Ana Sayfa
Kimdir

Eserleri

Fildişi Kule
Albüm


Blog
Forum
İrtibat
Künye


Bir Dünyanın Eşiğinde


"48 yılımı gömdüm bu sayfalara. Ben bu sayfalarım, heyecanlarımla, rüyalarımla, vehimlerimle ben! Bir kitaba bir kıtayı sığdırmak. Neden olmasın, bir damla suda bütün deniz yok mu? Hint bir kitabın ilk cümlesi, onu sizler için yazdım, okursanız birkaç cümle daha yazarım, okursanız, yani severseniz"(Cemil Meriç, Jurnal 1).

Sırtını Olemp`e dayamış, gözlerini Himalaya`nın karlı zirvelerine dikmiştir Cemil Meriç. Bu kitapta Meriç, okurlarına ak saçlı rişilerin ilahileri eşliğinde pencap vadilerinde at koşturtuyor. Kah ölümsüzlerin altın saraylarında geziniyor, kah cehennemin derinliklerine iniyorsunuz...


Bir Dünyanın Eşiğinde Kitabından Örnekler

Trimurti: Hind`in Üç Büyük Tanrısı Hint Kutsal Kitaplarında Kadın

Trimurti: Hind`in Üç Büyük Tanrısı

Destanlarla Hind'in düşünce tarihinde yepyeni bir sayfa açılır: enduizm. Eski Tanrılar ihtişamlarını kaybederler. Indra'nın tahtına Brahma kurulur, sonra o da silikleşir yavaş yavaş.


"Altın dağda bir lotüs var, bağrında Tanrısal üçgen. Varlıkların başlangıcı ve kaynağı O. Bu üçgenden lingam yükselir: ezeli Tanrı ve ezeli Tanrı’nın ortağı lingam, lingam: hayat ağacı. Bu ağacın üç kabuğu vardır: ilki Brahma, ortadaki kabuk Visnu, içteki Siva. Tanrılar ağaç tan ayrıldılar, üçgende yalnız Siva'nin bekçilik yaptığı sap kaldı".

BRAHMA

Vedalar'daki ölümsüzlerin belli bir kişilikleri yok.

Hepsi de rüyadaki şekiller gibi kaypak. Bir bakarsınız Varuna Indra olur, Indra Agni. En büyük Tanrı o anda kendisine yalvarılan Tanrı’dır.


Hintlinin geniş muhayyelesi, çok geçmeden, görünen günesin arkasında manevi bir yaratıcı sezer: "başlangıçta yalnız Saf Varlık vardı, belirsiz ve şekilsiz, dünyayı O'nun düşüncesi yarattı". Bu varlık kimdi? Rahipler yüzyıllar sonra ona bir ad bulabildiler, Veda Tanrıları’nın en soyutu, kurban sırasında okunan dua, Brahman idi. Brahman’ı en büyük Tanrı yaptılar. Onlar için dua, herhangi bir Tanrı’ya yalvarıp yakarıştan çok, tabiata ferman dinleten kutsal bir kuvvetti.


Brahma’nın zaferi, ruhun madde üzerindeki zaferidir. Dua rahipler kastının bir imtiyazı idi, onu tanrılaştırmak, kastın kendi kendini Tanrılaştırması demekti.


Brahma ile ilk defa Manu Kanunları’nda karşılaşırız: "Önce karanlığa gömülüydü evren, görünmüyordu, sezilmiyordu, kavranmıyordu, uyuyordu sanki. Kendinden varolan Rab evreni aydınlattı. Varlığından varlıklar fışkırtmayı düşündü Brahma".


Brahma henüz tek gerçek. Gizli adi: Om. Filozoflar dilinde: Tat. Brahma uyuyunca varlıklar yok olur, uyanınca, yeni varlıklarla donanır evren.


Brahma dört yüzlü olarak gösterilir. Ya bir kuğuya biner, ya bir tavusa ya da bir lotüs yaprağında dinlenir. Karisi Sarasvati, sakin bir minerva: müzik, şiir, felsefe Tanrıçası. Sanskrit yazısını O icat etmiş. Bir eliyle kocasına çiçek uzatır, öteki elinde palmiye yapraklarından bir kitap. Bazen bir lotüse kurulup vina çalar. Jean Lahor'u(*) dinleyelim:

BRAHMA


"Ben her şeyin bağrından fışkırdığı Kaynak,
Ben her şeyin bağrında kaybolduğu Umman...

Ben Erkek, ben Dişi, ben Kadim,
Ben binbir çehreli Tanrı: Brahma,
Ben Kainatı oynatan Vehim.
Sonsuz ruhum, varlıkların otağı,
Ataların atasıyım, atam yok,
Tanrılar bağrımda doğar, bağrımda ölür.

Kanımda ilk şafakları kızıllaştıran,
Ne geceler vardı henüz, ne şafaklar.
Geçmiş benim, Şimdiki An ben, Gelecek ben,
Her şey bende doğar, bana döner,
Ben bütün canlılarım, ben bütün ölüler.
Size Varlık gibi görünür ama,
Rüyamın yarattığı o sayısız dünyalar,
Gecelerimi aydınlatan birer simsek,
Geçici birer parıltı, kaybolan birer hayalet.
Neden bu kadar yalan, diye soracaksınız.
Ruhum rüyalara muhtaçtı, birer yıldızdı bu rüyalar,

Gamlı sonsuzluğumu çiçeklendiren,

Ölümsüzlüğün dehşetini gideren birer yıldız".


Henüz Visnu ile Siva'dan eser yoktur, ama onlar sahneye çıktıktan sonra Brahma gözden düşer. Artık O, sadece "varlıkların anası, döl yatağı, ilk bakire, ilk kadın"dır. Evren yaratılmış, Brahma’nın rolü sona ermiştir, tahtına büyük oğlu Visnu kurulur.


VİSNU


Vedalar çağının Visnu'su bütün kainata isleyen Işıktı (Vis), üç adımda dolaşıyordu evreni.

Enduizm kişiliği bir hayli silik olan bu güneş Tanrısı’nı ululaştırdı, Hind'in en sevilen Tanrısı oldu Visnu.


Müritleri lacivert olarak tasarlar onu. Elbisesi sarıdır. Kartal Caruda'ya biner. Onun da, Brahma gibi, dört kolu var. Biriyle gürz tutar, ötekileriyle kurs, sedef boru, lotüs. Saltanat sürdüğü gök altındandır, sarayı mücevherlerden. Tahtı beyaz lotüslerdir, Visnu'nun. Sağında karısı Laksmi yer alır. Güzellik, aşk, mutluluk, servet Tanrıçası Laksmi, denizin çalkanmasından doğmuş. Bir adı da Sri. Doğusuyla Venüs'ü hatırlatır, adıyla Seres'i.


Visnu'nun çeşitli sıfatları var: Savayambu (kendiliğinden varolan), Ananta (sonsuz), Hari (kendine bağlayan, çeken), Mukunta (kurtarıcı), Madhava (baldan), Kesava (uzun saçlı), Narayana (varlıkların kaynağı ve barınağı).


Kainat yok olur, yeniden yaratılır, yeniden yok olur. Visnu dinlenir arada. Sulara uzanır, Ejder Sesa'nın yelpaze biçiminde yedi başı, Visnu'nun üstünde bir çardak. Visnu ölmemiştir, yeni evrenler yaratacak. Visnu kah dinlenir, kah çalışır. Her
devre milyonlarca yıl sürebilir, ama büyük bir düzenle kovalar birbirini. Hint, Tanrı’nın soluk alıp verişi sayar bu devreleri. Kainatın her yaratılışında Visnu yeniden toprağa iner. Avatar: iniş.


Visnu'nun belli başlı on avatar'i var:


Balık avatari, eski bir tufan geleneğini aksettirir. Manu'nun gemisine kılavuzluk eden balık Visnu'dur, altın pullu ve tek boynuzlu, alamet bir balık. Ejder Vasuki'yi halat gibi kullanan Manu, gemisini balığın boynuzuna bağlar. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler böylece yok olmaktan kurtulur.


Yaban domuzu avatari'nda, sular altında kalan toprağı ifritler ele geçirmiş. Visnu yaban domuzu olup sulara dalar, ifriti öldürür ve toprağı boynuzu ile su yüzüne çıkarır.
Kaplumbağa avatari'nda, ölümsüzlük iksirine kavuşmak için Tanrılar'la Asuralar elele verip süt denizini çalkalarlar. Çomak diye kullanılan Mandara dağı toprağın. derinliklerine kadar inmesin diye Visnu kaplumbağa heyetinde belirir ve dağa dayanaklık eder.


Hazretin bütün avatarlarini saymaya lüzum yok: Cüce, aslan vs. Ama Visnu'nun en sevimli, en insanca avatari Krisna.


Krisna, Mathura'da dünyaya gelir. Annesi, Devaki; dayısı, hükümdar Kamsa. Bir kahin, yeğeni tarafından öldürüleceğini haber vermiş Kamsa'ya... Krisna dayısının şerrinden bir hileyle kurtarılır. Yavruyu bir çoban kızıyla değiştirirler. Krisna'nin çocukluğu çobanlar arasında geçer. Arabalar devirir, ağaçları kökünden söker, ejderlerle güreşir. lndra'ya bile oyun oynar. "Aman efendim, der çobanlara, lndra'ya neden adaklar sunuyorsunuz? Yağmur onun değil, dağın armağanı. Sürülerinizi besleyen: dağ". Ve dağa çıkarak "dağ benim" diye bağırır, "armağanlarınızı bana sunun". lndra köpürür, çağlayanlar boşaltır gökten. Krisna koca dağı yedi gün yedi gece semsiye gibi havada tutar, dostlarını boğulmaktan kurtarır.


Yıllar geçer Krisna delikanlı olur... Bir gün kahkahalar duyar. Yamuna Irmağı'na yaklaşınca bir de ne görsün? Çırılçıplak çoban kızları sularda oynaşıp yıkanmıyor mu! Elbiselerini yüklendiği gibi yakındaki bir ağaca tırmanır. Kıyıda entarilerini bulamayan kızcağızlar neye uğradıklarını şaşırırlar. Gözleri ağaca takılınca telaşları bir kat daha artar. Tekrar suya dalar, uzaktan yalvarırlar Krisna'ya. Hazret, "yağma yok, der, teker teker gelip karşımda elpençe divan durmadıkça elbiselerinizi vermem" .


Daha ne maceraları var Krisna'nın. Orman kavalı ile çınlar çınlamaz, çoban kızları işlerini güçlerini bırakıp Krisna'nın peşine düşerler. Delikanlı arada bir çıkışır onlara, "yuvanıza dönün?' der. Ama "kurtuluş bendedir" demeyi de ihmal etmez.


Hind'in Neşideler Neşidesi "Gita-Govenda" da onun. Sonunda çoban kızlarından ayrılır Krisna, Mathura'ya döner.

Dayısı Kamsa'nın şerrinden kurtarır insanları. Milyonlarca müridi olan bu çapkın, bu uçarı Tanrı Bhagavad-Gita'da Tanrılar Tanrısı olarak çıkar karşımıza, beklenmedik bir ululuk kazanır.


Bazı yazarlar, Krisna'yi İsa’nın ilk örneği sayar. Onlara göre, Tevrat'la İncil bu eski Dravit Tanrısı’nı gençleştirmiş sadece.


Onu yeni bir din kurucusu, bir peygamber olarak gösterenler de var: İçtimai ehramın zirvesiyle alt tabaka arasında derin bir uçurum vardı diyor Schure, "bir yanda Brahmanlar'ın yüksek kültürü, ötede en kaba inançlara bağlı halk. Kuzeyle Güney iki ayrı dünya. Himalaya'nın bağrında Brahma ile vuslat halinde yasayan mağrur ermişler; güneyde Siva'ya bel bağlayan kalabalık. Uçurum nasıl doldurulacak, Brahma ile Siva nasıl uzlaşabilecekti? Bu muammayı çözmek Himalayalı bir ermişe, Krisna'ya nasip oldu. Kendisinden sonra gelenler, ermişin adını, kurduğu mezhebin Tanrısı’yla kaynaştırdılar. Hintli’yi sonsuzluğa bağlayan, kalbini rikkatle, sevgiyle, rüyayla dolduran Krisna'dır. Hayat bütün yönleriyle sevilmeye değer, bu yeni dine göre... Artık içtimai sınıflardan her birinin kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir Tanrısı vardı. Boynunda insan kellelerinden bir gerdanlık taşıyan o korkunç Siva ile yüce Brahma arasında bir köprü atılmış oluyordu.


Milyonların acısını dindirdi Krisna. Onlara büyük müjdeler getirdi. Kartal Caruda'nın sırtında, gökten toprağa inen, kah ermiş, kah bilge kılığına bürünen Visnu, Siva'nın yaptığı kötülükleri düzeltecekti.


Krisna'nin getirdiği büyük bir yenilik de kadını Tanrılaştırması’dır. Üç büyük Tanrı birer arkadaşa kavuştular. Aşk Himalaya doruklarından, alev alev yanan ovalara büyülü bir rayiha gibi indi.,, (**)

Visnu'nun bir avatarı da Rama avatarı. Rama avatarı'nda "Valmiki'nin yarattığı kahraman, çağdaş Hintli için de en mükemmel insan örneğidir. Rama'nın daima iyiliğin emrindeki barışçı yiğitliği, vazifelerine candan bağlılığı, inceliği, içliliği, anlayışı, baba sevgisi, eşine gösterdiği şefkat, bütün tabiatla hemhal olusu... zamanın silemeyeceği, gölgeleyemeyeceği kadar güzel vasıflardır" (Sylvian Levi).


Ümitsizliğe kapılmayalım. Visnu'nun son avatarı değil Rama. Tanrı, Kalkin adi ile yakında bir daha tecelli edecek, hainler cezalarını bulacaklar. At başlı bir dev olarak zuhur edecek Visnu. O belirdikten sonra her şey düzelecek.


SIVA


Bütün tezatları ahenkleştiren bir Tanrı, hem zaman gibi yıkıcı, hem anne kadar müşfik. Mutluluk da o kaynaktan fışkırır, acılar da. Siva, hazlara aldırış etmeyen ezeli bir çilekeş, ama, müritlerinin gözünde zürriyet Tanrısı. Siva hortlakların, ifritlerin piri. Geceleri mezarlıklarda hora teper, ama hayatı feragatlerle örülü. Şaşmayalım. Ölüm hayata, hayat ölüme açılan birer kapı. Tanrı kainatı raksederek yaratmış, raksederek yıkmış. Tekrar yaratmış raksederek.


Sivacılık bizi ne karamsarlığa sürükler, ne aylaklığa. "Coşun, Evrenle kaynaşın, varlıkların bitip tükenmeyen raksına ayak uydurun" diyen bir felsefe.


Evet Siva'nin bir adi da Nata Raca (Dans Racasi). Hint sanatçısı onu alev saçaklı bir hale ile çevreler. Bu hale: Kosmos.


Günün birinde, doğru yoldan ayrılan on bin risi'yi ziyarete gitmiş hazret. Risiler onu lanetlerle karşılamış. Beddua kar etmeyince, korkunç bir kaplanı saldırtmışlar Tanrı’ya. Siva kaplanın derisini küçük parmağıyla yüzüp ipek bir sal gibi atmış omuzlarına. Risiler korkunç bir yılan halketmişler. Siva çelenk gibi boynuna asmış ejderi. Sonra elinde gürz, bir kara cüce belirmiş. Siva cücenin sırtına basıp raksa başlamış. Birden gök açılmış, Tanrılar bu harikulade raksa alkış tutmuşlar. Risiler de kendinden geçip Siva'nın kutsal ayaklarına kapanmış. Tanrı’nın sırtındaki post, bu maceradan kalma.


Ölümsüzlük iksirini çıkarmak için, Tanrılarla Asuralar elele vermiş. Mandara dağı çomak, ejder Vasuki bu çomağı döndürecek halat. Ama çok geçmeden seller gibi zehir boşanmış ejderin ağzından. Bir zehir ki nereye, neye dokunsa kül ediyor. Siva, evren yok olmasın diye o zehir ırmağını bir solukta içmiş. Gırtlağı yanmış. Siva'ya mor hançereli (Nilanakta) denişi bundan.


Gökten toprağa boşanırken, kainatı tuzla buz etmesin diye, Siva saçlarına hapsetmiş Ganj'i; yedi ırmağa ayırdıktan sonra usulca toprağa boşaltmış.


Parvati Siva'ya aşık olmuş. Ama hazret öylesine dalmış ki çileye, karşısında diz çöken genç kızın farkında bile değil. Tanrılar acımış, Kama’yı yollamışlar. Aşk Tanrısı yayını gerip okunu atacağı sırada Siva'nın gözünden alevler fışkırmış. Yakıp kül etmiş Aşk’ı. Parvati ne yapsın? O da çileye çekilmiş. Günler, aylar geçmiş. Bir gün genç bir zahit belirmiş karşısında "Senin kadar güzel bir kız dünyadan el etek çekmemeli" demiş. Parvati keşişi paylamaya hazırlanırken bir de ne görsün? Karşısındaki Siva değil mi? Tanrı’nın evlenme teklifini bir şartla kabul etmiş: Önce Kama hayata kavuşacak.
Siva'nın karisi Himalaya'nın kızı Parvati. Binbir adı var bu Tanrıça’nın: Uma (nazlı), Beravi (korkunç), Sali (vefakar eş), Gori (parlak), Kali (siyahi), Durga (yaman) ...


Parvati güzeller güzeli. Kocasının yanından ayrılmaz. Kah aşktan konuşurlar, kah felsefeden. Ama bu nazlı, bu ince, bu uysal kadın ifritleri yok etmek için korkunçlaşıverir. Durga olur, Tanrılar'ı tahtından indiren bir ifriti tek başına yok eder. Kali olur, kasıp kavurur ortalığı.


Kali, Hind'in en çok sayılan Tanrıları’ndan biri. Müritleri "siyah ana" derler ona. Çilekeşler Tanrısı’nın vefakar eşi, ifritler ordusunun başbuğu Raktavica'yla bu isim altında çarpışır. Kali ifriti yaralar, ama, dökülen her damla kandan bin ifrit doğar. Kali ifriti haklamak için onun bütün kanını içer. Ve bu parlak zaferin sarhoşluğu ile raksa baslar. Yer gök sarsılır. Tanrılar Siva'ya koşar, "aman, derler, dünya yıkılacak nerdeyse". Siva boşuna yalvarır karısına.. Kali öylesine coşmuştur ki Siva'yı görmez bile, onu da ölüler arasına devirir ve çiğner.


Teni koyu esmer Kali'nin, uzun saçları dağınık. Bir elinde kılıç, ötekinde devin kesik başı. Küpeleri, insan iskeleti. Gerdanlığı kellelerden. Belinde kesik kollardan bir kemer, gözleri sarhoşluktan kan çanağı.


Siva dağ başında murakabeye dalmış, Uma da öyle. Ama kadın bu. Muziplik olsun diye yavaş yavaş efendisine yaklaşmış ve nermin elleriyle gözlerini kapamış Siva'nın. Evren karanlıklara gömülmüş bir anda. Güneş solmuş sararmış. Bütün varlıklar titremeye başlamış zangır zangır. Bereket yeni bir göz belirmiş Tanrı’nın alnında, karanlıklar dağılıvermiş. Bu gözden fışkıran alevler yakıp kül etmiş Himalaya'yı. Dağların kızı Uma, ağlamış, yalvarmış. Dağ yeniden bütün canlılığına, güzelliğine kavuşmuş.


Parvati ile Siva'nın aşklarından Ganesa doğmuş. Bu fil başlı Tanrı, aydınların koruyucusu. Ganesa'ya tacirlerin de saygısı büyük. Hind'in her bankasında heykelcikleri var. Siva'nin iki oğlu daha olmuş. 'Savaş Tanrısı Skanda ile, servet Tanrısı Kubera.


* * *


Siva, Kali... Hind'in bu iki büyük Tanrısı’nı bir de Jean Lahor'dan dinleyelim:

SİVA' YA


"Brahma yarattı onları, Visnu kurtardı.
Ama hepsinden yüce bir Tanrı vardı: Siva,
Dilber ölüm Tanrısı...
Kah bıçak, kah zehir, kah ateş.
Sana yalvaracak Tanrılar,
Sana açılacak insanların eli.
Sen Tanrılar'ın en dayanılmazı, en korkuncu, en güzeli

Hepsini yok edeceksin.
Sakin bakışların süzecek ölüleri.
Yüz binlerce Brahma gelip geçecek,
Yüz binlerce Visnu...
Sen, kainatın akşamında tek başına, dizlerinde kan

O sonsuz gecenin kucağında dimdik kalan.

Kesik, başları sarkacak Tanrılar'ın
Dizi dizi, gerdan
ından.
Siyah hakan!


Dudaklar
ında bir garip türkü,
Sevdi
ğimiz kadınların soluklarından
Daha güzel, daha doyulmaz.
Sonsuz uykusuna dalan ruhlara
Bundan muhte
şem ninni olamaz".


S
İVA' NIN AZABI


"Ölüm Tanr
ısı Siva bir kadın kadar dilber,

Tanrılar birer birer göçecek ve bir aksam,

Mor göğsünde onların kesik başları, Siva

Mukaddes azabını haykıracak boşluğa,

Bakışlarında adem gülümseyecek:

Kainatın ruhuydum eskiden,

Gündüzdüm, geceydim, şafaktım...

Bahar da bendim, yaz da ben, k
ış da ben...

Var eden hayattım, yok eden aşktım
... Sahte ihti
şamıma
Kap
ılan ruhlar birer birer düştü ağıma

Yıldızlarığsümde söndürdüm birer birer.

Kana kana uyuyun, gecem sizin ölüler!

Belki bir gün yeniden doğarsınız, bekleyin.

Belki bir gün canim ses ister, aydınlık ister,

Uçurumları doldurmak için.
içim öylesine s
ıkılıyor ki
Yaln
ızım, korkuncum, karanlığım...

Eskiden de göğsümde taşıyordum gökleri

Ama o zaman da bostu kucağım".


KAL
İ'YE


"Sen, melikesi ç
ılgın aşk gecelerinin,

Kanlı akşamların mehtabı, Sen!
Bak
ışın daha korkunç yılanların zehrinden!

Mor bedenli şehvet ilahesi...


Her yerde haz
ırsın, her anda varsın,

Barışta, savaşta, tufanda varsın...

Umman kamçınla ulur, geceleri...

Ormanda çığlıklar atarsın. .
Bir taze çiçek olursun, bir serin p
ınar olursun,

Ne kadar tatlısın istediğin zaman,

Dayanılmaz bir işvekar olursun,
Ç
ılgınca koşarız ardından.
Sen ey deh
şetler Melikesi!
Kah alt
ından bir aysın, muhteşem
Kah daha muzlimsin, karanl
ıklardan.
Sen ey itir, sen ey name, sen ey adem!

Sen ey gecelerin cazibesi!
Sen ey ok
şamasını bilen yılan
V
ız gelir sana gözyaşlarımız,
Azg
ın buselerinle morarttığın her beden

Kurtlarla sineklere sunduğun birer şölen!"


* * *


Hintli en az iki bin y
ıldan beri Visnu'yla Siva'ya tapıyor. Brahma soyut bir varlık. Visnu'nun göbeğinden bir lotüs fışkırmış. Brahma çıkmış lotüsten, evreni yaratmış. Siva'yla kavgaya tutuşmuşlar. Brahma "ben daha eskiyim" demiş, Siva "ben". Brahma yenilmiş. Ve o günden beri eski itibarini bulamamış.


Hint panteonundaki mabutlar saymakla bitmez. Tanr
ılar'ın, dinlerin, ifritlerin, kahramanların, ağaçların, hayvanların ateşli müritleri var. Üç yüz milyon Tanrı’ya -bir o kadar da cine- inanır halk.


Brahman dehas
ı bu keşmekeşten bir düzen yaratmak istemiş. Tanrılar ehramının zirvesine üç eknum yerleştirmiş: yaratan, ayakta tutan, yok eden yüce teslis: Brahma, Visnu, Siva. Misyonerleri cazip karşılaştırmalara sürükleyen bu üçüzlülük
çok eski inançlar
ın hünerli bir düzenlenişi. Gerçekte böyle bir teslis yok. Trimurti'nin ilki Brahma, bugün bir isimden ibaret. Ötekiler de boyuna birbiriyle çatışmada ve Tanrılar Tanrısı rolüne özenmede.

--------------------------------------------------------------------------------

(*) Jean Lahor takma adini kullanan Fransız hekim ve sair. Asil adi Henry Cazalis (1840-1909). "Doğu düşüncesi ve karamsarlığı etkisinde, çok süslü bir tarzda, her şeyin hiçliğini anlattığı "lllusions" (Hayal) adlı en dikkate değer şiir derlemesini Jean Lahor takma adıyla yayımladı" (Meydan Larousse, Cazalis maddesi). Buradaki şiirler bu eserden alınmadır. Diğer şiir kitaplarının yanısıra Lahor, Hindistan’ın en büyük dini ve felsefi eserlerini incelediği "Histoire de la Litterature Hindoue" (Hint Edebiyatı Tarihi, 1888) adlı bir edebiyat tarihi kitabı da kaleme almıştır.

(**) Sehure (Edouard). L'evolution Divine (Tanr
ılar Geçidi), Perrin, Paris, 1912, s.
119 v.d.

Eserleri
Bu Ülke

Jurnal 1,2

Mağaradakiler

Kırk ambar (Cilt 1)

Kırk ambar (Cilt 2)

Umrandan Uygarlığa

Bir Dünyanın Eşiğinde

Sosyoloji Notları ve Konferanslar

Saint Simon- Ilk Sosyolog, Ilk Sosyalist-

Bir Facianın Hikayesi

Dergilerde Yayımlanan Makaleleri

Röportajlar

Sitemize Üye Olun


Üye olmak istiyorum

Üyeliğimden ayrılmak istiyorum

Destek Siteler

Haber7

Antiemperyalizm

Fildişi Kule

Rabia

Berzah

 
  Copyright by Bu Ülkenin Çocukları | GOWEBCounter by INLINE . Ziyaretçimizsiniz | |