar bu endişeyi pekiştirse de artık yapacak bir şey
yoktu; Cemil Meriç'in bütün yayın hakları resmî vârislerine
aitti. Jurnal'lerden sonra daha önce yayımlanmış eserler bir
bir basılırken bol dipnotlu ve hacmi bir hayli artmış yeni
baskı Cemil Meriç kitaplarına alışmak pek çokları için zor
olacaktı. Bu ilk başlarda dillendirilse bile, her şey gibi
bu konu da zamanın öğütücülüğüne terk edilir. Genç kuşaklar
ise Cemil Meriç mektebine bu koyu kahverengi kitaplarla yazılacaklar,
eskiyle karşılaştırma şansları da, uğraşları da olmayacaktı.
MÜDAHALE ETTİM…
Cemil Meriç okurlarıyla bir türlü buluşamayan Kırk Ambar 2'nin
gecikmesi ve ‘Bir Facianın Hikâyesi’nin çeyrek asırdır yeniden
basılmamasına dair Yeni Şafak'ta çıkan bir yazı ve Dücâne
Cündioğlu'nun yeni yayınlarda eskiye sadık kalınmadığını vurgulayan
makalesi dışında yakın zamanda kayda değer atıf yoktu konuya.
Kırk Ambar 2'nin iki hafta önce yayımlanmasıyla Bir Facianın
Hikâyesi'nin bu kitapta yer aldığı ve artık müstakil kitap
olmayacağının öğrenilmesi buruk bir sevinçle karşılanırken,
Mahmut Ali Meriç'in 'önsöz yerine'sini okuyanlar için eski
bir tartışma daha da alevlenerek yeniden başlamış oldu.
Mahmut Ali Meriç, önsözde yayına hazırlama süreci ile ilgili
ayrıntılı bir izahatta bulunuyor. Ayrıca Kırk Ambar 2'nin
gecikmesi ile ilgili İletişim Yayınları editörü Nihat Tuna'ya
gönderdiği mail'e yer veriyor. "Hep babamın yapmak isteyip
de zamansızlıktan ve çeşitli imkansızlıklardan dolayı yapamadığı,
eserlerinin sonraki baskılarına müdahale edebilme şansı olsaydı
yapmayı isteyebileceği eklemeleri, düzeltmeleri yapabilmek
arzusu, çabası. Doğru veya yanlış, önleyemediğim bir tür tutku,
bir tür sorumluluk duygusu diyebiliriz." Oğlu Cem Cemil'e
Kırk Ambar çalışmasını anlatıyor önsözde yer verdiği başka
bir mail'de. "…Babamla çalıştığım zamanlarda beraber okuduğumuz
bazı kitaplara yeniden göz atmak, bir kısmını beraber yazdığımız
bazı yazıları yeniden elden geçirmek, yani 80'li yıllara geri
dönmek, bir şekilde babamla beraber olmak; bu beraberlik sırasında
da babamın yazdıklarına eleştirel bir yaklaşımla yazılarda
bazı düzeltmeler yapmak, bazı ilavelerde bulunmak, bazı düzenlemelere
gitmek, yani aslında babamın yapmamı isteyeceğinden emin olduğum,
bundan pek de memnun kalacağını bildiğim çalışmaları yapmak
bayağı keyif veriyor bana."
Mahmut Ali Meriç yaptığı çalışmanın Fransızca'da "edition
refondue, revue et corrigee, annotee" gibi ibarelerle ifade
edilen bir uygulama olduğunu yazıyor. "…Esere bir tür müdahale
olarak da kabul edilebilir belki ama hem bir eseri baskıya
hazırlarken bu tür 'işleme' çalışmalarının oldukça yaygın
olduğunu hem de Cemil Meriç'in çok özel çalışma koşulları
nedeniyle yazdıklarının büyük çoğunluğunu yeniden yapılandırmak
ve gözden geçirmek gibi bir imkânı olamadığını hatırlatmak
isteriz." diyor. Diğer ifadelerinde anlaşılmasındaki kimi
güçlükleri bertaraf etmek ve geçen yarım asırlık süre içinde
konuyla ilgili yazılmış kitap ve/veya makalelerden yararlanarak
bir tür güncelleme yapmak da 'yayına hazırlığın' bir parçası
olduğunu yazıyor. Söz konusu önsözde son kitapta nerelerde
ne gibi müdahalelerde bulunduğunu açıklıkla ifade ediyor.
Mahmut Ali Meriç'in ifadeleri Cemil Meriç'in bütün eserlerinin
müdahaleye uğradığı iddiasını doğruladığı gibi kaçınılmaz
olarak hep böyle devam edeceği anlamına da geliyor.
YENİ BİR HÜVİYET
Konuyla ilgili kapısını çaldığımız ilk isim Mahmut Ali Meriç,
röportaj günümüze bir gün kala görüşmemizin süresiz ertelendiğini,
gerekli tüm açıklamanın 'önsözde' yer aldığını söyledi bize.
Eski ve yeni kitapların karşılaştırmasını yapmak için Bir
Facianın Hikâyesi'nin ilk baskısını değilse de Kırk Ambar'ın
ilk baskısını elde ediyoruz. Ötüken Yayınları'ndan çıkan ilk
baskının yarısı İletişim Yayınları'ndan Kırk Ambar olarak
çıkmış, diğer yarısı ancak 26 yıl sonra Kırk Ambar 2'nin içinde
yer almıştı. İki metni karşılaştırdığımızda doğal bir yayıncılık
çalışması sonucu 'tashih' yapıldığını görmekle birlikte bazı
cümlelerin çıkarıldığını bazen de uzun 'devam metinleri'nin
eklendiğini görüyoruz. Aslında bu sürpriz değildi; önsözde
hangi metnin nereye yerleştirildiği, en azında bir kısmı açıkça
ifade edilmişti. Dolayısıyla ne Kırk Ambar'ların yeni ve eski
basımlarının karşılaştırılmasına, ne de başka bir örnek olarak
ele aldığımız Bir Dünyanın Eşiğinde'nin yeni ve eski baskılarındaki
farklılıkların izahına gerek vardı. Zaten bazı müdahale ve
düzenlemelerin yapıldığı açıkça ifade edilmiş, bize de bu
yapılan işlemi diğer Cemil Meriç 'yakınları'yla konuşmak kalmıştı.
Halil Açıkgöz, İstanbul Üniversitesi hocalarından. Cemil Meriç'in
8 yıl sekreterliğini yapmış, ayrıca "Cemil Meriç İle Sohbetler"
adında yayımlanmış bir kitabı var. Açıkgöz'e göre Mahmut Ali
Meriç'in yaptığı, babasının eserlerini bugün yeniden okunur
hale getirme çabasıdır ve önemli bir emek mahsulü olduğu için
de takdir edilmelidir: "Tek kelimeyle, müdahale etmeğe hakkı
var; Metin meydana çıktığı anda başlı başına müstakil bir
şahsiyet hüviyetine kavuşur. Bu her türlü müdahaleye yani
anlamaya, anlamlandırmaya, çözümlemeye, etik ve kanuni haklar
içerisinde kullanılmaya, müdahaleye açık olmak demektir."
Açıkgöz'e göre Cemil Meriç sadece başkalarına değil, kendisine
karşı da çok acımasızca müdahale ederdi: "O da müdahaleciydi.
Eserlerin nasıl yayımlanacağı konusundaki hak çocuklarına
sülben gelir veya yetki verilirse başkaları da bunu yapabilir.
Çocukları, babalarının yeni bir hüviyetle, yeni bir görünüşle
ortaya çıkmasını istiyor ve buna hakları var." Açıkgöz müdahaleyi
en geniş anlamıyla dile getiriyor, kapağını, kâğıdını değiştirmek
de müdahaledir ama bizim konumuz içerikle ilgili. Herkes yaptığı
alıntılarla, yazdığı kitapla Cemil Meriç'e müdahale etmektedir
zaten. "Babası adına cümle, paragraf bazında bölümlerin yerlerini
değiştirerek, cümle çıkararak, kendi yorumunu katarak kapağını,
kâğıdının kalitesini değiştirerek, her türlü eseri yeniden
düzenleme hakkına da sahip, çünkü birinci dereceden kanunî
mirasçısı. Ve ayrıca eklemelerle çıkarmalarla babasının entelektüel
mirasına da dahil oluyor."
Açıkgöz'e göre bir yazarı yazdığı yıllara ve yayımladığı kitap
hacimlerine hapsetmeye hakkımız yok. Aslında yapılan şeyin
pek de tanıdık olan 'şerh' kültürüyle de alâkası vardır. "
Son müellif şerhlerde araya girer, birkaç cümle kor, birkaç
cümle çıkartır, reddeder tartışır, o eserin aslıyla münakaşa
eder. Burada da ifadelerinden (Kırk Ambar 2'nin önsüzü) anlaşılıyor
ki, oğlu Cemil Meriç'e yeniden kavuşuyor, bir entelektüel
olarak yeniden onu hazmediyor. Bu arada elbette takdir ettiği,
katılmadığı yerler olacak. Mahmut Ali Meriç'in önsözde de
belirttiği gibi bu Batı'da da var. Buna en geniş terimiyle
metinler arasılık diyoruz biz edebiyat biliminde."
‘KÜLLİYAT KAOSA DÖNÜŞTÜ’
Sağlığında Cemil Meriç'le görüşen, ilgisini kitaplarının sıkı
takipçisi olmakla sınırlamayıp "Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil
Meriç" adında kitap yazan Mustafa Armağan yapılan müdahaleye
karşı çıkanlardan: "Metinler üzerinde yapılan keyfe keder
değişikler, hattâ özensizlikler var ki, affedilir cinsten
değil." Armağan'a göre Mahmut Ali Bey'in müdahale tutkusu
külliyatı giderek içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürdü. Bu
müdahalede ideolojik bir tutum da söz konusu. "Babasını 'sağcı'
ve 'İslamcı' göstermemek anlaşılır bir çabadır. Ancak bunu,
onun eserleri üzerinde oynayarak ve bu işi bir tutku haline
getirerek değil, ayrı kitaplar yazarak yapsa daha hayırlı
bir işe imza atmış olurdu Sayın Mahmut Ali Meriç."
Dücane Cündioğlu, ilgili köşe yazılarında Mahmut Ali Meriç'in
dipnotlarda verdiği metinlerin yer değişiklikleri ve değiştirmelerle
ilgili bilgileri alt alta verdikten sonra hüküm cümlesini
şöyle kuruyor: "Bu müdahaleleri, ticarî açıdan bilemeyiz ama
ilmen kesinlikle doğru bulmadığımızı belirtmeliyiz. Müdahalelerin
bir ölçüsü, bir sınırı olmadığından, Cemil Meriç'in kitaplarının
-eğer hâlâ kaldıysa- ciddi okurları açısından içinden çıkılması
fevkalade müşkil bir labirente dönüşmüş olduğu muhakkaktır.
Ve bu, tek kelimeyle teessüf verici bir hadisedir." Aldığımız
bilgilere göre Cündioğlu'nun Cemil Meriç yazısı iki köşe yazısıyla
sınırlı kalmayacak, yakında 6 kitaplık bir Celil Meriç monografisi
yayımlanacak.
SINIRLI MÜDAHALE YAPILABİLİR
Son günlerde kendisiyle yapılan nehir söyleşi kitabıyla bir
hayli gündemde olan Hilmi Yavuz, Kırk Ambar 2'yi halihazırda
daha görmediği için önsözde ifade edilenlere ilişkin yorum
yapmak istemiyor. Ancak ona göre bazı özel durumlarda ve sınırlı
ölçeklerde müdahalede bulunulabilinir. "İlginç bir tesadüf.
Bundan on küsur yıl kadar önce, rahmetli hoca'nın 'Jurnal'leri
yayımlandığında, Tüyap Kitap Fuarı zamanıydı, sevgili Mahmut
Ali'yle karşılaşmış ve ona 'Jurnal'de adı geçen bazı kişiler
(Yaşar Kemal, Tahsin Yücel vd.) hakkında yazılmış bölümleri
yayına hazırlarken, niçin müdahalede bulunmadığını sormuştum.
Nedeni şuydu: Cemil hoca, bu 'Jurnal'leri yayımlanmak üzere
yazmamıştı ve adı geçen kişiler konusundaki düşüncelerini
çok sert, çok ağır ve neredeyse hakaretamiz bir üslupla dile
getiriyordu. Dolayısıyla, bana göre elbet, bu adların açık
biçimde yazılması yerine, ad ve soyadın baş harflerinin kullanılması
daha doğru olacaktı! Böylece kimin kastedildiği müphem kalabilecekti."
Hilmi Yavuz önerisinin Mahmut Ali Bey tarafından nasıl karşılandığını
hatırlamamakla birlikte müdahale edilebilecek özel şartların
olduğuna dikkat çekiyor: "Daha önce yayımlanmamış bir metinse
('Jurnal' gibi!) yazar o metni yayımlanmak amacıyla yazmamışsa;
ve elbette metin hem yazarı hem de başkalarını örseleyecek
ibareler içeriyorsa…"
CEMİL MERİÇ’E BU YAPILIR MI?
Cemil Meriç'e yakınlığı ile bilinen kurucusu olduğu Kapadokya
Üniversitesi'nin etkinlikleri sırasında yakaladığımız Alev
Alatlı yeni Meriç'in çıkan kitaplarına pek iltifat etmediğini,
eski külliyatın kendisine yettiğini söylerken düzeltme çalışmalarını
sert bir üslupla eleştiriyor: "Bir eser yayımlandıktan sonra
hiç kimsenin, oğlu da olsa asistanı da olsa müdahale etme
hakkı yoktur, hele ölümünden sonra külliyatın düzeltilmesi
küstahlıktır. Cemil Meriç kıratında bir adam için bu hiç yapılamaz.
Cemil Meriç bir şeyi onaylamış, basılmasına izin vermişse
onu o halde bırakmak gerekir. Kalkıp Rafael'in veya Picasso'nun
bir tablosunu aslında böyle yapmak istememişti diye değiştirip
düzeltmeye kalkmaya benzer bu."
Cemil Meriç’in başka yayınevlerinden çıkmış birkaç kitabı
olsa da, Cemil Meriç Külliyatı'nın yayın hikâyesi Ötüken ve
İletişim'le sınırlı. Eski ve yeni yayınevlerinin konuya ilişkin
görüşleri nedir? İletişim Yayınları'nın açıklamasına göre,
Mahmut Ali Bey, babası Cemil Meriç'in 'bütün eserleri'ni yayına
hazırlarken, bugüne dek örneği pek görülmeyen, takdire şayan
bir editörlük katkısında bulundu. "Kaldı ki, Mahmut Ali Bey
sağlığında da babasının editörlüğünü yapmıştır; gözü olup
kitap okumuş, eli olup kitaplarını kaleme almıştır. Mahmut
Ali Bey'in bu sıra dışı emeği, Cemil Meriç 'okumuşlara' düşünce
sistematiğinin evrimini ve tefekkür dünyasının enginliğini
görme imkânı sağladığı gibi, 'yeni okurlara', Cemil Meriç'i
yeni/yeniden keşfedenlere de önemli bir hizmet olarak kabul
edilmelidir."
Cemil Meriç'in ilk kitaplarını kamuoyuna duyuran Ötüken Yayınevi
adına açıklama yapan yayınevi editörü Erol Kılınç ise kamuoyunun
değerlendirmesine saygılı olduğunu söylüyor: "Cemil Meriç
Türkiye'de unutturulmuştur. Bugünkü Cemil Meriç 20 yıl önce
Türkiye'nin duyduğu, okuduğu, etkilendiği Cemil Meriç olmaktan
çıkmıştır."
Son söz Cemil Meriç'in kızı Ümit Meriç'te. Ümit Hanım, İletişim
Yayınları'ndan çıkan 10 kitaptan sadece Sosyoloji Notları
ve Konferansları (1993) yayına hazırladı. Dolayısıyla o eleştirilen
ya da övülen makamında değil. Ağabeyi Mahmut Ali Bey'in yaptığı
çalışmayı değerlendiren, babası Cemil Meriç'i herkesten daha
yakın tanıyan biri olarak onu dinlemeliyiz belki. Ümit Meriç
"Babam yaşasaydı bundan daha farklı bir metin ortaya çıkmayacaktı"
diyerek ağabeyine tam destek verdiği gibi, gösterdiği titiz
ve alicenap tavrından dolayı teşekkür ediyor.
ÜMİT MERİÇ: BİZ DE ONUN ESERİYDİK…
On yıllık bir aradan sonra Cemil Meriç'in okurlarına okurlarının
da Cemil Meriç'e kavuşmasından çok büyük bir sevinç duyuyorum.
Külliyatın tamamlanması için iki eserin daha (Işık Doğudan
Gelir ve Kültürden İrfana) basılması gerekiyor. Böylece ülke
okurumuz 12 cild halinde Cemil Meriç'in bütün eserlerini kucaklamış
olacak. Ağabeyim Mahmut Ali Meriç, eserleri yeniden yayına
hazırladı. Ona gösterdiği bu titiz çaba adına teşekkür ediyorum.
Babamın da ölümünden sonra oğlunun eserlerine göstermiş olduğu
dikkat dolayısıyla memnun olduğunu hissediyorum.
Kırk Ambar'ın ve daha önce çıkmış olan eserlerin eski baskılarıyla
yeni baskıları arasındaki farka gelince. Az da olsa bazı Cemil
Meriç okurlarından itiraz gelebileceğini biliyorum. Bu itirazı
yapanlara şu hakikati hatırlatmak isterim. Cemil Meriç çok
çalışkan ve çok ciddi bir yazardır. Bir makalenin onun daktilosundaki
ilk şekliyle son şekli arasındaki farkı görenler şaşırabilirler.
Zira Cemil Meriç aynı metin üzerinde defalarca oynar, bazı
yerleri çıkarır, bazı şeyler ekler, sonra onların bir kısmını
tekrar silip sonunda bazen ilkiyle alakası kalmayan bir metin
ortaya çıkarır. Bu değişiklikleri yaparken, kendisiyle çalışmayı
bir vazife şuuru içinde gerçekleştiren sekreterlerinin ikazlarına
sonuna kadar açıktır.
Biz de onun eserleriydik, onun tezgâhından geçmiş, onun problemlerini
kendi problemlerimiz yapmış, onun üslubunun içinde biz de
erimiştik. Bu bakımdan ben ağabeyimin yapmış olduğu Kırk Ambar
çalışmasının Cemil Meriç'in rızasına tamamen uygun olduğu
kanaatindeyim. Ağabeyime bütün vaktini babasının eserlerine
hasrederek Cemil Meriç okuruna daha da itinayla hazırlanmış
bir külliyat sunduğundan dolayı teşekkür ediyorum. Keşke hepimiz
ecdadımızın mirasını bu kadar saygı ve sevgiyle zenginleştirerek
muhafaza edebilsek ve o güzellikler içinde devredebilsek.
Babam yaşasaydı bundan daha farklı bir metin ortaya çıkmayacaktı.
Bundan Ümit Meriç olduğuma emin olduğum kadar eminim.
MUSTAFA ARMAĞAN: VARİSLERİNDE OLAN TELİF HAKKIDIR, TEVİL DEĞİL!
Ötüken'in ilk yayımından tam 26 yıl sonra 2. baskısı tamamlanan
Cemil Meriç'in Kırk Ambar'ını tanımakta epeyce güçlük çektim.
Yalnız başta kitaplara gönderilen veya alınan bölümlerden
söz etmiyorum. Bir de metinler üzerinde yapılan keyfe keder
değişiklikler, hattâ özensizlikler var ki, affedilir cinsten
değil. Cemil Meriç'in oğlu Mahmut Ali Bey, metinler üzerindeki
bu değişiklik işinin kendisinde neredeyse bir 'tutku'ya dönüştüğünden
söz etmiş. Tehlikeli bir tutku olsa gerek. Zira müdahaleleri,
giderek içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürüyor külliyatı.
Artık işiniz yoksa bu tahrişatı izale etmeye çalışın sayfalardan.
Bakın ne ilginç şeyler dönüyor Kırk Ambar'da. (Karşılaştırma
için Ötüken'in 1980 baskısıyla İletişim'in 1998 baskısını
(cilt 1) kullanıyorum.)
1) Redaksiyon ve tashih hataları: Mesela İletişim baskısı
s. 330'da Lucien Goldmann'dan aktarılan pasajda ilk baskıda
var olan 3 kelime tamamen atlanmış. Sayfa 332'nin son paragrafında
"Telemak tercümesinin dinine gelince" ifadesindeki "dinine"
kelimesi "diline" olacak. Mahmut Ali Bey'in beğenmediği ilk
baskıda bile bu kadar fahiş tashih hataları yoktur. Sayfa
345'te sfenks manasında kullanılan "ebülhevî" kelimesi yanlış
yazılmış, doğrusu Ebulhevl olacak, vs.
2) İlk baskıda bulunup da düzeltilmeyen hatalar: Malum, Cemil
Meriç son kitaplarını dikte ediyordu, yani bunlar tam anlamıyla
onun elinden çıkmış tam bir "metin" olarak değerlendirilemez.
Bu yüzden mevcut kitapları bir uzman grubu tarafından (kesinlikle
tek kişi değil) okunup gerekli düzeltmeler yapılmalıdır. Mesela
Yaşar Kemal'i eleştirdiği "Demirciler Çarşısı Cinayeti" başlıklı
yazısında (Ö 211; İ 352) "Ne bu karalama tomarının, ne de
Yusufcuk Yusuf'un romanla en uzak bir münasebeti var" ifadesindeki
hata gözden kaçacak gibi değildir. Burada "en uzak" yerine
"en ufak" demiş, lakin yazdırdığı kişinin kelimeyi yanlış
anlaması hataya sebebiyet vermiş olmalıdır. Benzer bir hata,
Sosyoloji Notları ve Konferansları'nda göze çarpar. Burada
İngiliz nesrinin ilk örneği olarak Nüfus adlı kitap zikredilir.
Oysa bu kitabın adı Eupheus'dur! (s. 357)
3) Cemil Meriç'ten kaynaklanan bilgi ve yazım hataları yeni
baskılarda devam ettirilmektedir. Mesela Kırk Ambar'da Mustafa
Nihat Özön'ün Türkçede Hikâye ve Roman adlı kitabından söz
ediyor ama ilk baskısı 1936'da yapılan bu kitabın ismi, sadece
Türkçede Roman'dır. Ayrıca Sosyoloji Notları'ndaki (s. 322)
"Vankulu, Sahhah lûgatını Türkçe'ye çevirir..." ifadesinde
geçen "Sahhah", Ebu Nasr İsmail el-Cevherî'nin kısaca Sıhâh
diye bilinen sözlüğünün Türkçe tercümesidir ve çevirinin ismi
Tercümetü's-Sıhâhu'l-Cevherî'dir. (Bkz. "Cevherî" mad., DİA,
c. 7, s. 459.)
4) Asıl tehlikelisi, Meriç'in metinlerine yapılan keyfi müdahalelerdir.
Mesela Kırk Anbar'ın yeni basımında objektivite kelimesi nesnellik,
sübjektivite kelimesi de öznellik diye değiştirilmiştir. Kemmiyet,
nicelik olmuştur. Hattâ sayfa 199'da kemmî kelimesi, niceliksel
değil, nicesel yapılmıştır ki, kelimeleri kuyumcu titizliğiyle
kullanan Cemil Meriç'in öfkesini yangına dönüştürebilirdi.
Velhasıl, Cemil Meriç külliyatı bir türlü olmuyor, olamıyor.
Babasını "sağcı" ve "İslamcı" göstermemek anlaşılır bir çabadır.
Ancak bunu onun eserleri üzerinde oynayarak ve bu işi bir
tutku haline getirerek değil, ayrı kitaplar yazarak yapsa
daha hayırlı bir işe imza atmış olurdu sayın Mahmut Ali Meriç.
Zira bu külliyat hepimizin. Ailesi ancak onun 'telif hakkı'na
sahip olabilir, "tevil" hakkına değil. Boynumuzun borcu olan
şey, bir yeniden inşaya girişmeden önce, mevcut eserlerin
eli yüzü düzgün baskılarını yapabilmekten ibarettir...
(Katkıda Bulunan: Kadir Filiz)
|