""Sanayi
toplumunu bir acılar ve çılgınlar dehlizi
yapan yanlışlık nereden geliyordu? Batı,
elli yıldır tarihiyle hesaplaşmaktadır.
Derslerini yeni baştan dinlemek istediği iki hoca
var: Saint-Simon`la Proudhon. Biz de seslerini yeniden duyurmaya
başlayan o iki yol göstericiye kulak kabarttık
ve anladık ki Saint-Simon bir asrı dolduran düşüncedir"(C.
Meriç, Saint-Simon dosyası, yayımlanmamış
bir yazı, 1967).
Tıpkı "Hint Edebiyatı" gibi, Saint-Simon`da putları
yıkmak için kaleme alınır. Ne yazık ki bu
teşebbüsünün ardındaki iyi niyet, ustad`a şabloncu
cemiyet tarafından "solcu" yakıştırması
yapılmasını engelleyemez. Oysa: "Solla sağ
bir bütündür, solu tayin eden sağdır, sağı
tayin eden soldur. Biz hakikatlerin sadece bir tarafını
görmeye mahkum edilmişizdir, yalnız bir tarafını
görmek hiçbir şeyi görmemektir" (C. Meriç, Sosyoloji Notları
ve Konferanslar)
Kitap Tanıtım
Sığlığa Karşı
Durma ya da Cemil Meriç`in Çabası: Saint Simon Derinleştirmesi
, (Bekir Gür)
Saint Simon Ilk Sosyolog, Ilk
SosyalistKitabından Bir Örnek
Saint-Simon`cular ve Kadın
Fransa
yeni bir imanın susuzluğu içindedir. Mistisizm
moda olmuştur. Saint-Simoncular da kendilerini mistisizmin
cazibesine kaptırırlar, hem de başkalarından
daha fazla. Çünkü uzun zaman kafalarıyla yaşamışlardır,
maddenin kanunlarını incelemekle geçmiştir
ömürleri, çoğu mühendisdir. Matematikten, fizikten
gına getirmişlerdir, havaya ihtiyaçları vardır.
Yanan alınlarını serinletecek nemli bir rüzgara,
heyecanın rüzgarına muhtaçlar. Tenkitten imana
geçiş
bu. Eugene Rodrigues, ürperen "bir gönül. Talihsiz
bir aşktan sonra hayata gözlerini yuman bu genç dost,
Saint-Simoncular için yeni bir imanın müjdecisidir.
Onun hatırasını anmak için geniş bir
aşk yuvası kurarlar. aşk yuvası demek,
kadın demek değil midir, kadın olmadan dünya
yeni bir hayata kavuşabilir mi?
Saint-Simoncular yeni bir imana koşarken karşılarında
kadını bulurlar. Bu tabiiydi. Yeni dini ancak
o uygulayabilir, yeni dünyayı ancak o kurabilirdi.
Saint-Simon Yeni Hıristiyanlıkta en kalabalık
ve en yoksul sınıfın kalkındırılmasını
vasiyet etmişti, insan insanı sömürmemeliydi artık. Oysa sömürülenlerin başında kadın
vardı, isyan etmeyen bir köle. Kadın da isçi gibi
kurban, o da isçi gibi kabiliyetlerini geliştirmek
imkanından mahrum.
Saint-Simoncular sömürülenlerin kurtulmasını istiyorlar,
ama toplumu altüst etmeden, zora başvurmadan, çarpışmadan.
Amentülerinin ilk maddesi barışı getirmekti.
Elbette kadını yardıma çağıracaklardı.
Enfantin, daha1831'de "bu intiharlar, cinayetler, savaşlar
dünyasını ancak kadın huzura kavuşturabilir"
diyordu. 1837'de, aynı inancı haykırıyordu
jüri azalarına "Tekrar ediyorum: erkekler! dirliği
düzenliği, hürriyeti boşuna kendi aranızda
arıyorsunuz, Tanrının bu nimetlerine ancak
kadın gark edecek sizi".
Barrault,
daha coşkundu: "anne, Tanrının dünyaya
yolladığı melek! Küreyi Sezarların kanlı
pençesi mıncıklamış, o artık muhteşem
ve sakin, senin beyaz ellerinde dinlenecek. "
Savaşları sona erdirecekti kadın, barışın rahibesiydi. İnsanlık barış düzenine onun kılavuzluğu
sayesinde girecekti. Saint-Simoncuları
isçi sefaletinden çok kadın ilgilendiriyor. Tarih felsefelerini
o gerçekleştirecek. Dostların sitemleri boşuna.
Politikada kadın olmadan hangi is başarılabilir?
İsçinin yaralarını onun eli,saracak.
Feminizm, yeni müminlerin gönlünü alev gibi saran bir dava.
Medeniyetin bütün aksaklıkları aynı kaynaktan geliyor:
erkek, kadının haklarını, kadının
gücünü unutmuş. Kadın, haklarına kavuşmadıkça,
insanlığın geleceğinden ümit yok.
İyi ama, kadın nasıl kurtulacak? Yeni Kilisenin
Papası Enfantin hazretlerini güç duruma sokan dava
da bu. Enfantin'e göre, kadın erkekle eşit olmazsa
sömürme devam eder. Fakat kadını kadın kurtaramaz.
kadını, kadın + erkek kurtarır. Evlilik
ıslah edilmeli ki kadının hakları da,
gücü de artsın. Ama bu ıslahın sınırları
ne? Enfantin'in cevabı
sanıldığı kadar devrimci değil:
boşanma hürriyeti. Yalnız herkesin aynı yaratılışta
olmadığı unutulmamalı. İnsanlar
var, tek kişiye bağlanırlar; insanlar var
ki hercaidirler, değişiklik ihtiyaçtır onlar
için. Sevgileri derin ve devamlı olanlara, değişmeyenler
(immobile) adını verir Enfantin,
şıpsevdilere değişenler (mobile). Her
iki temayüle de saygı göstermeli değil miyiz?
Enfantin uçurumlara eğilir: kaderin yaraladığı
genç kadınları, anlaşılmayanları,
isyankarları teselli eder. Fuhuşla zina kanunların
meyvası.
İkiyüzlülüğe paydos. Amaç Antikiteyle ortaçağ
düşüncesini kaynaştırmak. Saint-Simon Altın
çağ önümüzdedir, demişti; Saint-Simoncular Altın
çağın anahtarı kadının elindedir,
diyorlar.
Ne burjuvazi dinliyor Saint-Simoncuları, ne isçiler,
kurtulmak istemiyorlar.. Peşlerinde bütün bir
husumet dünyası: mahkumiyetlerini isteyen savcı,
karikatürlerini yapan gazeteciler ve halkın yuhaları..
Üstelik en kalabalık, en yoksul sınıf yaşadıklarının
farkında bile değil. Hayal kırıklığı,
boyuna hayal kırıklığı. Tek avutucu,
tek ümit, tek ışık: kadın. Zincirleri
o kıracak, yaraları o saracak. Bekliyorlar; ürpertiyle,
heyecanla, inançla bekliyorlar. Ama bekleyiş sonu gelmeyen
bekleyiş, hassas ruhlarını isyana sürüklüyor.
Bir şeyler yapmak istiyorlar.
Paris anlamıyor Saint -Simoncuları. Bu yalanlar
beldesinden uzaklaşıyorlar. İlk durakları
Lyon: çalışanlar ülkesi. Ama Lyon çok yakın.
Hayal ettikleri sevgili yok orada. Mesih-kadın, meçhul
ülkelerde, uzakta, dinlerin beşiği, rüyanın
vatanı, bütün romantiklerin
özlemini çektikleri dünyada: Doğudadır. Ruhla
ten, o güneşli ülkelerde kaynaşacak.
Saint-Simonculardan bir kısmı Marsilya'dan denize
açılır. Ver elini İstanbul. Barrault burada rastladığı
bütün kadınları saygıyla selamlar. Padişah
hoşlanmaz bu delilerden. Önce hapse attırır hepsini
sonra İzmire sepetler. Paris'teki havarilerden bir kısmı,
İzmirden Mısıra gider, Enfantin'le buluşurlar.
Enfantin bütün ümitlerinin kadında gerçekleşeceğine
inanan bu coşkun aşıkları avutmak zorunda
kalır. Kadına ulaşmanın yolu endüstriden geçer,
der onlara. "Nişanlımız şimdilik yeryüzüdür,
der, anamız odur. Kucaklayalım dünyayı, okşayalım.
Kazmaya, küreğe sarılalım, Süveyş Kanalını
açalım." kadının hayal kırıklığına
uğrattığı havariler, yeni bastan mühendis
olurlar.