|
Çağın
Dini: Humanizm
Cemil Meriç,
Hisar Dergisi, Ocak 1980
Yürekten inanıyorum
ki geleceğin dini katıksız bir hümanizm olacaktır,
yani insanın bütününe saygı; hayat ahlaki bir değer
taşıyacak, kutsileştirilecek yüceltilecek.
Yarının başlıca kanunu güzelim insanlığa
özen göstermek. Belli bir şekle bürünmeyecek bu inanç,
hizipler ve tarikatlar gibi kimseye kapalı olmayacak.
Akıldan başka kılavuz tanımayan, gizli
remizleri, tapınakları, rahipleri bulunmayan, kiliseler
dışı dünyada gönlünce yasayan geniş ve
hür ilim.. iste insanlığı kanatlandıracak
biricik inanç"
(Renan, İlmin Geleceği)
İmanını kaybeden bir çağın dini.
Sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda.
Marksizmden egzistansiyalizme kadar Avrupanın tüm düşünce
akımları hümanist. Kavramdan çok kılıf;
kelime değil bukalemun: demokrasi gibi, sosyalizm gibi.
Hümanizm genç bir kavram, bati dillerini 1850'den sonra fethetmiş.
Ama müstağriplerimiz hemen benimsemiş kelimeyi,
onlara göre Yunus'lar, Mevlana'lar, Hacı Bektaş
Veli'ler su katılmamış birer hümanist. Hümanizm
nedir, kimsenin tarife yanaştığı yok.(1)
Kelimenin iki
ayrı manası var : 1) Antikite hayranlığı.
16. asır Avrupası için bir kaçış, bir
meçhulü arayıştı hümanizm. Bir egzotizm, bir
yeni boyut ihtiyacı. Kilisenin yasaklarından kurtulmak
isteyen Orta Çağ insanı Eski Çağ edebiyatlarına
kaçtı. Ferdi cemaat içinde eritmeyen paganizm, hürriyetti,
direnişti. Nas'ların çelik korsasından kurtulup
kilisenin duvarları dışına fırlamak
hem cazip hem de tehlikesizdi. Kendi mazisine sığınıyordu
batı; manevi mirasını yeni baştan inceliyor,
o metruk hazineden el değmemiş mücevherler derliyordu.
Antikite hem kendisiydi hem başkası. İnsan
Hıristiyanlığın posalaştıramadığı
bir düşünceyle yakından temas ediyordu. Vesayetten
kurtuluşdu bu, kendi kanatları ile uçmak arzusuydu.
Açıktan açığa bir isyan değildi şüphesiz,
çünkü Hıristiyanlık, greko latin kültürü ile hiçbir
zaman göbek bağlarını koparmamıştı.
Fakat nas'ların korkuluğundan atlayarak putperest
dünyanın şiir ve düşünce bahçelerine açılmak
yine de tehlikeliydi. Ne olursa olsun Avrupa, zincirlerini
kırmak, rüştünü ispat etmek, horlanan haysiyetini
kurtarmak zorundaydı. Böylece batı aydını
çeşitli tahriflerle tanınmaz hale gelen Hıristiyanlığı
bir yana bırakacak ve giderek kendi kendini tanrılaştıracaktır.
Filhakika hümanizmin ikinci manası insanlık dinidir.Kilisenin
abesleriyle bunalan serazad zekalardan kimi, "tabiatta
tanrı yoktur, tanrıyı yaratan insandır.
Toplum kendi değerlerini gök kubbeye aksettirmiş,
beşeriyi ilahileştirmiştir", dedi; kimi,
"insanlığı kurtaracak tek kılavuz
ilimdir"; ne Rab ne ibad. İnsanın yabancılaşmasıydı
din, bir çeşit afyondu. Geçen asrın düşünce
fatihleri Promete'yi bayraklaştırırlar, "bütün
tanrılardan iğreniyorum" diyen Promete'yi.
iyi ama Promete'nin iğrendiği tanrılar karanlık
bir çağın kan dökücüsü, habis, zenperest mabudları
değil mi?
Hümanizm, Avrupalı
için kaybettiği dinlerin, yıktığı
inançların yerini alan bir put. Hümanizm bir aydın
hastalığı ama kimse bu izmin hudutlarını
çizemiyor. Diyorlar ki hümanizm, insanı mükemmelleştirmek,
varabileceği en yüksek irtifaa yükseltmek yani gerçek
insan, kamil insan yapmak. Yalnız örnek kim olacak? Sokrat
mı, Vinci mi, Erasmus mu, Goethe mi? Nietzsche'nin ideali
insan-üstü idi; yakın tarihin kanlı tacidarları
bu rüyanın ne kadar tehlikeli olduğunu ispat ettiler.
Carlyle'in kahramanlarına gelince onlar da mazide yasayan
veya yaşandığı farz edilen birer gerçek
veya tecrid. Hümanizm insanın tanrılaştırılmasıymış,
hangi insanın, feylesofun mu, kozmonotun mu, yığının
mı? Hümanizm, saltanatının sarsıldığını
anlayan kilisenin de bayrağı. Gerçek hümanist biziz
diyen Pierre l'Hermite'lerin, Ignace de Loyola'ların
torunları kanlı pençelerine ipek eldivenler geçirerek
insanoğlunu kardeşliğe çağırıyor.
Katolik bir tarihçi, "Hıristiyan hümanizmi, yunanlıların
dini ideali ile İncil arasındaki kaynaşmanın
eseridir, diyor; Yunan felsefesi Latin hukuk anlayışı
ve judeo kretien teoloji aynı potaya döküldü, bu haritadan
çıkan ana mefhum: insanoğlunun değeridir".
(Grouset)
Ya İslamiyet? Hümanizm putperest sanata karşı
duyulan hayranlıksa Müslüman dünya böyle bir muhabbetten
habersiz yaşamıştır. Çölde doğan
İslamiyet, yunan şiirinin çılgın ve günahkar
cazibesine kapalıydı. Sirenlerin şarkısını
engin denizlere açılmayanlar duyamazlardı ki. İslamiyet
Yunan ve Roma'dan düşünceyi almıştı, besleyici
unsurları varlığına katmış,
posayı bırakmıştı geriye. Unutmayalım
ki karanlıklar içinde bocalayan Avrupa'ya antik çağın
en büyük dahisini, Aristo'yu İslamlar tanıtmıştır,
yani batı hümanizminin ana kaynaklarının biri
İslamiyettir. Ne var ki İslamı Homeros da
ilgilendirmemiştir, Virjil de. Cahız (772-870) için
dünya şiiri Yedi Aşkı şairleriyle
başlar. İslam yunan ve Latin sanatına niçin
dönecekti? Ne dilde ne zevklerde ortaklık söz konusuydu.
Rönesans hümanistlerinin çağdaş hümanizm üzerinde
etkisi nedir? başka bir deyişle, bir Feurbach'in,
bir Renan'in, bir Marxın dikkatini insanoğlunun
muhteşem
kaderine, eşsiz değerine kanatlandıran Rönesansın
metin aktarıcıları mı olmuş? Onlar
olmasa Comte insanlık Dinini kuramayacak mıydı?
Bilemeyiz. Biz Rönesansı yaşamadığımız
için mi hümanist olamadık? Evvela Rönesans tarihi bir
gerçekten çok bir İtalyan miti. Düşüncede yeniden
doğuş ve atlayış olmaz. İslamiyette
kilisede yok, Allah'la kul arasında herhangi bir aracı
da. İslam düşüncesi hangi baskıya karşı
direnecek, bağımsızlığını
kime ispat edecekti?
Hümanizm insan haysiyetine saygı, insana tabiat içinde
istisnai bir değer vermekse, İslamiyet tek gerçek
hümanizmdir. "Humanités" edeb, efendilik, nefse
hakimiyet, mukaddese saygı ise İslamiyet ve bilhassa
tasavvuf "humanités" nin ta kendisi. İnsan
yalnız İslamiyette eşref-i mahlukattır.
Bir yanıyla balçık, bir yanıyla tanrı.
Feyzi Hindi'nin meşhur beyiti ile çerçevelediği
muhteşem varlık:
Haki, eğer bezulmeti hesdi mukayyedi, Arşı,
eğer benur-i ilahi münevveri.
(1)Şemsettin
Sami, "insaniyete muhabbet" diyor (Kamus-u fransevi).
İsmail Fenni, "devr-i teceddüd üdebasının
yani elsine ve edebiyat-i atika tarafdarınının
mezhebi..beşeriyete ibadet mezhebi" (Lügatçe-i felsefe)
(yazarlarımıza sorsak).. Bu izm "dünyanın
en namussuz sömürüsü olan burjuva sömürüsünü örtbas etmek
için ileri sürülmüş bir duman perdesi" Kemal Tahir'e
göre. Ergün Göze için, "insan ruhunu metafizik kaynaklardan
koparan ve bu sebeple insanı vücuduna irca eden zavallı
bir sistem..son aşaması: makineleşen insan".
(Bu keşmekeş nereden geliyor. Önce kelimenin kendisinden.
Kemal Tahir hümanizm ile hümanitarizmi birbirine karıştırmıştır.)
|