
Bu eser Cemil Meriçin 1965den 1969a kadar Istanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencileri
ile yaptığı derslerle, 1974 sonrası
verdiği bazı konferansların notlarından
oluşmaktadır.
Notları tutan (o zamanlar 20 yaşındaki)
kızı Ümit Meriçtir. Bu sebeple metine konuşma
üslûbunun hâkim olmasıyla birlikte, notlar konuşan
Cemil Hocanın söylediklerinin tamamını
içermemekte, ancak gürül gürül akan bir dereden genç
bir kızın destisine doldurabileceği
kadarını teşkil etmektedir...
Kitaptan
Örnekler
Kültür ve Medeniyet(Kubbealtı Konferansı)
Dünya görüşleri asırların potasında kaynaşır.
Bütün sanat ve fikir eserlerine ilham kaynağı olur.
Bizim bütün, aşılmaz, ebedi bir dünya görüşümüz
vardı. İnsanın bütününü kucaklıyordu İslam.
Batı'nın dünya görüşleri ise birer sınıfın
dünya görüsüydü. Yani birer ideoloji idi. Hristiyanlık bize
tesir etmedi. Liberalizm Machievelli'nin "gaye vasıtaları
meşru kılar" görüşünde billurlaşmıştı.
Ona da yabancı kaldık. Bütünden rastgele parçalar iktibas
ettik. Nihayet sosyalizme karşı tamamen aciz kaldık.
Sosyalizm Batı'nın son buluşu idi. Bütün beşeriyeti
bağrına basacak bir ümitler bütünü idi.
Kendisine tarih olarak ecdada hakaret öğretilmiş,
badbaht ve hafızasız bir neslin sosyalizme teslim olmaması
beklenemezdi. Ruh anomisi içinde olan gençlik, harabeler içinde
doğdu. Nereye gidecekti? Ali Suavi'den Ziya Gökalp'e kadar
hepsi Osmanlı'yı silmek istedi. 700 yıl zaferden
zafere koşan ve insana haysiyeti öğreten bir medeniyeti,
bir barbarlar medeniyeti olarak görmeye başladık. Maziye
hürmet, irticaların en büyüğü olarak takdim edildi.
Babalarımız budala idi, dedelerimiz mecnun. Avrupa'nın
bize sunduğu yalanlar, içtimai hayatımıza intibak
etmeyecek olan yalanlardı. Aslımızdan kopmuş,
perişan ve muzdarip bir kitle idik. Sosyalizm, Avrupalılaşma'nın
son perdesidir. Sosyalizm zehri, büsbütün faydasız olmadı.
Batı düşüncesi yekpare bir bütün değildi. Bati
ideolojileri birer yalandı. Hiçbir hakikat kendi insanımız
tarafından söylenince itibar kazanmaz. Ama sosyalizmle anladık
ki içtimai ilimlerde coğrafya ve tarihi kucaklayan bir doğruluk
yoktur. İçtimai bir sınıfın meşruluğunu
isbat için tarih sahnesine çıkmış yalanlardır
içtimai ilimler. Sosyalizm bize bu yalanları isbat ve şüphe
ile hareket etmemiz gerektiğini telkin etmiştir. Ama
çok sinirli kalmıştır bu uyanış. Avrupa
karşısında aşağılık duygusu
duyan geniş gençlik, kendini yine de kapıp koyuverdi.
Bugünkü Avrupa Medeniyeti kendine aşıktır. Avrupa'dan
gelen her düşünceye karşı büyük bir şüphe
ile bakmak ve kendi irfan hazinelerimize dönmek mecburiyetinde
idik. Avrupa'nın son taarruzu birçok gençleri bizden kopardı.
Ama bu gençler hakikati bütünüyle gördükleri gün bizden olacaktır.
Bati ruh yapımıza kendi mefhumlarını zerkediyor.
Bu yüzden idrakimiz mefluç hale geliyor. Kavgayı önce kelimeler
dünyasında kazanmak mecburiyetindeyiz. Avrupa'nın şuurumuzu
felce uğrattığı kelimelerden ikisi de kültür
ve medeniyettir. "Çağdaş uygarlık düzeyinin"
dışında bazı hakikatler olabileceğini
idrak edemedik. İkinci Meşrutiyete kadar kültür kelimesi
yok bizde. Nasıl olur? Kültürü karşılayacak kelimemiz
yok mu? Kültür tek başına bir Babil kulesidir. Balıkçılık,
ziraat, mikrop üretimi, vs 161 manası var. 161 manası
olan kelimenin hiçbir manası yoktur.
1-) 1930'a kadar Fransa irfan manasına kullanır.
Alman Herder'den itibaren çeşitli manalar veriyorlar. Kemalat-i
beşeriyeyi tamamlayan herşey. Ferdiyeti şahsiyete
çeviren herşey. Osmanlı'da bunun ismi irfandır.
Batı, billur bir avizeyi kırar ve toz halinde bize sunar.
2-) Antropolog ve etnologların kelimeye kazandırdıkları
mana, maddi medeniyet-manevi medeniyet. Bu manada kültür-medeniyet.
Avrupa bizi de kendi kesretine düşürmek için bu kelimeleri
ihraç ediyor. Büyük kaamuslarda, mesela Webster'de kültür-medeniyet.
Braudel de aynı şekilde. İtalyan ansiklopedisine
yazdığı medeniyet maddesinde Braudel iki kelimenin
aynılığı üzerinde durur. Kültür bir milleti
millet yapan herşeydir. Yani dünya görüsüdür.
İkincisi ise bir medeniyetin tabiatı dizginlemek için
kullandığı her türlü vasıtadır.
Bu iki kelimeyi neden soktu intelijensiyamiz? Kurt, dumanlı
havayı sever. Intelijensiyamiz kendi dünyasından kopmuştu.
Bir kazazededir. Sığınacağı hiçbir ada
yoktur. Kendi medeniyetini inkar ettikten sonra, ölü medeniyetlerden
kendine ecdad arar. Cami avlusunda bulunmuş bir çocuktur.
Kültürü almıştır, irfanı atmıştır.
Medeniyeti almıştır, ümranı atmak için. Çünkü
irfanını ve ümranı bilmez.
Kültür cumhuriyetin armağanıdır. Daha önce
hars vardır. Cumhuriyet kelimelerin kökünü arar. Halbuki
kelimeler köklerinden uzaklaştıkları ölçüde mücerreti
ifade ederler. Kelimeleri tarih yoğurur. Türk entelijensiyasının
sefaletini bu kelime sergiler. Ondan sonra ekin karşılığını
bulurlar. Topraktan deve dikeni çıkarır.
Halbuki arif, maruf, tarif bütün aile efradıyla bize
girmiş olan bir irfan kelimesi vardır. Tam bir kültür
hercümerci içindeyiz. Bu hercümercin ilk sebebi kültür kelimesini
almamızla başladı. İngilizler'in dediği
gibi: "Ahmak doğan, ahmak ölür!" Kültürün iki manası
aynı metinde iki farklı manada kullanılıyor.
Rüyadaki şekiller gibi. Bakıyorsunuz melek, bakıyorsunuz
hayalet.
Eğer kültür irfansa, emperyalizmin silahı irfan
değildir. İrfan kendini tanımaktır, şuurlanmaktır.
Hiçbir emperyalizm irfanıyla istila etmez. Biz ki Yunan'dan
mantığı almışız, insanı insan
yapan bütün değerlere açığız. Ama hiçbir emperyalizm
Descartes ile Shakespeare'le gelmez. İrfan emperyalizmi olmaz.
Avrupa, Hind'de de, Çin'de de, Osmanlı'da da habis programını
başarı ile oynamıştır. Bu, irfanımız
olmadığına bizi inandırmaktır. İrfanı
olan bir ülke bütün irfanlara açıktır. Kültürün emperyalizmi
olmaz. Kültür insanidir, insanın has bahçesidir. Kültür,
bir hayat üslubu olarak tarif edilmektedir.
Kelimeleri mikrop kapar gibi kapıyoruz. Beşeri kemalle,
emperyalizm nasıl bağdaşabilir? Kültür emperyalizmi
Batı'da yeni doğmuş bir cenindir, hilkat garibesidir.
Az gelişmiş ülkelere ihraç eder Avrupa bu kelimeleri.
Avrupa'nın ciddi kamuslarında yer almaz. Batı dillerinde
medeniyet kelimesi 18. yy'a kadar yoktur. Civil, civilis vardır.
Kültür de aynı asırda arz-i endam eder. Culturel hem
culture'ün hem medeniyetin (civilisation) sıfatıdır.
Hakikatte medeniyetin sıfatıdır. Medeniyet Batı'nın
istilalarıdır, Batı'nın kendisidir. Civilisation
vardır=Batınınki, diğerleri civilisation'lardır.
Gerçek örnek Batı'nınkidir. Diğerleri onun karikatürleşmiş
şekilleridir. Çin Medeniyeti veya İslam Medeniyetidir.
Medeniyet su gibi bulunduğu kabin şeklini alır.
Bir hayat üslubu manasına da kullanılır. Giyinme,
oturma, yemek, içmek gibi Batı'nın kendine mahsus tavırlarının
otoriter bir yoldan kabul edilmesidir. Batı bize ve kendisinden
olmayan bütün ülkelere kendi hayat tarzını empoze eder.
Kültür emperyalizmi asıl budur.
Osmanlı'nın emperyalizminden söz edilir. Osmanlı
maddi ve manevi bütün hazinelerini insanlara götürür. Emperyalizmin
de iki manası var. Avrupa'nın kelimeleri de kendisi
gibi iki yüzlüdür. Avrupa "Empire Ottoman" der. Geniş
ülkelere yayılan nüfuzlu, büyük devletler empire'dir. Lénine
tarafından milletler arası dil alanına atılmış
bir kelime:emperyalizm, kapitalizmin son merhalesidir. Kapitalizmin
ideolojisi liberalizmdir. Kapitalizm iktisadi bir terimdir. Kâr
esasına dayanan bir dünya istihsal şeklidir. Kapitalizm
belli bir merhalede mutad olan yolları terk eder. Sermaye
belli ellerde toplanacaktır. Pazarların paylaşılmış
olması kapitalist ülkeleri savaşa itecektir. Monopollerin,
tröstlerin olduğu bir dünyada "Bırak yapsın,
bırak geçsin" bir hatıradan ibarettir. Kendi çıkarlarından
başka birşey düşünmeyen bir dünyanın kana,
baruta, savaşa, atom bombasına başvurmasıdır.
Osmanlı İmparatorluğu deyince bir iltibasa yol
açmaktadır. Osmanlı Devleti, Devlet-i Aliyye'dir ve
imparatorluk değildir. Bu devleti zorla imparatorluktur,
emperyalisttir diye takdim etmek ya büyük bir cehaletin, yahut
da bir ihanetin sonucudur.
Namık Kemal medeniyetten, her yerde doğruluğu
sabit olmuş hakaik-i ilmiyeyi anlar. Poker ve dans değildir
medeniyet. Batı medeniyeti bir pisliktir. Ancak bir kataklizmle
temizlenir. İlim ki beşeridir, onları almak değil,
Avrupa'dan istirdat etmek suretiyle geri alacağız. Avrupa
taarruzlarında başarılıdır. Ya öleceğiz,
ya yok olacağız.
SORU: Türkçülük Ziya Gökalp'ten ilham almaktadır.
CEMIL MERIÇ: Önce Ali Suavi'den başlayalım. Ali
Suavi bir çöküş devrinde yaşıyordu. Hayatının
on yılı Paris ve Londra'da bütün zararlı ideolojilere
açık olarak geçti. Batı ideolojilerine karşı
son derece hazırlıksızdı. Ziya Gökalp'e gelince,
o da bir tesettüt devrinin adamıdır. Bütün değerlerin
çökmeye yüz tuttuğu, toprakta enkazdan başka pek az
şeyin kaldığı bir devirde yaşadı.
Heyd'in kitabı tek kitaptır. Gökalp samimidir, ciddidir,
dürüsttür. Belki yasadığı devirde ondan çok daha
bilgili insanlar vardı. Gökalp'in onlardan farkı işi
ciddiye almış olmasıdır...O devirde Akçuroğlu,
Ağaoğlu, Hüseyinzade gibi insanlarla milliyetçiliği
kurmuş olması feyizli meyvalar vermiştir. Osmanlı
ülkesinin yandığı bir devirde uzun araştırmalara
vakti yoktu. Yangını söndürmeliydi.
Fikir adamlarını ya putlaştırarak alırız,
ya da ilmin tarafsız, hürmetkar davranışıyla.
Gökalp'in en büyük hatası hars'i kültürün yerine ikame etmesi
değildir. Gökalp 48 yaşında öldü, o zaman yaşasaydık
belki aynı hataları yapmaya biz de memur olurduk. İnsanlar
mukaddes değildir. Osmanlı İslam-Türk'tür. Biz
de İslam-Türk'üz. Gökalp de Osmanlı idi. Osmanlı'dan
önce büyük bir tarih vardır. Fakat bu tarih Osmanlı'ya
ilave edilir, bu tarihin hatırı için Osmanlı tarihten
çıkarılmaz. Osmanlı'dan önceki Türk'e dikkat çekmesi
bakımından hürmete şayandır. Elbette Milliyetçilikten
başka kurtuluş yolu yoktur. Milliyetçilik tarih demektir,
kendisini bilmek demektir.
Alman tarih felsefecileri kültürle medeniyeti ayırır.
Danilevsky "Avrupa ve Rusya"da her ülkenin kendine göre
bir kültürü olduğunu ileri sürer. Kültürler milletin ruhunda
yaşayan bilgiler, inançlar ve bedii telakkilerdir. Kültürler
tarih sahnesine çıktıktan sonra 1000-2000 yıl yaşarlar.
Gerçekleştirecekleri mefkureyi gerçekleştirdikten sonra
medeniyet olurlar.Spengler, Toynbee aynı görüşü geliştirirler.
Kültür canlıdır, olmakta olan, oluş haline geldikten
sonra taşlaşır. Fransız İhtilali'nden
sonra Fransız kültürü medeniyetleşir. Medeniyetler megalopolislerde
(Londra'da, Paris'te, New York'ta) ölümlerini beklemektedirler.
Don Kişot kültürdür, Sanso Panso medeniyettir. Don Kişot
çöken bir devri kılıcı ile yaratabileceğine
inanir. Kalıplaşmayan, katılaşmayan, hayal
için yaşayan tam bir spontaneité (kendiliğindenlik)
örneğidir.Sanso, 2 x 2 = 4'ten başka inancı olmayanın
bir timsalidir. Türkler Selçuk ve Osmanlı'ya kadar kültür
merhalelerini yaşarlar. Aynı ağaç Osmanlı'ya
kadar çiçektir, Osmanlı'da meyva verir.
Ziya Gökalp bütün fikir adamları gibi birçok hataları
olan bir fanidir. Hataların ülkenin her sınırından
girdiği bir devirde yaşıyordu. Her ideolog gibi
bir devrin hatalarını ve sevaplarını aksettirir.
SORU: Cumhuriyet aydınlarının hepsi hain miydi?
CEMIL MERIÇ: Elbette Batılılaşan aydının
karşısına kendi insanimiz da çıkacaktır.
Ama kokladığımız hava bütün mesamatımıza
doluyor. Necip Fazıl Avrupa'nın yalanlarından kopmuştur.
A. Hamdi Bey (Tanpınar) Batılılaşan Doğu'dur.
Doğulu zevkleri olan bir Batılıdır, bir müsteşriktir.
Kemal Tahir Batı'nın yalanlarını anladıktan
sonra, onu sonuna kadar yaşadıktan sonra kendi asliyetine
dönmüştür. Batı zehirini içip, kusmuştur. Kemal
Tahir de, Necip Fazıl da Batılılaşmışlardır,
fakat Batılılaştıktan sonra kendileri olmuşlardır.
SORU: Gökalp'in Osmanlı tarihine yabancı kalışı
bir hatadır. Bizi Osmanlı'dan bugün de ayıranlar
kimler?
CEMIL MERIÇ: Türk, İslamlaştıktan sonra medenileşmiştir.
Osmanlı öncesi Türk tarihi çocukluk ve delikanlılık
tarihidir. Osmanlı olgunluktur. Dedemizi tarihten söküp atmak
isteyenler mesumdur. Türk tarihi bir bütündür. Gençlik çağını
atmak için bir sebep yoktur.
SORU: Türklerin İslamlaştıktan sonra Araplaştığını
söylüyorlar. İslam'a Arap kültürü nazarıyla bakılıyor.
CEMIL MERIÇ: Akıl hastanelerinde tetkiki gerekir.
SORU: Osmanlı'nın işgal ettiği topraklardaki
manevi hakimiyeti de son buluyor.
CEMIL MERIÇ: Osmanlı'yı biz yaşamıyoruz.
Macaristan'da niye yaşasın? Roma nerede, Babil ne oldu?
Medeniyetler ölürler, ancak şekil değiştirerek
yeniden doğabilirler. Medeniyetler fanidir. İbn Haldun'dan
Toynbee'ye kadar. Toynbee yalnız Hristiyanlığı
istisna eder ve Hristiyanları kiliseye duaya çağırır.
Osmanlı insanlık için bir yüzakıdır. Tarihin
en şerefli bir safhasıdır. Osmanlı taklid
edilemeyecek kadar büyüktür. Bugün Avrupa çöküş halindedir,
biz orada bir medeniyetin rüyasını yaşıyoruz.
Avrupa ilahinin yerine beşeriyi, beşerinin yerine maddiyi
geçirdiği için yıkılış içindedir. Biz
bir yangını taklid etmek istiyoruz.