Ana Sayfa
Kimdir

Eserleri

Fildişi Kule
Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Bu Ülke


"Düşünce Dünyasında hiçbir fetih nihai değildir. Hepimiz birer Sizifos`uz. Hele, diyalogun olmadığı bir ülkede... Türk aydınının kaderi mahpesinde şarkılar söylemek. Bu lanetler berzahından nasıl ve ne zaman kurtulacağız? Tefekkür bir arayıştır, içtimai bir arayış. Bu kitap, bir davetten ibaret: birlikte aramaya davet. Yazarın tek düşmanı vardır: Bağnazlık. Düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam."diyor Cemil Meriç, Tektaş Ağaoğlu`na gönderdiği "Bu Ülke" kitabının ithaf yazısında... "Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim." diye bahsettiği bu muhteşem eser , Cemil Meriç`in bir özeti niteliğindedir...


Bu Ülke Kitabından Örnekler

Bu Ülke kitabından Bazı Pasajlar • Polemik

Polemik 

(Bu Ülke)

 

İrfanımızı istila eden, bulanık lafızlardan biri de polemik. Dilimize bir harami sessizliğiyle giren bu yabancı misafirlerin ifşa, daha doğrusu ispat ettikleri tek hakikat: aydınlarımızın hafsalaya sığmaz gafleti. Her telkine açık, tembel ve serseri bir tecessüs… Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere. Tanzimat nesli, hiç olmazsa bu bahiste, iffet ve haysiyetini korumuş. Kalktığını iddia ettiğimiz Kapitülasyonlar, ruh dünyamızda yaşıyor, hem de bütün habasetiyle. Alafrangalık, zevki ve tefekkürü dumura uğratan bir kabuk.

 

Polemik, Yunanca’dan geliyor: Polemikosh savaş demek. Fransızca’ya 1584’te girmiş (Chanson polémique: savaş şarkısı). Hem sıfat hem isim. “Kamus-u Fransevi”nin verdiği karşılık: “münakaşa-i kalemiyye”; TDK sözlüğünün: “açık tartışma”; Meydan-Larousse: “oldukça sert nitelikte kalem tartışması”, diyor.

 

Polemik de, Batı’nın bütün hastalıkları gibi, Tanzimat’ın açtığı yoldan giriyor, ülkemize. İmanın olduğu yerde savaşa yer var mı?

 

Namık Kemal: “Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar” diyor. Hangi barika-i hakikat?

 

Polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer.

 

Polemiğin Batı’daki tarihçesine bir göz atalım: Hıristiyanlık yerleştikten sonra, putperestlerle eretiklere ateş püskürür. Hiç kimseyi ikna edemeyen bir lakırdı tufanı. Rönesans, “ilmi polemikler” çağı. Terbiye kurallarını hiçe sayan bir savaş. XVII. Asırda polemik biraz daha kibarlaşır. Bununla beraber, “eskiler”le  “yeniler” kavgası edebiyat cumhuriyetini birbirine katar. Bu kavga sona ererken, Batı edebiyatlarının en büyük kalem savaşçısı sahneye çıkar: Voltaire. “Candide” yazarı, bütün zaafları ve bütün ihtişamıyla burjuvazinin temsilcisidir. Hain, hayasız, saldırgan, ama , yükselen bir sınıfın temsilcisi. Sonra İhtilal, gelişen basın ve siyasi polemik.

 

XX. yüzyılda polemiğin tarihi, gazeteciliğin tarihi ile kaynaşır. Polemik demek “şahsiyat” demek, bir Fransız yazarına göre (Léon Daudet); düşünceleri ayakta tutanlar insanlardır; insanları yıkmadıkça düşünceleri sarsamayız. Aristophanes’ten Hugo’ya kadar her büyük hicivcinin belli bir “vur abalıya”ları vardır. Şiddetsiz savaş olmaz. Öfke bazen için için kükrer, Pascal’ın “Bir Taşralıya Mektuplar”ında olduğu gibi. Bazen, ter ter tepinir, Voltaire’de olduğu gibi.

 

Polemiğin ruhu samimiyet ve dürüstlük: Mübalağa, tersine tepen bir silah. Çatılan adamın meziyetleri de belirtilmeli. Önce en kesin, en karşı konmaz delille başlamalı yazıya. İlk darbe öldürücü olmalı. Kavgada iltimasa yer yok.

 

Düşman kazanmaktan korkmamalı diyor aynı yazar. Ne kadar kibar davranırsanız düşmandan kurtulamazsınız. Oysa zaferle taçlanan her savaş size yeni dostlar kazandırır: düşmanlarınızın düşmanları.

 

İtalyan tiyatrolarının şiarı, çok defa polemiğin şiarı: “castigat ridendo mores” (ahlaksızlıkları gülerek cezalandırmak), gülerek ve çok kere de öğreterek.

 

Polemiğin tuzu biberi: küfür. Luther, Erasmus, Calvin tulumbacı gibi küfrederler. Namık Kemal’i okurken (bilhassa Mektup’larını) sık sık yüzümüz kızarır. Savaşçıda “nezahet-i lisaniyye”  aranmaz.

 

Yumuşak kalplilik de olmaz polemikte. Ölüm bir mazeret değildir. Voltaire: “yaşayanlara saygı borçluyuz az çok”, diyor….”ölenlere tek borcumuz kalmıştır; hakikat”. İslamiyet: “ölülerinizi hayırla yadediniz” buyurmaktadır, ölülerinizi yani sizden olanları. Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.

Eserleri

Bu Ülke

Jurnal 1,2

Mağaradakiler

Kırk Ambar (Cilt 1)

Kırk Ambar (Cilt 2)

Umrandan Uygarlığa

Bir Dünyanın Eşiğinde

Sosyoloji Notları ve Konferanslar

Saint Simon- Ilk Sosyolog, Ilk Sosyalist-

Bir Facianın Hikayesi

Dergilerde Yayımlanan Makaleleri

Röportajlar

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |