Umrandan uygarlığa,
çağdaş uygarlık düzeyinden medeniyetlerin
ölümüne, Osmanlı devlet adamlarından büyük
siyasi eserlere kanat açan geniş soluklu ve güncel
bir yapıt:"Zirvelerle uçurumlar arasında bir
diyalog, acıların ve ümitlerin kitabı,
bir devrin, daha doğrusu bir medeniyetin muhakemesi...
göz karartıcı bir düşüşüngrafiği."(C.Meriç)
Cemil Meriç, "üç insan değil üç remiz" olarak nitelendirdiği,
Ibn Haldun, Machivelli ve Hobbes`i sıra dışı,
keskin ve akıcı uslubuyla tek bir cilt altında
özetliyor. Siyasi terminolojinin belli başlı referansları;
medeniyet, kültür, ideoloji gibi hiç eskimeyen kavramları
tarihin ve aklın süzgecinden geçirdikten sonra sözünü, Guernasay`dan
tercüme ettiği bir şiir ile noktalıyor...
Umrandan Uygarlığa
Kitabından Örnekler
Umrandan Uygarlığa
Kitabından Seçmeler
Bütün Kur'an'ları yaksak, bütün camileri yıksak,
Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı,
yani, İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!
***
Zavallı Türk aydını... Batılı dostları
alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır.
Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını
takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır.
***
"Çağdaşlaşmayla batılılaşma
arasındaki fark" ne demek? Batılılaşma miti
eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye, daha doğrusu
aynı nâzenin taze bir makyajla arz-ı endâm etti: çağdaşlaşma.
Intelijansiyamızın uğrunda şampanya şişeleri
patlattığı bu ihtiyar kahpe, Tanzimat'tan beri
tanıdığımız Batı'nin son tecellisi.
Çağdaşlaşma, karanlık, kaypak, rezil bir kavram.
Rezil, çünkü tehlikesiz, masum, tarafsız bir görünüşü
var. Çağdaşlaşmanın kıstası ne?
Hippilik mi, bürokrasi
mi, atom bombası imal etme gücü mü... Çağdaşlaşmak,
elbette ki Avrupalılaşmaktır. Avrupalılaşmak,
yani yok olmak. Avrupa bizi çağdaş ilan etti, Avrupa,
daha doğrusu onun yerli simsarları. Zira apayrı
bir medeniyetin çocuklarıyız, düşman bir medeniyetin,
bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok
daha insanca bir medeniyetin. İki yüzyıldır bir
anakronizm'in utancı içindeyiz, sözüm ona bir anakronizm.
Bu 'çağdışı' ithamı, ithamların
en alçakçası ve en abesi. Haykıramadık ki, aynı
çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık,
neden Hıristiyan ve kapitalist Batı'nın abeslerine
perestiş olsun? Fani ve mahalli abesler. Bu, kendi derisinden
çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köleliğe peşin
peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık
masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi,
LSD gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir.
Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı
da asrîleşmektir, asrîleşmek yani maskaralaşmak,
gavurlaşmak.
***
Avrupalının yazdığı tarih, Hıristiyan
Avrupanın gururunu okşayacak bir masallar yığınıdır.
***
Tunus'un düşünce tarihinde iki ad: Ibn Haldun, Hayreddin.
Biri cihanşümul bir zekâ, İslâm irfanının
son muhteşem fecri. Öteki geniş ufuklu bir devlet adamı,
içtimaî ehramın en alt basamağından zirvelere tırmanmış.
İkisi de mağlup ve muzdarip, ikisi de yalnız. İkisinin
de meşhur olan: Mukaddime'leri. Ibn Haldun, tarihle pençelesen
bir dev. Hayreddin, tarihin ifşalarına kulak kabartan
bir dinleyici. Benzeyen tarafları: ciddiyet, samimiyet, tecrübe.
***
Kanunların iki kaynağı vardı Hayreddin'e göre:
akıl ve vahiy. Akıl, insanlığın ortak
malıydı; adaletle hürriyet, aklın iki temel prensibi.
İslâm dünyası adaletle hürriyeti baş tacı
ettiği müddetçe yükselmiş, Hıristiyan dünya bu
temel değerlere ihanet ettiği için karanlıklarda
kalmıştı.
***
"Filozofların aydınlatmadığı toplumu,
şarlatanlar aldatır...".
***
Batıda ıslah korumak içindir, bizde yok etmek için.
Batı perestişkârları, kitapta gördükleri her hastalığın
kendilerinde de olduğunu vehmeden, toy tip öğrencilerine
benzerler. Kucağında yaşadıkları toplumu
sıhhate kavuşturmak için kitaba sarılır, onu
hayali hastalıklarla donatır.
***
Bir Hint bilgesi, "Hatâdan hakikate geçilmez, diyor, bir hakikatten
başka bir hakikate geçilir".
***
İslâm medeniyeti bir bütündür. Bu büyük terkibi yalnız
Arabın eseri imiş gibi göstermek ya Araba dalkavukluk,
ya misli görülmemiş bir gaflettir. Farabi İslâmdır,
İbn Sina İslâmdır, Arap değil. O ummana karışan
en büyük ırmak: Türk.
***
Bizim "Büyük İslâm Birliğinin kurucusu olarak selâmladığımız
Efgani'nin Fransa'daki dostu Hıristiyan Halil Ganem'dir.
Sultan Abdülhamid hanın hasm-ı biamânı Ganem.
Renan, Efgani'yi bir masal kahramanı olarak değil, gerçek
kişiliği ile yani dinsiz, bir "libre penseur" olarak
tanımaktadır.
***
Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden
gitmemiş. Düşmanları dost, dostları düşman
olarak tanımış. Peygamber'in adını anmağa
cesaret edemeyen bir Efgani'yi (Cemaleddin Efgani) Peygamber kadar
saygıya layık görmüş.
***
Kişilere ferman dinleten: iktisadın şuursuz kanunları.
***
Reklamın göklere çıkardığı ülkü: israf.
***
Tabiat şimdiden mezbeleleşti. Bu insicamsız şehirleşme
insanı da mahvedecek.
***
Kutsal kâr ekonomisine dokunacak her tedbir peşinen yasak...
***
Altın çağ ne zaman sona erdi, bilen yok. Üstureler ezelden
beri karamsar: şairler ezelden beri ümitsiz. Tevrat da, Upanişatlar
gibi korkunç kehanetlerle dolu. Mâzide tufan, istikbalde kıyamet
ve dünya bir gözyaşı vadisi, bir vehim, bir rüya.
***
Nihayet "homo ekonomicus"un yani burjuvazinin hakimiyeti, Tanrıya
ve mukaddes'e açılan savaş. Tek mabet: banka, tek mabut:
altın buzağı. Hürriyetin ve gururun sarhoşluğu.
Fetihler, fetihler.
***
Batı Avrupa yüz milyonlarca nüfuslu bir şehir. Bütün
diğer ülkeler, bu şehrin banliyösü. Görevleri: dev şehrin
sanayi mamullerini alıp, ona hammadde hazırlamak. Sombardt,
bir buçuk asırdan beri Batı Avrupa ile Amerika'da olup
bitenlere akıl erdirmek için şeytana inanmak lazım
diyor. Bizi gökten koparıp, maddenin esaretine sokan o.
***
Çağdaş Avrupalı, ya ümitsizlik, ya iman diyor.
Başka yol yok. Zavallı büyücü çırağı,
uyanışın biraz geç olmadı mı?
***
Fazilet cinayetin suç ortağı, ilim yıkıcılığın
emrinde, idealizm yalancı, realizm hayâsız. Ey ilim,
ey vazife! Demek siz de şüpheliydiniz. Sonra şair avunmağa
çalışıyor: "belki her şeyi kaybetmedik, ama
her şeyin kaybedilebileceğini anladık. Avrupanın
belkemiğinde korkunç bir rase dolaştı. Kendini
tanımıyordu artık, kendine benzemiyordu ki... Şuurunu
kaybetmemek için kitaba hatıralara sarıldı... Gerçekle
kâbus arasında rakseden bir tecessüs bu. Avrupa, "kapana
tutulan fare"nin telâşı içindedir. İlim, haysiyetini
kaybetti, ahlaktan söz etmeğe hakkı yok artık.
İdealizm öylesine yaralı; gerçeklik deyince sayısız
günahlar. sayısız günahlar, sayısız cinayetler
geliyor akla. Hem hırs suçlu, hem feragat. Salip sahiple,
hilâl hilâlle boğaz boğaza.
***
İbn Haldun(1332-1406), Ortaçağın karanlık
gecesinde muhteşem ve münzevî bir yıldız; ne öncüsü
var, ne devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan
bir fecir, girdapları, mağaraları, zirveleriyle.
***
Oysa demokrasilerde... Ahlâksız veya açgözlü bir hükümet
için ihanet, namussuzluk, iç savaş, halkın refahından
çok daha kârlıdır bazen. Kralların gözdeleri varmış,
demokrasilerin yok mu? Elbette var, hem de çok daha kalabalık,
çok daha pahalı.
***
Hasta ile sıhhatli adam arasındaki fark şu: hastanın
başlıca kaygısı kendi varlığıdır;
sıhhatli adam dış dünyayla uğraşır...
***
Dil musikidir... Musikilerin en mânâlısı, en az müphemi,
ama musiki. Her kelime, bir kelimeler dünyasının anahtarıdır;
meçhule açılan bir kapı, her kelime. Meçhule, yani rüyalara,
hatıralara, anlatılmayanlara, anlatılamayacaklara.
Mağaralarından süzülür şuur-altının,
şuurun yedi kat göğünden dökülür. Kelime küfür, kelime
dua, kelime büyü. Zihnin bu esrarlı meyvesini asırlar
besler, asırlar olgunlaştırır.
***
Son yıllarda garip bir mahlûk türedi Türkiye'mizde. Tek sahife
tarih okumadan milletin mâzisini keşf, hâlini tasvir, istikbalini
tanzim eden bir âllame türü... Hafızamızı kaybettik.
Hafızamızı, yani şuurumuzu...