
Bu eser Cemil Meriçin 1965den 1969a kadar Istanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencileri
ile yaptığı derslerle, 1974 sonrası
verdiği bazı konferansların notlarından
oluşmaktadır.
Notları tutan (o zamanlar 20 yaşındaki)
kızı Ümit Meriçtir. Bu sebeple metine konuşma
üslûbunun hâkim olmasıyla birlikte, notlar konuşan
Cemil Hocanın söylediklerinin tamamını
içermemekte, ancak gürül gürül akan bir dereden genç
bir kızın destisine doldurabileceği
kadarını teşkil etmektedir...
Kitaptan
Örnekler
Demokrasi Demopedidir
Demokrasi, halkın
halk tarafından idaresi. Antik demokrasi adı verilen
Grek ve Roma devletlerinde, bugün anladığımız
mânâda bir demokrasi yoktu. Çünkü devlet anlayışı
başka idi. Esirler ve hürler vardı. Esaret, muayyen
istihsal vasıtalarının belli bir derecesinde olur.
Harp tutsakları önce öldürülür veya yenirdi. O devirlere
nazaran esirlerin çalıştırıldığı
ve birer istihsal kuvveti olduğu devirler bir tekâmül sayılır.
Ortaçağa
hükmeden politik ilimler üstadı Aristo, eski Yunanlı
ile hayvan arasına yerleştirir köleleri, Yunanlılara hizmet etmektir vazifeleri der. Eski Yunanda şiirle, aşkla
meşgûl olan bir élite (seçkinler grubu) için mevcuttu demokrasi.
Epiktet ve Ezop hayatlarının muhtelif devirlerinde esir
olmuşlardır.
Eski Yunanı
bir parça bu esaret mahvetti. Çünkü kölelerin yaptığı
isler küçük görüldü, bu yüzden endüstri kurulmadı. İnsan
emeğine karşı gösterilen bu tepeden bakış,
onu yıktı. Rabelais, Tanıdığım
en dürüst hâkim zar atarak idam veya beraata karar verirdi, diyor.
Kitlelerin
suç işlediği büyük hâdiselerde décimation, yani onda
biri fedâ edilmesi âdettir.
Tarihte mucize yoktur. Bir Yunan mucizesinden bahsedilemez. Asyanın
mirasına konan Yunanın semere vermesidir Yunan mucizesi,
o kadar. Yunan propaganda ve reklâmda çok ileri gittiği için
kendini tarihin tek milleti olarak kabul ettirdi.
Hıristiyanlık halka hitap eden bir Eflâtunculuktur
Nietzscheye göre. Kadim demokrasi de esarete dayanır, insanlar
ferda (yarın)
endişesinden uzaktır. Köleler bütün işi
görürler. Tek şerefli iş
devlet idaresi ve felsefedir. Daha sonraki çağlarda demokrasi
geniş halk tabakalarının idareye katılışıyla
inkişâf eder.
Teokratik
Ortaçağda demokrasi yoktur. Ancak 18.yüzyılda ortaya
çıkar. Hıristiyanlık bir köleler dinidir. Doğduğu
zaman Roma Lejyonlarının çiğnediği aç ve
muzdarip kalabalıkların dini olarak doğar. Tahtla
mihrap Konstantinin elinde birleşir. Hıristiyanlık
her türlü cinâyete fetva verir.
Demokrasinin
kurulusunda kilisenin büyük rolü olmuştur. Çünkü hérédité
(irsiyet) yoktur, papalar seçimle işbaşına gelir.
Dünya işleri
ile kilise birbirinden ayrıldı. Bütün Ortaçağ boyunca
kilise hükümdarlara karşı tabiî hukuku ve insan haklarını
müdafaa eder.
Sosyalist
Leroy, piskopos Bossuetnin insanların ölüm karşısında
eşit olduklarını söyleye söyleye Fransız ihtilâlinin
prensiplerini yerleştirdiğini söyler. 18.asır,
geniş halk tabakalarının okuyup düşünmeye
başladığı çağ. Rabelais, Montaigne, Descartes,
Molière gibi Helvétiusla dHolbach da burjuva sınıfının
çocukları. Tout pour le peuple, rien par le peuple (Her
şey halk için, hiç bir şey halkla beraber değil),
der Voltaire.
Tarihin
bütün müesseselerini aklın
huzurunda sorguya çeker 18.asır. 1789 ihtilâli, burjuvaların
önderliğinde hareket eden Paris halkı, açlar ve küçük
zenaat erbabı tarafından gerçekleştirilir. 1791de
Kurucu Meclis, Anayasayı
yaparken kanları ve iskeletleri ile ihtilâli yapan halkı
ziyafet sofrasına çağırmaz. Rousseaunun Contrat
Socialde ortaya attığı görüş su: Tanrı
hüküm sürmek görevini hükümdarlara devretmiştir.
Hükümdarların kendilerini Tanrı saymaları halk
tarafından hoş karşılanmayınca, Tanrının
iradesiyle geldiklerini iddia etmeye başladılar. İdare
edenler hâkimiyet hakkını nereden alırlar sualine Rousseau cevap verir. Hastalığı
ve dehâsıyla 19. asırdan olan, romantik olan Rousseau,
hâkimiyeti bütün topluma verir. Hâkimiyet, milletin kendisinindir.
Fertler ancak kesirli bir hâkimiyete sahiptirler. Bu hak gasp
edilemez, muvakkat bir zaman için istediklerine devredilir.
1791de bu görüş kurnazca istismar edilir. Rousseaunun bahsettiği
hâkimiyet bütün cemiyetin, yani milletindir. Millet fertlerin
üstündedir. 1793 anayasası tatbik edilmeyen bir genel af
getirir. Termidor ile Robespierre idama yollanır. Napoléon
devrinde, halkın iktidara geçmesini istemeyen burjuvazi,
halkı oyalar. XVIII. Louis, censitaire seçimi koyar ortaya.
(Yani oy verme hakkı
belli bir miktarın üstünde vergi verenlerin inhisarına
verilir.)
Restorasyondan sonra, Temmuz monarşisinde, yani Louis Philippe
devrinde seçim zengin sınıfın hâkimiyetindedir.
1848den sonra bütün Fransızlar oy hakkına sahip olurlar.
Fransada kadınlara oy hakkı
1944de verilir. Kadınlar muhafazakâr oldukları için
sağ partilere oy verirler. Halbuki sağ partiler kadınların
oy vermesinin aleyhindedirler. Kadın sitenin dışında
kalmalı, çocuklarını yetiştirmeli, bu kirli
islere karışmamalıdır. On ne gouverne pas
innocement ( Siyâset ile iffet bağdaşamazlar) St. Just.
Rüşd
yaşıyla oy verme hakki ayni olmalı.
Bugün 3 çeşit demokrasi var:
1-Liberal (Batı
Demokrasisi)
2-Marksist (Halk Demokrasisi)
3-Millî Demokrasi (3. Dünya)
Liberal
demokrasinin bel kemiği genel oy. Batı demokrasisi İngiliz
parlamenter sisteminden hareket eder. 1787de kurulan Amerika,
eski İngiliz parlamentosunu tatbik mevkiine koyar. Montesquieunün
kuvvetler ayrımı Lockedan gelir. O da kendi devrindeki
İngiliz cemiyetini tasvir eder. 18.yüzyıl Fransası
için İngiliz rejimi ideal. Bir kralın cellât satiri
altında can verdiği İngiltere. (Great Revolution)
İngilterede
aristokrasi ile burjuvazi uzlaşmıştır. Bir
zekâ aristokrasisi vardır, sınıflar esnektir. Parlamento,
çok partili rejim, genel oy, ana hürriyetlerin kabulü: liberal
demokrasiyi hülâsa eder. İki partili ülkelerde fertler seçilir,
partiler değil; meselâ İngilterede iki parti var: Muhafazakâr
Parti ve İşçi Partisi. Halbuki çok partili rejimlerde,
fikre, ideolojiye oy verilir.
Ekonomik liberalizmle siyasî liberalizm aynı
şey değil. Fizyokratlar ve A. Smith devletin iktisada
asgarî müdahalesini, gümrük duvarları ve tahditlerin kalkmasını
isterler. Fizyokratlar toprağa önem verdikleri için değil,
tabiatta (physis) olan tabiî nizama inandıkları için
bu ismi almışlardır. Batı
demokrasisi ancak endüstrileşen ülkelerde mümkündür. Liberalizm
ışığa doğru yükselen geniş halk
tabakalarının alın
teri ile kazandıkları bir hürriyettir. Alın teri ve kanla
kazanılan ekmek.
Endüstri Avrupada, Asya, Güney Amerika ve Afrikanın sömürülmesi
ile baslar. Hâkim sınıf kendi isçi sınıfını
sömürmekten, Asya ve Amerikayı sömürdükten sonra vazgeçer.
Liberalizm, kapitalist istihsal sisteminin politik seklidir. İlk
kapitalist ülke Hollanda.
Duverger, sınıf kavgasının temelinde rareté
(ender oluş) prensibini bulur. Pasta küçük, açların
sayısı büyük. O halde pastayı az insan yiyecek,
bir kısmı dışında bırakılacak
bu talânın. Tarihin en ihtilâlci sınıfı burjuvazi,
genel oyu kabul eder, aristokrasiyi yıkar ve endüstrinin
yarattığı sınıfı, proletaryayı
kurar.
İki kıta (Avrupa ve Amerika) iki kıtayı (Asya
ve Afrika) sömürmek sayesinde zengin olmuşlardır. Batı
demokrasisi Avrupadan başka hiç bir ülkede gerçekleşmez.
1914 savaşından sonra monarşiler ve imparatorluklar
sona erer. Klâsik demokrasi yahut otoriter rejimler sahneye çıkar.
Otoriter proleter diktatoryası
olan SSCB doğar ve yeni bir rejim: faşizm önce İtalyada,
sonra Almanyada doğar.
Kapitalizm demokrasi ile sona ermez, bazan faşizm olur. İktisaden
ilerlemiş memleketlerde mümkündür. Kapitalizm, liberal demokrasi
ile devam edemeyince, pazarı kalmayınca, genel oyla
iktidarda kalamayınca, yerini bir Hitler ve Mussoliniye
terk eder.
Faşizm, kapitalizmin kendi kendini yeni metodlarla devam
ettirmesidir. Tarihi bir kere ve bazı ülkelerde işgâl
eder. Sınaî ihtilâli yaratan burjuvazi 12. yüzyıldan
beri çalışmıştır.
Liberal demokrasi, isçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki
mesut ve mükemmel bir âhenktir.
Demokrasi bir demopedidir (halkın eğitimi). Okuma-yazma
bilmeyen bir milletin iktidarı kontrol etmesi nasıl
akla gelebilir? Bu itibarla iktisaden geri kalan memleketler,
Batı
demokrasisini ancak taklide yeltenirler. Aydınlar ancak özenir
Batı demokrasisine.
1917ye
kadar tek dünya vardı. 1917den sonra iki dünya: sosyalist
ve liberal dünya.
II. Cihan Harbinden sonra 3. Dünya doğdu: eski müstemlekeler.
Ortak dertleri ama ortak olmayan ihtiyaçları olan bir devletler
silsilesi.
Çinliler bu bölgelere zone de tempête (fırtına bölgesi)
diyor ve Batı emperyalizminin o ülkelerde can vereceğine
inanıyorlar. Bu ülkeler kanlı mücadelelerle, Batıya
karşı çıkmışlardır, sevmezler Batıyı.
Ama sömürgeci ülkenin büyük taraflarını benimsemişlerdir.
Bunlardan birçoğu kapitalizmden kopup, sosyalizme yönelmişlerdir.
Ama komünizmden de korkarlar.
Kapitalizm, yasamak için sömürmek mecburiyetindedir. Avrupa medeniyeti
Asyanın sömürülmesine bağlı. Hiçbir millet veya
sınıf, kendi haklarından, lüksü ve kaprisinden
mahza insaniyet namına vazgeçmez. 1960da Moskovada toplanan
81 milletin delegesi, geri kalmış ülkeler için yeni
bir formül ortaya attılar. Kapitalist (liberal) dünya 3.
Dünyayı uzun zamandan beri sömürmeye alışmıştır.
Yaşaması, o güzel medeniyetin devam etmesi buna bağlıdır.
Bu itibarla, bunlara yaptığı yardım ve dostluk, bu
çerçeve içinde ele alınmalıdır. Doğu bloku
iki taraftan gelen ışığı da görmeli,
iki tarafın da tecrübelerinden istifade ederek, bir millî
demokrasi kurmalıdır. Geri kalan memleketler, ancak
büyük endüstri ile kalkınır, ama Batı buna müsaade
etmez. Millî demokrasi evvelâ bütün içtimaî sınıflara
dayanır. İktisat ve kültürde otarşi (siyasî) ve
otarşiye (ekonomik bakımdan kendi kendine yetmek) sahip
olmalıdır. Derebeylik sona ermeli. Bu bir zümrenin,
bir sınıfın işi
değil, bütünüyle milletin işi.
Organize bir isçi sınıfı veya burjuvazi yoktur.
Ordu vardır.
Derebeyliğe ve yabancı sermayeye karşı (toprak
reformu ve kompradorlara karşı ticareti birleştirmek
suretiyle) savaşılır ve millet bütünüyle kavgaya
katılmışsa millî demokrasi tutunur ve az gelişmiş
memleket az gelişmiş olmaktan kurtulur. Bu ne liberal
demokrasidir, ne otoriter rejimdir.
Osmanlı İmparatorluğu çöküş devrinde yıkılmamasını,
kapitalist devletlerin rekabetine borçludur. Abdülhamit bu çöken
ülkeyi 33 sene Avrupanın rekabeti sayesinde ayakta tuttu.