"48 yılımı gömdüm bu sayfalara.
Ben bu sayfalarım, heyecanlarımla, rüyalarımla,
vehimlerimle ben! Bir kitaba bir kıtayı
sığdırmak. Neden olmasın, bir
damla suda bütün deniz yok mu? Hint bir kitabın
ilk cümlesi, onu sizler için yazdım, okursanız
birkaç cümle daha yazarım, okursanız, yani
severseniz"(Cemil Meriç, Jurnal 1).
Sırtını Olemp`e dayamış, gözlerini
Himalaya`nın karlı zirvelerine dikmiştir Cemil
Meriç. Bu kitapta Meriç, okurlarına ak saçlı rişilerin
ilahileri eşliğinde pencap vadilerinde at koşturtuyor.
Kah ölümsüzlerin altın saraylarında geziniyor, kah cehennemin
derinliklerine iniyorsunuz...
Bir Dünyanın Eşiğinde
Kitabından Örnekler
Trimurti: Hind`in
Üç
Büyük Tanrısı
Destanlarla Hind'in
düşünce tarihinde yepyeni bir sayfa açılır: enduizm.
Eski Tanrılar ihtişamlarını kaybederler. Indra'nın
tahtına Brahma kurulur, sonra o da silikleşir yavaş
yavaş.
"Altın dağda bir lotüs var, bağrında
Tanrısal üçgen. Varlıkların başlangıcı
ve kaynağı O. Bu üçgenden lingam yükselir: ezeli Tanrı
ve ezeli Tanrının ortağı lingam, lingam:
hayat ağacı. Bu ağacın üç kabuğu vardır:
ilki Brahma, ortadaki kabuk Visnu, içteki Siva. Tanrılar
ağaç tan ayrıldılar, üçgende yalnız Siva'nin
bekçilik yaptığı sap kaldı".
BRAHMA
Vedalar'daki
ölümsüzlerin belli bir kişilikleri yok.
Hepsi
de rüyadaki şekiller gibi kaypak. Bir bakarsınız
Varuna Indra olur, Indra Agni. En büyük Tanrı o anda kendisine
yalvarılan Tanrıdır.
Hintlinin geniş muhayyelesi, çok geçmeden, görünen günesin
arkasında manevi bir yaratıcı sezer: "başlangıçta
yalnız Saf Varlık vardı, belirsiz ve şekilsiz,
dünyayı O'nun düşüncesi yarattı". Bu varlık
kimdi? Rahipler yüzyıllar sonra ona bir ad bulabildiler,
Veda Tanrılarının en soyutu, kurban sırasında
okunan dua, Brahman idi. Brahmanı en büyük Tanrı yaptılar.
Onlar için dua, herhangi bir Tanrıya yalvarıp yakarıştan
çok, tabiata ferman dinleten kutsal bir kuvvetti.
Brahmanın zaferi, ruhun madde üzerindeki zaferidir. Dua
rahipler kastının bir imtiyazı idi, onu tanrılaştırmak,
kastın kendi kendini Tanrılaştırması
demekti.
Brahma ile ilk defa Manu Kanunlarında karşılaşırız:
"Önce karanlığa gömülüydü evren, görünmüyordu,
sezilmiyordu, kavranmıyordu, uyuyordu sanki. Kendinden varolan
Rab evreni aydınlattı. Varlığından varlıklar
fışkırtmayı düşündü Brahma".
Brahma henüz tek gerçek. Gizli adi: Om. Filozoflar dilinde: Tat.
Brahma uyuyunca varlıklar yok olur, uyanınca, yeni varlıklarla
donanır evren.
Brahma dört yüzlü olarak gösterilir. Ya bir kuğuya biner,
ya bir tavusa ya da bir lotüs yaprağında dinlenir. Karisi
Sarasvati, sakin bir minerva: müzik, şiir, felsefe Tanrıçası.
Sanskrit yazısını O icat etmiş. Bir eliyle
kocasına çiçek uzatır, öteki elinde palmiye yapraklarından
bir kitap. Bazen bir lotüse kurulup vina çalar. Jean Lahor'u(*)
dinleyelim:
BRAHMA
"Ben her şeyin bağrından fışkırdığı
Kaynak,
Ben her şeyin bağrında kaybolduğu Umman...
Ben
Erkek, ben Dişi, ben Kadim,
Ben binbir çehreli Tanrı: Brahma,
Ben Kainatı oynatan Vehim.
Sonsuz ruhum, varlıkların otağı,
Ataların atasıyım, atam yok,
Tanrılar bağrımda doğar, bağrımda
ölür.
Kanımda
ilk şafakları kızıllaştıran,
Ne geceler vardı henüz, ne şafaklar.
Geçmiş benim, Şimdiki An ben, Gelecek ben,
Her şey bende doğar, bana döner,
Ben bütün canlılarım, ben bütün ölüler.
Size Varlık gibi görünür ama,
Rüyamın yarattığı o sayısız dünyalar,
Gecelerimi aydınlatan birer simsek,
Geçici birer parıltı, kaybolan birer hayalet.
Neden bu kadar yalan, diye soracaksınız.
Ruhum rüyalara muhtaçtı, birer yıldızdı bu
rüyalar,
Gamlı
sonsuzluğumu çiçeklendiren,
Ölümsüzlüğün
dehşetini gideren birer yıldız".
Henüz Visnu ile Siva'dan eser yoktur, ama onlar sahneye çıktıktan
sonra Brahma gözden düşer. Artık O, sadece "varlıkların
anası, döl yatağı, ilk bakire, ilk kadın"dır.
Evren yaratılmış, Brahmanın rolü sona ermiştir,
tahtına büyük oğlu Visnu kurulur.
VİSNU
Vedalar çağının Visnu'su bütün kainata isleyen
Işıktı (Vis), üç adımda dolaşıyordu
evreni.
Enduizm
kişiliği bir hayli silik olan bu güneş Tanrısını
ululaştırdı, Hind'in en sevilen Tanrısı
oldu Visnu.
Müritleri lacivert olarak tasarlar onu. Elbisesi sarıdır.
Kartal Caruda'ya biner. Onun da, Brahma gibi, dört kolu var. Biriyle
gürz tutar, ötekileriyle kurs, sedef boru, lotüs. Saltanat sürdüğü
gök altındandır, sarayı mücevherlerden. Tahtı
beyaz lotüslerdir, Visnu'nun. Sağında karısı
Laksmi yer alır. Güzellik, aşk, mutluluk, servet Tanrıçası
Laksmi, denizin çalkanmasından doğmuş. Bir adı
da Sri. Doğusuyla Venüs'ü hatırlatır, adıyla
Seres'i.
Visnu'nun çeşitli sıfatları var: Savayambu (kendiliğinden
varolan), Ananta (sonsuz), Hari (kendine bağlayan, çeken),
Mukunta (kurtarıcı), Madhava (baldan), Kesava (uzun
saçlı), Narayana (varlıkların kaynağı
ve barınağı).
Kainat yok olur, yeniden yaratılır, yeniden yok olur.
Visnu dinlenir arada. Sulara uzanır, Ejder Sesa'nın
yelpaze biçiminde yedi başı, Visnu'nun üstünde bir çardak.
Visnu ölmemiştir, yeni evrenler yaratacak. Visnu kah dinlenir,
kah çalışır. Her
devre milyonlarca yıl sürebilir, ama büyük bir düzenle kovalar
birbirini. Hint, Tanrının soluk alıp verişi
sayar bu devreleri. Kainatın her yaratılışında
Visnu yeniden toprağa iner. Avatar: iniş.
Visnu'nun belli başlı on avatar'i var:
Balık avatari, eski bir tufan geleneğini aksettirir.
Manu'nun gemisine kılavuzluk eden balık Visnu'dur, altın
pullu ve tek boynuzlu, alamet bir balık. Ejder Vasuki'yi
halat gibi kullanan Manu, gemisini balığın boynuzuna
bağlar. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler böylece yok olmaktan
kurtulur.
Yaban domuzu avatari'nda, sular altında kalan toprağı
ifritler ele geçirmiş. Visnu yaban domuzu olup sulara dalar,
ifriti öldürür ve toprağı boynuzu ile su yüzüne çıkarır.
Kaplumbağa avatari'nda, ölümsüzlük iksirine kavuşmak
için Tanrılar'la Asuralar elele verip süt denizini çalkalarlar.
Çomak diye kullanılan Mandara dağı toprağın.
derinliklerine kadar inmesin diye Visnu kaplumbağa heyetinde
belirir ve dağa dayanaklık eder.
Hazretin bütün avatarlarini saymaya lüzum yok: Cüce, aslan vs.
Ama Visnu'nun en sevimli, en insanca avatari Krisna.
Krisna, Mathura'da dünyaya gelir. Annesi, Devaki; dayısı,
hükümdar Kamsa. Bir kahin, yeğeni tarafından öldürüleceğini
haber vermiş Kamsa'ya... Krisna dayısının
şerrinden bir hileyle kurtarılır. Yavruyu bir çoban
kızıyla değiştirirler. Krisna'nin çocukluğu
çobanlar arasında geçer. Arabalar devirir, ağaçları
kökünden söker, ejderlerle güreşir. lndra'ya bile oyun oynar.
"Aman efendim, der çobanlara, lndra'ya neden adaklar sunuyorsunuz?
Yağmur onun değil, dağın armağanı.
Sürülerinizi besleyen: dağ". Ve dağa çıkarak
"dağ benim" diye bağırır, "armağanlarınızı
bana sunun". lndra köpürür, çağlayanlar boşaltır
gökten. Krisna koca dağı yedi gün yedi gece semsiye
gibi havada tutar, dostlarını boğulmaktan kurtarır.
Yıllar geçer Krisna delikanlı olur... Bir gün kahkahalar
duyar. Yamuna Irmağı'na yaklaşınca bir de
ne görsün? Çırılçıplak çoban kızları
sularda oynaşıp yıkanmıyor mu! Elbiselerini
yüklendiği gibi yakındaki bir ağaca tırmanır.
Kıyıda entarilerini bulamayan kızcağızlar
neye uğradıklarını şaşırırlar.
Gözleri ağaca takılınca telaşları bir
kat daha artar. Tekrar suya dalar, uzaktan yalvarırlar Krisna'ya.
Hazret, "yağma yok, der, teker teker gelip karşımda
elpençe divan durmadıkça elbiselerinizi vermem" .
Daha ne maceraları var Krisna'nın. Orman kavalı
ile çınlar çınlamaz, çoban kızları işlerini
güçlerini bırakıp Krisna'nın peşine düşerler.
Delikanlı arada bir çıkışır onlara, "yuvanıza
dönün?' der. Ama "kurtuluş bendedir" demeyi de
ihmal etmez.
Hind'in Neşideler Neşidesi "Gita-Govenda"
da onun. Sonunda çoban kızlarından ayrılır
Krisna, Mathura'ya döner.
Dayısı Kamsa'nın şerrinden kurtarır insanları.
Milyonlarca müridi olan bu çapkın, bu uçarı Tanrı
Bhagavad-Gita'da Tanrılar Tanrısı olarak çıkar
karşımıza, beklenmedik bir ululuk kazanır.
Bazı yazarlar, Krisna'yi İsanın ilk örneği
sayar. Onlara göre, Tevrat'la İncil bu eski Dravit Tanrısını
gençleştirmiş sadece.
Onu yeni bir din kurucusu, bir peygamber olarak gösterenler de
var: İçtimai ehramın zirvesiyle alt tabaka arasında
derin bir uçurum vardı diyor Schure, "bir yanda Brahmanlar'ın
yüksek kültürü, ötede en kaba inançlara bağlı halk.
Kuzeyle Güney iki ayrı dünya. Himalaya'nın bağrında
Brahma ile vuslat halinde yasayan mağrur ermişler; güneyde
Siva'ya bel bağlayan kalabalık. Uçurum nasıl doldurulacak,
Brahma ile Siva nasıl uzlaşabilecekti? Bu muammayı
çözmek Himalayalı bir ermişe, Krisna'ya nasip oldu.
Kendisinden sonra gelenler, ermişin adını, kurduğu
mezhebin Tanrısıyla kaynaştırdılar.
Hintliyi sonsuzluğa bağlayan, kalbini rikkatle, sevgiyle,
rüyayla dolduran Krisna'dır. Hayat bütün yönleriyle sevilmeye
değer, bu yeni dine göre... Artık içtimai sınıflardan
her birinin kendi ihtiyaçlarını karşılayan
bir Tanrısı vardı. Boynunda insan kellelerinden
bir gerdanlık taşıyan o korkunç Siva ile yüce Brahma
arasında bir köprü atılmış oluyordu.
Milyonların acısını dindirdi Krisna. Onlara
büyük müjdeler getirdi. Kartal Caruda'nın sırtında,
gökten toprağa inen, kah ermiş, kah bilge kılığına
bürünen Visnu, Siva'nın yaptığı kötülükleri
düzeltecekti.
Krisna'nin getirdiği büyük bir yenilik de kadını
Tanrılaştırmasıdır. Üç büyük Tanrı
birer arkadaşa kavuştular. Aşk Himalaya doruklarından,
alev alev yanan ovalara büyülü bir rayiha gibi indi.,, (**)
Visnu'nun
bir avatarı da Rama avatarı. Rama avatarı'nda "Valmiki'nin
yarattığı kahraman, çağdaş Hintli için
de en mükemmel insan örneğidir. Rama'nın daima iyiliğin
emrindeki barışçı yiğitliği, vazifelerine
candan bağlılığı, inceliği, içliliği,
anlayışı, baba sevgisi, eşine gösterdiği
şefkat, bütün tabiatla hemhal olusu... zamanın silemeyeceği,
gölgeleyemeyeceği kadar güzel vasıflardır"
(Sylvian Levi).
Ümitsizliğe kapılmayalım. Visnu'nun son avatarı
değil Rama. Tanrı, Kalkin adi ile yakında bir daha
tecelli edecek, hainler cezalarını bulacaklar. At başlı
bir dev olarak zuhur edecek Visnu. O belirdikten sonra her şey
düzelecek.
SIVA
Bütün tezatları ahenkleştiren bir Tanrı, hem zaman
gibi yıkıcı, hem anne kadar müşfik. Mutluluk
da o kaynaktan fışkırır, acılar da. Siva,
hazlara aldırış etmeyen ezeli bir çilekeş,
ama, müritlerinin gözünde zürriyet Tanrısı. Siva hortlakların,
ifritlerin piri. Geceleri mezarlıklarda hora teper, ama hayatı
feragatlerle örülü. Şaşmayalım. Ölüm hayata, hayat
ölüme açılan birer kapı. Tanrı kainatı raksederek
yaratmış, raksederek yıkmış. Tekrar yaratmış
raksederek.
Sivacılık bizi ne karamsarlığa sürükler, ne
aylaklığa. "Coşun, Evrenle kaynaşın,
varlıkların bitip tükenmeyen raksına ayak uydurun"
diyen bir felsefe.
Evet Siva'nin bir adi da Nata Raca (Dans Racasi). Hint sanatçısı
onu alev saçaklı bir hale ile çevreler. Bu hale: Kosmos.
Günün birinde, doğru yoldan ayrılan on bin risi'yi ziyarete
gitmiş hazret. Risiler onu lanetlerle karşılamış.
Beddua kar etmeyince, korkunç bir kaplanı saldırtmışlar
Tanrıya. Siva kaplanın derisini küçük parmağıyla
yüzüp ipek bir sal gibi atmış omuzlarına. Risiler
korkunç bir yılan halketmişler. Siva çelenk gibi boynuna
asmış ejderi. Sonra elinde gürz, bir kara cüce belirmiş.
Siva cücenin sırtına basıp raksa başlamış.
Birden gök açılmış, Tanrılar bu harikulade
raksa alkış tutmuşlar. Risiler de kendinden geçip
Siva'nın kutsal ayaklarına kapanmış. Tanrının
sırtındaki post, bu maceradan kalma.
Ölümsüzlük iksirini çıkarmak için, Tanrılarla Asuralar
elele vermiş. Mandara dağı çomak, ejder Vasuki
bu çomağı döndürecek halat. Ama çok geçmeden seller
gibi zehir boşanmış ejderin ağzından.
Bir zehir ki nereye, neye dokunsa kül ediyor. Siva, evren yok
olmasın diye o zehir ırmağını bir solukta
içmiş. Gırtlağı yanmış. Siva'ya
mor hançereli (Nilanakta) denişi bundan.
Gökten toprağa boşanırken, kainatı tuzla buz
etmesin diye, Siva saçlarına hapsetmiş Ganj'i; yedi
ırmağa ayırdıktan sonra usulca toprağa
boşaltmış.
Parvati Siva'ya aşık olmuş. Ama hazret öylesine
dalmış ki çileye, karşısında diz çöken
genç kızın farkında bile değil. Tanrılar
acımış, Kamayı yollamışlar. Aşk
Tanrısı yayını gerip okunu atacağı
sırada Siva'nın gözünden alevler fışkırmış.
Yakıp kül etmiş Aşkı. Parvati ne yapsın?
O da çileye çekilmiş. Günler, aylar geçmiş. Bir gün
genç bir zahit belirmiş karşısında "Senin
kadar güzel bir kız dünyadan el etek çekmemeli" demiş.
Parvati keşişi paylamaya hazırlanırken bir
de ne görsün? Karşısındaki Siva değil mi?
Tanrının evlenme teklifini bir şartla kabul etmiş:
Önce Kama hayata kavuşacak.
Siva'nın karisi Himalaya'nın kızı Parvati.
Binbir adı var bu Tanrıçanın: Uma (nazlı),
Beravi (korkunç), Sali (vefakar eş), Gori (parlak), Kali
(siyahi), Durga (yaman) ...
Parvati güzeller güzeli. Kocasının yanından ayrılmaz.
Kah aşktan konuşurlar, kah felsefeden. Ama bu nazlı,
bu ince, bu uysal kadın ifritleri yok etmek için korkunçlaşıverir.
Durga olur, Tanrılar'ı tahtından indiren bir ifriti
tek başına yok eder. Kali olur, kasıp kavurur ortalığı.
Kali, Hind'in en çok sayılan Tanrılarından biri.
Müritleri "siyah ana" derler ona. Çilekeşler Tanrısının
vefakar eşi, ifritler ordusunun başbuğu Raktavica'yla
bu isim altında çarpışır. Kali ifriti yaralar,
ama, dökülen her damla kandan bin ifrit doğar. Kali ifriti
haklamak için onun bütün kanını içer. Ve bu parlak zaferin
sarhoşluğu ile raksa baslar. Yer gök sarsılır.
Tanrılar Siva'ya koşar, "aman, derler, dünya yıkılacak
nerdeyse". Siva boşuna yalvarır karısına..
Kali öylesine coşmuştur ki Siva'yı görmez bile,
onu da ölüler arasına devirir ve çiğner.
Teni koyu esmer Kali'nin, uzun saçları dağınık.
Bir elinde kılıç, ötekinde devin kesik başı.
Küpeleri, insan iskeleti. Gerdanlığı kellelerden.
Belinde kesik kollardan bir kemer, gözleri sarhoşluktan kan
çanağı.
Siva dağ başında murakabeye dalmış, Uma
da öyle. Ama kadın bu. Muziplik olsun diye yavaş yavaş
efendisine yaklaşmış ve nermin elleriyle gözlerini
kapamış Siva'nın. Evren karanlıklara gömülmüş
bir anda. Güneş solmuş sararmış. Bütün varlıklar
titremeye başlamış zangır zangır. Bereket
yeni bir göz belirmiş Tanrının alnında, karanlıklar
dağılıvermiş. Bu gözden fışkıran
alevler yakıp kül etmiş Himalaya'yı. Dağların
kızı Uma, ağlamış, yalvarmış.
Dağ yeniden bütün canlılığına, güzelliğine
kavuşmuş.
Parvati ile Siva'nın aşklarından Ganesa doğmuş.
Bu fil başlı Tanrı, aydınların koruyucusu.
Ganesa'ya tacirlerin de saygısı büyük. Hind'in her bankasında
heykelcikleri var. Siva'nin iki oğlu daha olmuş. 'Savaş
Tanrısı Skanda ile, servet Tanrısı Kubera.
* * *
Siva, Kali... Hind'in bu iki büyük Tanrısını bir
de Jean Lahor'dan dinleyelim:
SİVA' YA
"Brahma yarattı onları, Visnu kurtardı.
Ama hepsinden yüce bir Tanrı vardı: Siva,
Dilber ölüm Tanrısı...
Kah bıçak, kah zehir, kah ateş.
Sana yalvaracak Tanrılar,
Sana açılacak insanların eli.
Sen Tanrılar'ın en dayanılmazı, en korkuncu,
en güzeli
Hepsini
yok edeceksin.
Sakin bakışların süzecek ölüleri.
Yüz binlerce Brahma gelip geçecek,
Yüz binlerce Visnu...
Sen, kainatın akşamında tek başına, dizlerinde
kan
O
sonsuz gecenin kucağında dimdik kalan.
Kesik,
başları
sarkacak Tanrılar'ın
Dizi dizi, gerdanından.
Siyah hakan!
Dudaklarında
bir garip türkü,
Sevdiğimiz
kadınların
soluklarından
Daha güzel, daha doyulmaz.
Sonsuz uykusuna dalan ruhlara
Bundan muhteşem
ninni olamaz".
SİVA'
NIN AZABI
"Ölüm Tanrısı
Siva bir kadın
kadar dilber,
Tanrılar
birer birer göçecek ve bir aksam,
Mor
göğsünde
onların kesik başları,
Siva
Mukaddes
azabını
haykıracak
boşluğa,
Bakışlarında
adem gülümseyecek:
Kainatın
ruhuydum eskiden,
Gündüzdüm,
geceydim, şafaktım...
Bahar da bendim, yaz da ben, kış
da ben...
Var
eden hayattım,
yok eden aşktım
... Sahte ihtişamıma
Kapılan
ruhlar birer birer düştü
ağıma
Yıldızları
göğsümde
söndürdüm birer birer.
Kana
kana uyuyun, gecem sizin ölüler!
Belki
bir gün yeniden doğarsınız,
bekleyin.
Belki
bir gün canim ses ister, aydınlık
ister,
Uçurumları
doldurmak için.
içim öylesine sıkılıyor
ki
Yalnızım, korkuncum, karanlığım...
Eskiden
de göğsümde
taşıyordum gökleri
Ama
o zaman da bostu kucağım".
KALİ'YE
"Sen, melikesi çılgın
aşk
gecelerinin,
Kanlı
akşamların
mehtabı, Sen!
Bakışın
daha korkunç yılanların zehrinden!
Mor
bedenli şehvet
ilahesi...
Her yerde hazırsın,
her anda varsın,
Barışta,
savaşta, tufanda varsın...
Umman
kamçınla
ulur, geceleri...
Ormanda
çığlıklar
atarsın.
.
Bir taze çiçek olursun, bir serin pınar olursun,
Ne
kadar tatlısın
istediğin
zaman,
Dayanılmaz
bir işvekar olursun,
Çılgınca koşarız
ardından.
Sen ey dehşetler
Melikesi!
Kah altından
bir aysın,
muhteşem
Kah daha muzlimsin, karanlıklardan.
Sen ey itir, sen ey name, sen ey adem!
Sen
ey gecelerin cazibesi!
Sen ey okşamasını
bilen yılan
Vız
gelir sana gözyaşlarımız,
Azgın
buselerinle morarttığın
her beden
Kurtlarla
sineklere sunduğun
birer şölen!"
* * *
Hintli en az iki bin yıldan
beri Visnu'yla Siva'ya tapıyor.
Brahma soyut bir varlık.
Visnu'nun göbeğinden
bir lotüs fışkırmış.
Brahma çıkmış
lotüsten, evreni yaratmış.
Siva'yla kavgaya tutuşmuşlar.
Brahma "ben daha eskiyim" demiş, Siva "ben". Brahma yenilmiş.
Ve o günden beri eski itibarini bulamamış.
Hint panteonundaki mabutlar saymakla bitmez. Tanrılar'ın,
dinlerin, ifritlerin, kahramanların,
ağaçların,
hayvanların
ateşli
müritleri var. Üç yüz milyon Tanrıya
-bir o kadar da cine- inanır
halk.
Brahman dehası
bu keşmekeşten
bir düzen yaratmak istemiş.
Tanrılar
ehramının
zirvesine üç eknum yerleştirmiş:
yaratan, ayakta tutan, yok eden yüce teslis: Brahma, Visnu, Siva.
Misyonerleri cazip karşılaştırmalara
sürükleyen bu üçüzlülük
çok eski inançların
hünerli bir düzenlenişi.
Gerçekte böyle bir teslis yok. Trimurti'nin ilki Brahma, bugün
bir isimden ibaret. Ötekiler de boyuna birbiriyle çatışmada
ve Tanrılar Tanrısı
rolüne özenmede.
--------------------------------------------------------------------------------
(*)
Jean Lahor takma adini kullanan Fransız
hekim ve sair. Asil adi Henry Cazalis (1840-1909). "Doğu düşüncesi
ve karamsarlığı
etkisinde, çok süslü bir tarzda, her şeyin
hiçliğini anlattığı
"lllusions" (Hayal) adlı
en dikkate değer
şiir
derlemesini Jean Lahor takma adıyla
yayımladı"
(Meydan Larousse, Cazalis maddesi). Buradaki şiirler
bu eserden alınmadır.
Diğer
şiir
kitaplarının
yanısıra
Lahor, Hindistanın
en büyük dini ve felsefi eserlerini incelediği
"Histoire de la Litterature Hindoue" (Hint Edebiyatı
Tarihi, 1888) adlı
bir edebiyat tarihi kitabı
da kaleme almıştır.
(**) Sehure (Edouard). L'evolution Divine (Tanrılar
Geçidi), Perrin, Paris, 1912, s.
119 v.d.