Umrandan uygarlığa,
çağdaş uygarlık düzeyinden medeniyetlerin
ölümüne, Osmanlı devlet adamlarından büyük
siyasi eserlere kanat açan geniş soluklu ve güncel
bir yapıt:"Zirvelerle uçurumlar arasında bir
diyalog, acıların ve ümitlerin kitabı,
bir devrin, daha doğrusu bir medeniyetin muhakemesi...
göz karartıcı bir düşüşüngrafiği."(C.Meriç)
Cemil Meriç, "üç insan değil üç remiz" olarak nitelendirdiği,
Ibn Haldun, Machivelli ve Hobbes`i sıra dışı,
keskin ve akıcı uslubuyla tek bir cilt altında
özetliyor. Siyasi terminolojinin belli başlı referansları;
medeniyet, kültür, ideoloji gibi hiç eskimeyen kavramları
tarihin ve aklın süzgecinden geçirdikten sonra sözünü, Guernasay`dan
tercüme ettiği bir şiir ile noktalıyor...
Umrandan Uygarlığa
Kitabından Örnekler
Umrandan Uygarlığa
Türker Tekten
Kaynaklarından kopan bir intelijansiyanın kaderi,
bir mefhum hercümerci içinde boğulmak. Umrandan habersizdik,
medeniyete de ısınamadık. İnsanlığın
tekamül vetiresini ifade için kendimize layık bir kelime
bulduk: uygarlık. Mazisiz, musîkisiz bir hilkat garibesi.
Cemil Meriç
Umran, tarihi ve insanı bir bütün olarak ifade eden kelime,
bir kavmin yaptıklarının ve yarattıklarının
bütünü, Mukaddime yazarı İbn Haldun tarafından
sosyolojinin temelleri atılırken kullanılmış.
Umrandan
Uygarlığa kitabını okurken üstadın engin
analiz yeteneğini keşfedecek ve düşünce sınırlarınızın
zorlandığını hissedeceksiniz. Günümüzde tarihin
hiç bir aşamasında olmadığı kadar hızlı
tekamül eden sosyolojik değişimleri kavramada yardımcı
olacak olağanüstü bir kitabı ellerinizde tuttuğunuzu
çok geçmeden farkedeceksiniz.
Kitap, eski Yunanın bir mit halini almış olan
mirasının eleştirisiyle başlar, Meriç tek
cümlede öldürücü darbeyi vurmuştur: İnsanlık,
en rezil çocuğuna düşkün çılgın bir anne.
Medeniyetlerin ölümünü anlatırken ise Yunanın tarihi
misyonu olarak güzeli yarattığından bahisle hakkını
teslim eder. Çok çarpıcı olan bu girişten sonra
okur kendisine yaşamı boyunca sunulmuş bazı
kavramlarla hesaplaşmaya hazırdır.
Sırada üstadı yarı aç, yarı sarhoş bırakan
Atilla İlhandan bir hatıra vardır: Genç bir ozan
hatırlıyorum. Yumruğunu göğsüne vura vura
Ben, demişti, Türk olmak istemiyorum. Çevremde gördüğüm
her şey kızgın bir demir dehşetiyle etime
yapışıyor. Sanatımla ve duygulanma gücümle
başka ve Batılı bir ortama aidim ben;
Ne kadar da tanıdık geliyor değil mi? Hele ki ulaşılabilecek
tek güzelin Avrupa Birliği olduğu, bir takım tarihi
fırsatlar kaçarsa insanlık hafızasından silinecek
bir toplum olduğumuz tehditlerinin ayyuka çıktığı
şu günlerde. Bundan sonra uzunca küstah Avrupa, hayalperest
Tanzimat, medeniyet ve kültür konuları işlenir. Üstad
güçlü bir yorumcu ve sabırlı bir kütüphaneci kimliğiyle
kelimelerin ardındaki sırları ifşa etmeye
başlamıştır. Okur üstadın cümlelerine
çoktan aşık olmuştur: Çağdaş Avrupalı,
ya ümitsizlik, ya iman diyor. Başka yol yok. Zavallı
büyücü çırağı, uyanışın biraz geç
olmadı mı?
Medeniyetlerin ölümü bölümünde seçilen zirve kaçınılmaz
olarak Nazizmdir. Avrupa hastadır, hürriyet, sonraki nesillerin
kullanımına bırakılmış bir lükstür;
haydutlardan korunabilmek için en azgını ile anlaşmaktan
başka çare kalmamıştır, masum Avrupa
günah keçileri Hitler ve Mussolini yi bulmuş ve rahat bir
nefes alabilmiştir.
Artık üstad, Araftakiler bölümüyle her iştihaya açık
bir miri malı olan Mukaddime ve yazarının kutsanmasına
hazırdır. İbn Haldun sosyolojik analizleriyle medeniyet
tarihini anlamakta dev bir adım atmaktadır, eserinin
yüzyıllar boyu sürecek bir sessizliğe gömüleceğinden
habersiz. Politikacının sırlarını ifşa
etmekten başka günahı olmayan Machiavelli, mutlak iktidarı
savunan Hobbes, insan davranışlarının sebeplerini
araştıran Weber, ideoloji ve Marx eşsiz bir üslup
tadıyla yapılan gezintinin diğer duraklarıdır.
Üstad kitabı Victor Hugonun Asırların Efendisi
adlı destan-eserinin ilk parçası olan Guernasayın
çevirisiyle bitirir : Maziden, uçurumdan, karanlık esere
intikal eden nedir? Soluk bir takım izler..