"Jurnal
dikte ettirilemiyor. Çünkü kendi kontrolümüzden geçirmeden, ilk
apresiyasyonları yapmadan, başka bir tabirle günlerin
nasıl kelimeleştiğini görmeden onları başka
bir kulağa tevdi ediyoruz. Ne çıkacağını
bilemiyoruz ki... Belki hasadın zavallılığından
utanıyoruz. İster istemez bir ayıklamaya, bazen
çok zararlı bir ayıklamaya gidiyor insan. Çıplak
görünmek korkusu.Çıplak görünmek bir koketri olabilir. İnsan
mutlaka hemcinsinin veya istikbalinin huzuruna smokinle çıkmak
zorunda değildir. "(C. Meriç, Jurnal 1).
Jurnal'de C. Meriç, bir taraftan aynada kendi suretini temasa
ederken, diğer taraftan hadiselerin aksini kendine has veciz
üslup ve yorumuyla melodileştiriyor ve bizim kulaklarımıza
tevdi ediyor. Meriç`le samimi bir sohbet yapmak isteyenler Jurnal
1 ve 2`yi okumalılar...
Kitaplardan
Örnekler
14.1.1963
KLEOPATRA'NIN BURNU
Anlayacak mı? Kim, neyi? Sen kendini anlıyor musun?
Aç uzviyetin sesini yükseltmek istedikçe gırtlağına
sarıldın. Kalbinin konuşacak hali mi var?
Kopmaktan korkuyorsun; yapıştığı kayadan
sökülmek istemeyen midyenin korkusu, mahallesinden uzaklaşınca
kuyruğunu bacakları arasına alan köpeğin korkusu...
Ama yaşamak kopmak demek, doğum bir kopuş, bir
parçalanış... Sanatı da tarihi de yürüyenler halketti
Gurbete çıkan adam... Gurbet bazan odası insanin, bazan
vücudu, bazan... Nereye? Kendini bir ırmağın sularına
bırakan kayık hangi okyanusa açılacağını
bilir mi? Kayığı suya salan kendi iradesi mi zaten?
Oyun yazılmış. İte kaka çıkarıldığımız
sahnede görülmeyen bir suflörün fısıldadığı
kelimeleri tekrarlamaya, manalandırmaya çalışıyoruz.
Vazife ahlakı! Senin, kendine karşı hiç vazifen
yok mu? Bhagavad doğru söylüyor belki. Belki hikmet-i vücudumuz,
ezelden beri devam eden bir oyundan bizden bekleneni, kızmadan,
sevinmeden yapıp göçmek. Ama bizden beklenen ne?
Değer levhasının her gün yazılıp bozulduğu
bir çağda hareketlerimizi yöneltecek kıstas nerede?
Aile? Aile var mi? Nasıl aile? Tesadüfen bir araya gelmiş
insanlar topluluğu, bir tren kompartımanında karşılaşmışlar.
Emerson, fikir adamı kendini egoizmle zırhlamalı,
diyor. Evet, cemiyet bir sümüklü böcek gibi ezer seni, zırhlı
değilsen. Annen ezer, kardeşin ezer, çocuğun ezer.
Neden başkalarından farklısın? Hem farklı,
hem zayıf. İki büyük cinayet... Peki Emerson bize fikir
adamı hilati giydirecek hangi makam? Raskolnikof faciası,
alnını, bir şeyler var içinde diye yumruklayan
bir hayalpereste soğuk terler döktürecek kadar korkunç...
Elbette yaşamak öldürmek demek, her adımımızda
bir takım canlara kıyıyoruz... Ölmek ve öldürmek...
Bir öfkenin, bir acının kızgın demiri kalbimize
dokunmadıkça ses gelmiyor oradan. Halbuki bizden ebediyete
kalacak: bu çığlık. Sevinç çığlığı,
azap çığlığı, merhamet çığlığı...
Zavallı midye! Seni kayadan söken iraden mi sanıyorsun?
İsyan vahim, tevekkül güç. Ama isyansız tarih olmaz,
bütün dinler, bütün efsaneler bunu haykırıyor. İblis'in
isyanı, Promete'nin isyanı... Neden tevekkül güç? Ve
Allah insanı yarattıktan sonra istirahate çekildi, insana
yükledi vazifelerini, hilkatin son şaheseri insana. Yaratmak
daima bütünün parçalanması. Tanrı kainatla sınırlandırdı
kendini ve her varlıkta bir kere parçalandı. İnsan
da öyle.
Nietsche haklı. Kanla yazılan yazılar yaşıyor.
Ne kanı? Çocuk kan içinde doğuyor, milletlerin beşiği
kan, Kapitol'ün harcında kan. Kalbin kanayacak ki yaratabilesin.
Ne Luther bir kavga adamı idi, ne Gandi... Meçhul bir dalga
umulmadık kıyılara sürüklüyor kayığımızı...
Sen istiyorsun ki, kucağında yaşadığın
dünya hep aynı kalsın, havan aynı, suyun aynı,
dekorun ayni... Bu mümkün mü? Mümkün değil, çünkü hayatın
kanunu değişmek. Zaten zindanında yeni pencereler
açılmazsa boğulmaz mısın? Beni bulmamış
olsaydın aramazdın diyor Tanrı... Kendini erkeğe
teslim eden bir bakirenin korkusu: meçhul karşısında
duyulan ürperti. Ama her meselenin muayyen hal yolları var?
Ve Sfenks sorularını cevapsız bırakanları
parçalar.
Cemil Meriç, Jurnal I, 6.baskı, sayfa: 67-68-69