"Jurnal
dikte ettirilemiyor. Çünkü kendi kontrolümüzden geçirmeden, ilk
apresiyasyonları yapmadan, başka bir tabirle günlerin
nasıl kelimeleştiğini görmeden onları başka
bir kulağa tevdi ediyoruz. Ne çıkacağını
bilemiyoruz ki... Belki hasadın zavallılığından
utanıyoruz. İster istemez bir ayıklamaya, bazen
çok zararlı bir ayıklamaya gidiyor insan. Çıplak
görünmek korkusu.Çıplak görünmek bir koketri olabilir. İnsan
mutlaka hemcinsinin veya istikbalinin huzuruna smokinle çıkmak
zorunda değildir. "(C. Meriç, Jurnal 1).
Jurnal'de C. Meriç, bir taraftan aynada kendi suretini temasa
ederken, diğer taraftan hadiselerin aksini kendine has veciz
üslup ve yorumuyla melodileştiriyor ve bizim kulaklarımıza
tevdi ediyor. Meriç`le samimi bir sohbet yapmak isteyenler Jurnal
1 ve 2`yi okumalılar...
Kitaplardan
Örnekler
BULUTLARA BENZER DUYGULAR
Bulutlara benzer duygular: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgar
sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz. Çiçeklere benzer duygular:
gönüllerde yıldız yıldız açılır,
meyve olur, ağaç olur; nesiller dinlenir gölgesinde: muzaffer
alınlarda taç olur. Çiçeklere benzer duygular, kuytu bir
bahçede açan çiçeklere. Gözyaşında kanatlanır yaprakları,
kalbinin kanıyla şafaklaşır. Ağlayınca
açar o çiçekler, gülünce solar.Kuşlara benzer duygular. Nereden
gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlıktırlar,
kah sesleri işitilmez. Bağrında güneşler tutuşmuyorsa
selamlayıp geçerler seni. Kuşlar soğuk iklimi sevmez.
Cemil Meriç (12.2.1963, Jurnal 1)
İNSAN
"Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı
çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey
bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini
başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot.
Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan hayalleri
ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde kıvranan
bir ruh. Vücut araba, akıl arabacı. Ama gözleri bağlı
arabacının, arabaya hükmeden, atlar... Buda haklı:
Varolmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak
ki hasret dinsin. Bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk,
bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak?
Ne olacağını bilen var mı? Kader hep oynayamayacağı
roller yükler insana ve ıslıklar. Alkışlar
sahtekarların..."
Cemil Meriç (Jurnal)
QUINZE-VINGTS GECELERİ I
Kafası boşlukta dönen bir çark gibi manasız ve
faydasız uğultularla dolu. Hatıralar çabucak biten
ve okuna okuna hiçbir cazibesi kalmayan eski bir kitap gibi. Istıraplarını
kelimeleştirmek tesellisinden de mahrum, ağlaması
da yasak!
Bu uçsuz bucaksız kainatta onun hissesine düşen mesafe
vücudu ile hudutlu, ağaç gibi, evet ağaç gibi... Kökünden
sökülmüş ve kurumaya terkedilmiş bir ağaç.
Ona öyle geliyor ki aylardan beri dünyanın bütün saatleri
durmuştur. Yalnız... Belki ebediyen yalnız.
Buffon çölün dehşetinden bahseder. Pascal sonsuzluğun
yıldırım gibi çarpan azametini anlatır...
Görmek tabiata tahakküm etmektir. Dış dünya, ne kadar
düşman unsurlarla dolup taşarsa taşsın, zekamızın
gözbebeklerimizden boşalan seyyalesiyle ehlileşmeye,
mutileşmeye mahkumdur. Hayatımız bakışlarımızdan
maddeye işler: madde bizimdir. Tabiatla ebedi bir vuslat
içinde yaşayabiliriz. Her bakış dış dünyaya
atılan bir kementtir. Mekan canavarı, bütün buutlarıyla
ehlileşiverir. Gören, hangi hakla yalnızlıktan
şikayet edebilir? Mevsimler bütün işveleriyle emrinde,
renkler bütün cilveleriyle hizmetindedir. Yıldızlar
onun için doğar, çiçekler onun için abideleşir, güneş,
kuşların kanadında, onun için, alaimisemanın
bütün nüanslarına geçit resmi yaptırır. Şehrin
bütün kadınları onun için giyinip süslenir. Çocukların
tebessümü onun içindir.
Cemil Meriç (16.07.1955, Jurnal I)
FİLDİŞİ KULENİN PENCERESİ
Haritada insansız bölgeler var: çöller, bataklıklar
v.s. Ömür haritasında da insansız yani macerasız,
manasız, pis günler var. Bir aydır bir tüneldeyim. Bu
ıstırap bile değil. Mızmız bir diş
ağrısı, daha doğrusu Süleyman Efendi'nin nasırı.
Uyuyamıyorum. Berke askerde. Ali Bey Paris'te. Server galiba
dargın. İzzet hayatını kurmaya çalışıyor.
Yalnızım. Hint satılmıyor. "Bati ve Hint`in
- basılacağı şüpheli. Dönemin Dante sayısı
çıkmadı. Daha doğrusu Dante için yazdığım
yazı tasfiye edilerek çıktı. Karıma Caddebostan
plajının yarısı kaldı. Yani bir sürü
borç, hudutsuz dağdağa. Bu bir miras değil, bir
şeamet. Zaten bu plaj benim çarmıhımdır. Sana
çok ihtiyacım olduğu bir zamanda susuyorsun. Reva-yı
hak mıdır? Fildişi kulenin penceresi pembe kristal.
İnsanlar güzel görünür oradan. İnsanları sevmek
için onlardan kaçmak gerek. Ben kütüphanedeki insanları seviyorum.
Onları sevdiğim için dışardakilere de muhabbet
besleyeceğimi vehmediyorum. Ama her temas yaralayıcı.
Kılıç yarası değil bu. Tırnak yarası.
Kirli ve şiiriyetsiz. Flaubert Paris'ten kaçmak istiyordu.
Doğuya yani meçhule, Katolik olana, şekilsiz ve sınırsıza.
Baudelaire de öyle. İnsan göçebe bir hayvan. Konduğu
yere yestehleyen ve yestehleyecek yeni bir yer arayan şaşkın
bir hayvan. Köpeğin, tırtılın, balinanın
harikulade yardımcısı insıyak. İnsan
böyle bir Koruyucu Melek'ten de mahrum. Zeka yolunu arayan bir
çocuk. Karanlıkta el yordamıyla yürüyen, emekleyen,
kafasını her adımda bir engele çarpan cesur, fakat
idraksiz bir çocuk. Nerelerdesin? Mehdi ne yapar?
Cemil Meriç (12.08.1965, Jurnal I )
İnciler
(Jurnal 2 'den derlenen inciler)
Tabular tabular..Her adımda şuura dur emrini veren bir
jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde
bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme!
Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında
boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim bizde
filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar.
--------------------------------------------------------------------------------
Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye
koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o
kadar alışmışsınız ki yıldızlar
bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi
kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı
nasıl çıkar?
--------------------------------------------------------------------------------
Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları
hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca
mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış
bir ülkede sağcı solcu ne demek?
--------------------------------------------------------------------------------
Hakikatte kendilerini konuşturduğum düşünce adamları
benim tercümanlarımdır. Tanıdığım
binlerce insan arasından onları seçişim, bazen
kendimi sahneye çıkarmak istemeyişimden, yani bir şöhretin
arkasına gizlenmek ihtiyatkarlığından, bazen
de onlarla boy ölçüşebileceğimi ispata kalkmak gibi
bir bencillikten kaynaklanabilir.
--------------------------------------------------------------------------------
Karakter ne kadar kuvvetli ise, vefasızlığa o kadar
az kabiliyetlidir.
--------------------------------------------------------------------------------
İdeoloji çağımızın anahtar kelimelerinden
biri
vuzuhu kilitleyen bir anahtar.
--------------------------------------------------------------------------------
Olmak veya olmamak, hayat ve ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak
kucağa ki. Ve insanı deli eden, olabileceğin, olması
gerekenin parmaklarımızdan kayıvermesi. Trajedi
bu. Kırmızıya oynayayım derken siyaha oynamak.
Bir kere kırmızıya oynadınız mi geriye
dönemiyorsunuz artık.
--------------------------------------------------------------------------------
Bati; "muhteşem bir baş altında, sefil bir kuyruk"
--------------------------------------------------------------------------------
"Çağdaş avrupalı, ya ümitsizlik, ya iman diyor.
Başka yol yok. Zavallı büyücü çırağı,
uyanışın biraz geç olmadı mi? "
--------------------------------------------------------------------------------
İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.
--------------------------------------------------------------------------------
Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir.
Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir.
Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır:
Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze
alması lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır
o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün
yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu
göstermek.
Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine
açılan geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken,
düşüncenin asaletine sığınarak elini kolunu
bağlamak, düşünceye ihanettir.
--------------------------------------------------------------------------------
"Yaşamak veya yaşamamak. Yıllardır bu iki
zıt arzunun pençesindeyim. Hayat, acılarımın
sisli camı arkasında kâh bir kâbusa, kâh bir heyulaya
benziyor. Bazen komedilerin en adisi. Bazan trajedilerin en dayanılmazı.
Ve içimdeki cehennemden habersiz bir dünya..
Kitaplardı benim oyuncağım. Onları elimden
aldılar. Önce insanlar aldı, sonra kendileri kaçtılar
benden. Ve kadınlar ki, ölüm kadar güzeldiler..
Duyguları kapıda bekletiyorum. İçerde yabancılar
var. Kapıyı açtığım zaman, kimseyi bulamıyorum
dışarda..
Yasamak bir fırtınaya kapılmak, yanmak, ağlamak
yani sevilmek. Yaratmaksa mumyalaşmak, fırtınanın
yani hayatın dışında kalmak yabancılaşmaktır."
(Cemil Meriç, Jurnal 2, s.141-142)